HZ. LOKMAN'DAN BİR KİŞİLİK VAAZ

Somuncu Baba

“Dinimiz¸ ruh sağlığı kadar beden sağlığına¸ ruh temizliği kadar beden temizliğine¸ ruhun gıdalanması kadar bedenin beslemesine de büyük önem vermiştir. Moral tedâvî¸ psikolojik tedâvî¸ metânet gibi mânevî şeylerin bedenî hastalıkların tedâvîsinde önemli rol oynadığı herkesin malumudur.”

Hz. Lokman¸ peygamber olup olmadığı ihtilaflı olan bir Kur'ân kahramanıdır. Onun peygamber olabileceği söylenirken¸ genel olarak onun Hz. Davud Peygamber döneminde yaşamış bir hikmet adamı olduğu üzerinde durulur.


Kültürümüzde Lokman Hekim¸ daha çok tıp alanında ün yapmış bir kahramanın adıdır. Oysa Kur'ân'daki Lokman'a ait hikmetlerde¸ mânevî hastalıkların şifasına yönelik hikmetler anlatılır. Gerçi mânevî hastalıklar ile maddî hastalıklar arasında yakın ilişki vardır. Bunlar birbirini tetikler. Bu yüzden dinimiz¸ ruh sağlığı kadar beden sağlığına¸ ruh temizliği kadar beden temizliğine¸ ruhun gıdalanması kadar bedenin beslemesine de büyük önem vermiştir. Moral tedâvî¸ psikolojik tedâvî¸ metanet gibi mânevî şeylerin bedenî hastalıkların tedâvîsinde önemli rol oynadığı herkesin malumudur.


Kur'ân¸ bir suresine isim olan Hz. Lokman'ı bize şu ayetlerde anlatır:


“Andolsun biz Lokman'a: Allah'a şükret¸ diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki¸ Allah hiçbir şeye muhtaç değildir¸ her türlü övgüye lâyıktır.”


“Hani Lokman¸ oğluna öğüt vererek: ‘Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk¸ büyük bir zulümdür' demişti.”


“Biz insana¸ ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana şükret¸ sonra da ana-babana teşekkür et diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.”


“Eğer onlar seni¸ hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa¸ onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size¸ yapmış olduklarınızı haber veririm.”


“(Lokman¸ öğütlerine devamla şöyle demişti:) ‘Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük)¸ bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu¸ bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa¸ yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah¸ en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.”


“Yavrucuğum! Namazı kıl¸ iyiliği emret¸ kötülükten vazgeçirmeye çalış¸ başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar¸ azmedilmeye değer işlerdir.”


“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah¸ kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.”


“Yürüyüşünde tabiî ol¸ sesini alçalt. Unutma ki¸ seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (31/Lokmân¸ 12¸ 13¸ 14¸ 15¸ 16¸ 17¸ 18¸ 19)


Bu anlatılanlardan dikkatimizi çeken hikmetleri şu şekilde sıralayabiliriz:


Hz. Lokman¸ oğlunu karşısına almış ve ona va'z etmektedir. Demek ki va'zda muhatapların sayıca çok olmasından ziyade¸ muhatabın insan olması ve öğüdü dinler konumda olması önemlidir. Bu yüzden bizler¸ hiç bir muhatabımızı küçümsemeden onlara hakikatleri ulaştırmaya gayret etmeliyiz. Nitekim Yüce Allah¸ hikmet deryası Hz. Lokman'ın o bir kişilik muhataba yaptığı muhteşem va'zını¸ Kur'ân vasıtasıyla asırlardır milyonlara dinletmektedir.


‘Ey Oğulcuğum!'


Hz. Lokman¸ bu bir kişiye yaptığı va'zına ‘Ey oğulcuğum!' diye başlıyor. Bu ifade Hz. Lokman'ın va'zında üç kere tekrar ediliyor. Buna göre davetçi muhatabına baba şefkati ile yaklaşmalı ve ona gönlünü cezbeden ifadelerle hitap etmelidir.


Ayette Yüce Allah ‘Biz' ifadesini kullanarak azametine ve verilen hikmetin muhteşemliğine vurgu yapmaktadır.


“Bilgelik¸ sahih inanç¸ isabetli hüküm¸ doğru konuşma¸ salih amel¸ bilgiyi yerli yerince kullanma¸ gereğini yapma” demek olan hikmet¸ nimetlerin en büyüğüdür ve bu büyük nimete şükür gerekir. Şükür şu şekilde gerçekleşir: Nimetin farkında olmak¸ nimet sahibini tanımak¸ nimeti emanet olarak görmek¸ sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanmak¸ dil ile şükretmek.


Şükür imana¸ nankörlük küfre götürür. Elbette insan¸ her ikisinin de sonucuna katlanır.


Herhangi bir şeyi¸ makamı¸ gücü Yüce Allah'a denk tutma¸ O'nun yetkilerini başkalarına verme demek olan şirk¸ dehşetli bir zulümdür. Tevhîd adalete¸ şirk ise zulme götürür. Allah'ın hakkını çiğneyen¸ başkasının hakkını kolayca çiğner. Tevhîd Allah'ın hakkıdır¸ onu başkasına vermek ise zulümdür.


Yüce Rabbimiz¸ Hz. Lokman'ın tevhîde çağıran sözünden sonra araya girerek bizzat kendisi ana baba hakkını hatırlatıyor. Bu hem ana baba hakkına verilen önemi gösteriyor¸ hem de mesajın etkinliğini artırıyor. Hz. Lokman¸ Allah'ın hakkını hatırlatıyor; Yüce Allah da ana babanın hakkını hatırlatıyor.


Ayetlerde önce Allah'a şükür¸ sonra ana babaya teşekkür emrediliyor. Yoktan var edene şükür ve varlığa sebep olana teşekkür isteniyor.


Müslüman her zaman ve yerde Allah'ın huzuruna çıkıp yaptıklarının hesabını vereceğini hatırlamalı ve bu bilinci zinde tutmalıdır.


Kişinin İslâm olma ve İslâm'ı yaşamasının önünde¸ ana baba da dâhil hiçbir kimse ve güç duramaz. Çünkü Allah'a isyan konusunda hiç kimseye itaat edilmez. İtaat ancak haktadır.


Allah hakkı kul hakkından öncedir. Kul hakkına önem vermek¸ Allah'ın haklarını ötelemeyi gerektirmemelidir.


Müşrik anne babayla bile iyi geçinmeli¸ bir evlat olarak onlara karşı insanî görevler yerine getirilmelidir.


Hayır olsun şer olsun¸ yapılan hiçbir şey küçük görülmemelidir. Çünkü Allah katında hiçbir şey yok olmaz¸ boşa gitmez. Zerre kadar hayır da şer de. Habbe¸ tohum tane demektir. Küçücük bir tohumdan nice büyük ağaçlar ve meyveler yetişir¸ gözle görülemeyen küçücük bir virüsten nice bedenler hasta olur ve yıkılır. Sevap ve günah tohumları da böyledir.


Her günahın insanda açtığı bir yara¸ bıraktığı bir iz vardır. Her hayrın da… İşlenen her günah insan aklından bir parçayı alır götürür¸ bir daha da o parça geri gelemez.


Bunun için günahın büyüğüne küçüğüne bakılmamalı¸ kime karşı işlendiğine bakılmalı. Sevabın da büyüğüne küçüğüne bakılmamalı¸ kimin için işlendiğine bakılmalıdır. Rahmet ve gazab bardağını taşıran şeyin son damla olduğu unutulmamalıdır.


Aktif İnsan


Kur'ân'ın isteği¸ pasif iyi değil¸ aktif iyi olmaktır. Bunun için iyileri ve iyilikleri çoğaltmak gerekir. Bu sebeple iyi-güzel düşünmeli¸ iyi-güzel söylenmeli ve iyi-güzel işler yapılmalıdır.


Namazı ikame¸ iyiliği emir ve kötülükten alıkoyma yolu zorludur¸ sıkıntılara hazır¸ bu yolda kararlı ve sabırlı olunmalıdır.


Sabır: İbadette daim olmaya¸ kabahatten uzak durmaya¸ İslâm yolunda karşılaşılan sıkıntılara¸ sınav için başa gelen belalara katlanmak¸ bunlarla pişmek ve kararlılıkla istikamet üzere ilerlemektir.


Tekbirle büyüklüğü Yüce Allah'a tahsis eden Kur'ân adamı¸ asla büyüklenmez; her konuda olduğu gibi yürüyüş ve sesini kullanmada da ölçülü olur. O¸ kibirli değil¸ onurludur. Müslüman¸ hayat yürüyüşünde dengeli olan kimsedir. Kâmil mü'min¸ dalları yere basan meyveli ağaç gibi iyilik ve güzellikleri arttıkça¸ tevazuu da artan kimsedir.


Meskenet içerisinde olanları Hz. Ömer (r.a.)¸ şöyle uyarır: “Vakarlı yürü¸ İslâm'ı küçük düşürme! Çünkü Müslüman olarak sen İslâm'ı temsil ediyorsun!”


Sözün frekansını değil kalitesini yükseltmek gerekir. Bunun için hikmetle konuşulmalı¸ hikmetli konuşulmalı¸ Hz. Lokman örnek alınmalı¸ Hikmetli Kur'ân'dan ilham alınmalı¸ hikmet kaynağından beslenilmelidir.


Hz. Lokman başta olmak üzere tüm hikmet ehline selam olsun!

Sayfayı Paylaş