HZ. NUH (A.S.)'UN PUTPERESTLERİ DAVETTE AZMİ

Somuncu Baba

“Nuh Kavmi'nin putları¸ aslında toplumda sevilen iyi insanların isimlerinden alınmıştı. Bu insanlar ölünce¸ onlardan ayrılmak halka zor geldi¸ şeytanın da devreye girmesiyle onların anısına onların heykelleri yapılıp dikildi. Birkaç kuşak geçince onlar putlaştırıldı. Bu nedenle İslâm¸ putçuluğa kapı aralayan bütün yolları yasaklamıştır.”


Kur'ân'da anlatılan davet metotlarından biri de Hz. Nuh Peygamber'in izlediği yollardır. Peygamberimiz'e ve mü'minlere en güzel davet teknikleri sunmak¸ Müslümanlara karşı işkence ve eziyetlerini artıran müşriklere uyarı¸ mü'minlere de tesellî olmak üzere Mekke döneminin başlarında inen Nuh Sûresi'nde Hz. Nuh (a.s.)'ın daveti anlatılır. Diğer pek çok âyette de onun hayatından kesitler sunulur.


Nuh (a.s.)¸ 950-1000 sene kavminin arasında kalmış¸ putlara tapan kavmini bıkmadan usanmadan¸ tehditlerden yılmadan tevhîde çağırmıştı. Onları dünya ve âhiret azabı ile uyarmış¸ dünyada bolluk ve berekete erebilmeleri için tevbe ve istiğfâra çağırmış¸ lâkin bütün bu uyarı ve çağrılar kavmine fayda vermemişti. Nuh Peygamber gece gündüz¸ gizli açık¸ toplu ve tek tek insanları tevhîde davet etmiş¸ bu konuda meşrû olan her yolu denemişti. Onların inanmayacaklarını anlayınca¸ Yüce Rabbimiz de kendisini bu konuda bilgilendirince¸ onlara bedduâ etmişti.


“Biz Nûh'u kavmine gönderdik: Onlara acı bir azâp gelmezden önce kavmini uyar¸ diye.


Ey kavmim¸ dedi¸ ben sizin için açık bir uyarıcıyım¸ Allah'a kulluk edin¸ O'ndan korkun¸ bana da itâat edin.”1


“Size ne oluyor ki¸ Allâh'a saygı duyup O'nu lâyıkıyla büyüklemiyorsunuz? Oysa O¸ sizi aşama aşama yarattı.”2


“Bu öğütlerin hiçbirinin fayda vermediğini gören Nûh dedi ki: ‘Rabbim¸ yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan¸ kullarını saptırırlar ve sadece ahlâksız¸ nânkör insanlar doğururlar.”3


“And olsun ki¸ Nuh'u milletine gönderdik; aralarında dokuz yüz elli yıl kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken¸ tufan onları yakalayıverdi.”4


Nuh Peygamber¸ tevhîde davet yolunda yapılması gerekenleri layığıyla yerine getirdikten sonra¸ artık yapacak bir şey kalmadıktan sonra kavmine bedduâ etmiştir. Onun bedduâsı¸ onların başkalarını da saptıracakları endişesi ile idi.


Nuh Peygamber'in tevhîd mücâdelesi¸ başka sûrelerde de anlatılır. Bu âyetlerde onun bin yıla varan daveti¸ kavminin tepkisi¸ tehditleri¸ ona deli demeleri¸ ona inananları tahkir etmeleri¸ onu taşlama ve ölümle tehdit etmeleri¸ Hz. Nuh (a.s.)'ın bedduâları¸ nihâyet inanmayan oğlunun ve halkının hazin sonu anlatılır.5


Kavminin Putları


“İnsanlara: ‘Sakın tanrılarınızı bırakmayın¸ Ved¸ Süva¸ Yaguş Yeuk ve Nesr putlarından aslâ vazgeçmeyin.' dediler. Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zâlimlerin sadece şaşkınlığını artır.”6


Nuh Kavmi'nin putları¸ aslında toplumda sevilen iyi insanların isimlerinden alınmıştı. Bu insanlar ölünce¸ onlardan ayrılmak halka zor geldi¸ şeytanın da devreye girmesiyle onların anısına onların heykelleri yapılıp dikildi. Birkaç kuşak geçince onlar putlaştırıldı. Bu nedenle İslâm¸ putçuluğa kapı aralayan bütün yolları yasaklamıştır.


Bu tarihî olaydan da anlıyoruz ki¸ bir şeyin iyi niyetle ortaya çıkması¸ onun iyi ve doğru olmasını gerektirmez. Önemli olan¸ ortaya çıkan şeyin iyi ve hayır olmasıdır. Onlar¸ o sâlih insanları anmak ve hatıratını yaşatmak için onların heykellerini diktiler¸ ancak sonuçta bu iş kontrolden çıktı ve gelen nesiller onlara tapmaya başladılar. Elbette onlar o putların yaratıcı olduğunu söylemiyorlardı¸ ancak onların kendilerini Yüce Yaratıcıya yaklaştıracağını iddiâ ediyorlardı. Tıpkı Mekke müşrikleri gibi: “Dikkat edin¸ hâlis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: Onlara¸ bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz¸ derler.”7



Tevbe Kapısı Her Günahkâra Her Zaman Açıktır


Nuh Peygamber¸ bunca günah ve isyanlarına rağmen tevbe ederlerse Yüce Allah'ın kendilerini affedebileceğini söyleyerek günahkârlara ve inkârcılara tevbe kapısının her zaman açık olduğunu haber vermiştir.


Buna göre davet adamı¸ karşısındaki insanlar ne kadar günahkâr ve azgın olursa olsun¸ onları muhâtap olarak kabul etmeli¸ davetini onlara ulaştırmalı ve herkes için Yüce Allah'ın tevbe kapısının¸ her zaman açık olduğunu ilan etmelidir.


Kur'ân'da Nuh Kavmi'nin helâk edilmelerinin anlatılması¸ Mekke müşriklerine ve kıyâmete kadar gelecek olan inkârcılara bir uyarıdır. Mesaj açıktır: Aklınızı başınıza alın¸ tevhîde girin dünya ve âhiretinizi kurtarın; tevbe ederseniz günahınız ne kadar çok ve büyük olursa olsun Yüce Allah sizi bağışlar¸ aksi takdirde inkâr ve isyanda ısrar ederseniz dünya ve âhirette helâkten kurtulamazsınız.



Nuh Peygamber'in Helâk Olan Oğlu ve Hanımı


Kıssada Hz. Nuh (a.s.)'ın inanmayan oğlu ve karısı da anlatılmaktadır. Sonuçta inanmayan oğul ve kadın helâk olmaktan kurtulamamıştır. Peygamber kocaya ve peygamber babaya rağmen. Demek ki¸ peygambere yahut bir büyüğe yakın olmak¸ kurtuluş için yeterli değildir. Elbette güzel insanların yakını olmak güzeldir. Ancak onların yolunda olunursa¸ onlara yaraşır yakın olunursa güzel ve anlamlıdır.


Gemi¸ dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken¸ Nuh¸ bir kenarda ayrı kalmış olan oğluna: Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel¸ kâfirlerle birlik olma¸ diye seslendi.


Oğlu: ‘Dağa sığınırım¸ beni sudan kurtarır.' deyince¸ Nuh: ‘Bugün Allah'ın buyruğundan O'nun acıdıkları dışında kurtulacak yoktur.' dedi. Aralarına dalga girdi¸ oğlu da boğulanlara karıştı.”8


İnkârcı oğul¸ helâkin sudan olacağını sandı; oysa helâk edici Yüce Allah'tı. Yine o¸ kurtuluşun dağa sığınmakla olacağını düşündü; oysa asıl kurtarıcı Yüce Mevlâ idi. İnkârcı evlat¸ aklına ve kendi gücüne güvendi. Oysa iman olmadan akıl tek başına yetmezdi¸ Yüce Yaratıcı'nın gücü karşısında hiçbir güç duramazdı.


“Nuh Rabbine seslendi: ‘Rabbim! Oğlum benim ailemdendi. Doğrusu Senin va'din haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.' dedi.


Allah: ‘Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz; çünkü kötü bir iş işlemiştir; öyleyse bilmediğin şeyi Benden isteme. İşte sana öğüt¸ bilgisizlerden olma.' dedi.


‘Rabbim! Bilmediğim şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum dedi.”9


“Allah¸ inkâr edenlere¸ Nuh'un karısıyla Lut'un karısını misâl gösterir: Onlar¸ kullarımızdan iki iyi kulun nikâhı altında iken onlara karşı hâinlik edip inkârlarını gizlemişlerdi de iki peygamber Allah'tan gelen azâbı onlardan savamamıştı. O iki kadına: ‘Cehenneme girenlerle beraber siz de girin.' dendi.”10


Görüldüğü üzere âyetlerde Hz. Nûh (a.s.)'ın inanmayan oğlunun ve karısının helâkten kurtulamadıkları anlatılmaktadır. Bu¸ şanlı tarihine¸ hoca babasına¸ müftü dedesine güvenip mü'minliğinin ve Müslümanlığının gereklerini yerine getirmeyenler için iyi bir derstir.


Nitekim Peygamberimiz¸ “Önce en yakın akrabanı uyar.”11 âyeti indikten sonra yakınlarına hitaben şu uyarıyı yapmıştır:


“Ey Kureyşliler! Ey Abd-i Menâf oğulları! Amcacığım Abbas! Nefislerinizi satın¸ Allah'a¸ O'ndan gelebilecek şeylere karşı nefislerinizi koruma altına alın. Cehennem azâbına karşı tedbirinizi alın. Rabbimden size gelebilecek herhangi bir şeye karşı ben bir şey yapamam.


Halacığım Safiyye! Rabbimden sana gelebilecek herhangi bir şeye karşı ben bir şey yapamam.


Kızcağızım Fatıma! Malımdan dilediğini iste sana vereyim. Rabbimden sana gelebilecek herhangi bir şeye karşı ben bir şey yapamam.”12


Peygamberimiz¸ inkârcı İslâm düşmanı öz amcası Ebû Leheb hakkında¸ “O'nunla benim aramda herhangi bir akrabalık bağı kalmamıştır.” buyurarak asıl yakınlığın tevhîd yakınlığı¸ asıl ve kalıcı bağın din bağı olduğunu vurgulamıştır.


Saâdet Çağı'ndaki şu hadise de meşhurdur: Peygamberimiz döneminde¸ Mahzumoğulları Kabîlesi'ne mensup soylu bir kadın hırsızlık yapmış ve suçu sâbit olmuş¸ elinin kesilmesine karar verilmişti. Kadının kabîlesinden olan bazı kişiler¸ kadının elinin kesilmemesi için Peygamberimiz'e mürâcaat etmeye karar verirler. Ancak doğrudan ona bir şey söylemeye cesâret edemedikleri için¸ Peygamberimiz'in çok sevdiği¸ oğlu gibi gördüğü Zeyd b. Sâbit'in oğlu Üsame'yi araya koyarlar. Sevgilinin Sevgilisi unvanına sahip olan Hz. Üsame¸ durumu Peygamberimiz'e arz eder. Olay karşısında Peygamberimiz'in tavrı çok sert ve nettir:


“Sen kötülükleri önlemek üzere Allah'ın koymuş olduğu cezâlardan bir cezânın affı hakkında mı benimle konuşuyorsun?!


Sizden önceki insanları helâk eden¸ ancak¸ onların içlerinden şerefli ve soylu birisi hırsızlık ettiği zaman onu cezâsız bırakmaları¸ içlerinden fakir ve zayıf biri hırsızlık edince de onun hakkında cezâ uygulamaları idi.


Vallâhî¸ hırsızlığı sâbit olan Mahzum kabilesinden Fatıma değil¸ kızım Fatıma bile olsa¸ ayrım yapmaz ve cezâsını verirdim!”


Sonra da emretti¸ o kadının eli kesildi. Bunun üzerine¸ kadın güzelce tevbe etti ve evlendi.13


Bu kararlı duruşuyla Peygamberimiz¸ suçu sâbit olan ve cezâsı kesinleşmiş olan bir kimsenin cezâsını çekmesinin gereğine işaret buyurmuştur.


Demek ki¸ güzel insanlara yakın olmak¸ tek başına onları dünya ve âhiret azâbından kurtarmaya yetmemektedir. Önemli olan insanın sâlihlerden olması¸ yakını olduğu güzel insanların izinde gitmesidir. Zaten Hz. Âdem (a.s.)'in evlatları olarak bütün insanlar sonuçta peygamber çocukları değil midir?


 


Dipnot



 


1. 71/Nûh¸ 1-3.


2. 71/Nûh¸ 13-14.


3. 71/Nûh¸ 26-27.


4. 29/Ankebût¸ 14.


5. Bkz. 7/59-64¸ 10/71-73¸ 11/25-49¸ 23/23-30¸ 26/105- 122¸ 29/14-15¸ 37/75-82¸ 54/16¸ 71/1-28


6. 71/Nûh¸ 23-24.


7. 39/Zümer¸ 3.


8. 11/Hûd¸ 42-43.


9. 11/Hûd¸ 45-47.


10. 66/Tahrîm¸ 10.


11. 26/Şuar⸠214.


12. İbnü'l-Cevzî¸ Zâdü'l-Mesîr; İbn Kesîr¸ Tefsîr.


13. M. Asım Köksal¸ İslam Tarihi¸ VI/477-478.

Sayfayı Paylaş