HZ. HÂRÛN'UN (A.S.) FESÂHATİ VE İHTİYATLI KARARLARI

Somuncu Baba

"Hz. Mûsâ (a.s.)'ın isteği üzere Yüce Rabb'imiz kardeşi Hârûn'u da peygamber olarak görevlendirdi. İkisi de tabandan tavana insanları Allah'ın dinine çağırmaya başladılar. Allah'tan aldıkları güçle Fir'avun'u da doğru yola davet ettiler."


Rahmetinin en açık göstergesi olarak Yüce Rabb'imiz¸ insanları peygambersiz bırakmamıştır. Gönderdiği peygamberleri vasıtasıyla onları doğru yola çağırmaya ve doğru yolda tutmaya devam etmiştir. Zaman olmuş farklı toplumlara aynı zamanda birden fazla peygamber göndermiş; zaman olmuş aynı topluma birden fazla peygamber göndererek onlara lütufta bulunmuştur. Son Peygamber (s.a.v.)'den önce bu ilâhî yasa hep böyle işlemiştir. Evrensel elçi olarak gönderilen Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) ise bütün insanlığa¸ bütün zamanlara ve bütün coğrafyalara tek peygamber olarak gönderilmiştir.


Yüce Rabb'imiz¸ İsrailoğullarına Hz. Mûsâ Peygamber'ini elçi olarak gönderdi. Hz. Mûs⸠peygamber olmadan önce birbirleriyle kavga eden iki kişiyi aralama girişiminde birinin ölümüne sebep olduğu için oradan ayrılmıştı. Onlara elçi olarak görevlendirildiğinde bunu gerekçe göstermiş ve kendisine kardeşi Hârûn'un yardımcı olarak görevlendirilmesini istemişti. Çünkü Hz. Hârûn¸ toplum nezdinde bu konuda kendisinden daha şâibesiz bir kimse idi. Bu¸ Hz. Mûsâ'nın kardeşine olan düşkünlüğünün de bir delilidir. Genelde kardeşler birbirlerini kıskanırlar. Hz. Mûsâ'nın bu talebi¸ kıskançlık kurdunun esâreti altında olan kardeşler için de bir uyarıdır. Yüce Allah'ın lütfu¸ keremi herkese yetecek kadar geniştir. O'ndan istemelidir.


Ayrıca bu talepte Hz. Mûsâ'nın kendisine tevdi edilen görevin ağırlığının farkında oluşu ve sorumluluğunun bilincinde bir kişi oluşuna işaret vardır.


Kişi ne kadar donanımlı ve yetenekli olursa olsun¸ Yüce Allah'ın yardımına muhtaçtır. Yapılması gerekenleri yaptıktan sonra O'ndan yardım dilemesini bilmelidir.


Yine Hz. Mûsâ'nın bu talebi¸ davet yolunda tertemiz bir geçmişe sahip olmanın gereğine de açık bir işaretti. Onun kardeşini kendisine yardımcı istemesinin bir nedeni ise¸ kardeşinin daha fasih bir dile sahip olmasıydı. Bu konudaki âyetler şöyledir:


Mûsâ: ‘Rabb'im! Göğsümü genişlet¸ işimi kolaylaştır¸ dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Hârûn'u bana vezir yap¸ beni onunla destekle¸ onu görevimde ortak kıl ki¸ Seni daha çok tesbîh edelim ve çokça analım. Şüphesiz sen bizi görmektesin.' dedi.”1


Mûsâ: ‘Rabb'im! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor¸ dilim açılmıyor. Onun için Hârûn'a da elçilik ver. Onların bana isnâd ettikleri bir suç da var. Beni öldürmelerinden korkuyorum.' demişti.”2


Mûsâ: ‘Rabb'im! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Hârûn'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu¸ beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder¸ çünkü beni yalanlamalarından korkarım.' dedi.”3


Âyetlere göre Hz. Mûs⸠dilindeki tutukluluğu gerekçe göstermekte ve kardeşinin daha fasih bir lisana sahip olduğunu ileri sürerek onu da kendisine vezir kılmasını istemektedir. Hz. Mûsâ'nın dilindeki tutukluluk ve kardeşinin fesâhati konusunda farklı yorumlar yapılmıştır. Şöyle ki:


O sırada Hz. Mûsâ'nın dilinde bir tutukluk vardı¸ onun için daha düzgün konuşan kardeşini yardımcı olmasını istedi. Zira davetçi¸ akıcı bir üslûba ve düzgün bir dile sahip olmalıydı. Nitekim Mûsâ (a.s.)'ın dilindeki bu tutukluk¸ ilk âyette geçen “Rabbi'şrah lî” duasını okuyunca izâle oldu.


Bir başka görüşe göre¸ şehirde ve sarayda yetişen genç Mûs⸠şehri terk etmek zorunda kalınca¸ yıllarca Medyen'de kaldı. Kırsal bölgede kalmakla şehir dilinden uzaklaşmış oldu. Kardeşi Hârûn ise şehirde yaşamakla şehir dilini iyi bilmekteydi. Davet için ise şehir dili çok önemliydi. Onun için o¸ kardeşini kendine vezir kılmasını Rabb'inden istedi. Zaten peygamberler şehirli kimselerden seçiliyor ve şehirlerde peygamber olarak görevlendiriliyordu. Bu ilâhî yasa¸ İslâmî hareketin şehir merkezli başladığının da kanıtıdır.


Hz. Hârûn Peygamber'in Tedbir Adamı Oluşu


Hz. Mûsâ (a.s.)'ın isteği üzere Yüce Rabb'imiz kardeşi Hârûn'u da peygamber olarak görevlendirdi. İkisi de tabandan tavana insanları Allah'ın dinine çağırmaya başladılar. Allah'tan aldıkları güçle Fir'avun'u da doğru yola davet ettiler. Olumsuz cevap alınca¸ Yüce Mevlâ'nın emri ile terk-i diyâr eylediler. Peşlerine düşen Fir'avun ve askerleri denizde boğuldular¸ Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn'a inanan İsrailoğulları ise sâhil-i selâmete erdiler. Mûsâ Peygamber¸ kavminin belli bir seviyeye geldiğini düşünerek ilâhî emirleri/yasaları almak üzere Rabb'i ile buluşmaya Tur'a gitti. Kırk gün ve gece sürecek olan bu buluşma süresince kavminin başına Hz. Hârûn'u görevlendirdi. Hârûn (a.s.)¸ Hz. Mûsâ dönünceye kadar kavmi istikâmette tutacak ve onları idare edecekti.


Bu süre zarfında putçu Sâmirî'nin iğvâsı sonucu kavmi yoldan çıktı ve buzağı heykeline tapmaya başladı. Hârûn Peygamber¸ bu kötü gidişâta mâni olmak için elinden geleni gösterdi¸ ancak kavmi arasında büyük fitnelerin çıkmasından endişe duyarak¸ durumu Hz. Mûsâ'nın gelip düzelteceğini düşünerek bekledi. Mûsâ (a.s.)¸ Rabb'inden aldığı levhalarla kavmine döndü. Büyük hayallerle dönen Peygamber'in sevinci kursağında¸ kutsal levhalar elinde kalakaldı. Önce kavmini sorguladı¸ zira sapan bir toplumda en başta gelen sorumlu sapanların kendisi idi. Ardından kardeşi Hârûn'a bu yaşananların hesabını sordu. Çünkü yönetici de sorumlu idi. Üçüncü olarak Sâmirî'ye bunun hesabını sordu. Sâmirî de saptırıcı olarak sorumlu idi.


Hz. Mûsâ'nın kardeşini sorgulamasının sebebi¸ onun kendi vekili olarak sorumlu olması ve bu sorumluluğunun gereğini yerine getirememesiydi. Hz. Mûs⸠işin önem ve ciddiyeti sebebiyle kardeşinin saçından sakalından tutup sert davranmıştır. Hz. Hârun'un¸ babamın oğlu diye değil de anamın oğlu diyerek kardeşini yumuşak davranmaya davet edişi de dikkatlerimizi çekmektedir. Zira bu ifade muhâtabı daha şefkatli olmaya sevk etmektedir. Yine Hz. Hârûn'un kavminin tehditlerinden çekinmesi¸ kavmin arasına ayrılık girmesinden korkması¸ bunun için Hz. Mûsâ'nın dönüşünü beklemeyi uygun görmesi¸ onun toplumsal bir meselede ne kadar ihtiyatlı davrandığını gösterir. Zira kamuyu ilgilendiren konularda acele kararlar¸ verimli sonuçlar doğurmayabilir. Bunun için sorumluluk sahibi kişiler alacakları karaların getirisini ve götürüsünü iyi hesap etmelidirler. Bu hususlar âyetlerde şöyle anlatılır:


Mûsâ'ya otuz gece vâde verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabb'inin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Mûs⸠kardeşi Hârûn'a¸ ‘Milletim içinde benim yerime geç¸ onları ıslah et¸ bozguncuların yoluna gitme.' dedi.”4


Mûs⸠milletine¸ kızgın ve üzgün olarak dönünce ‘Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabb'inizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?' dedi¸ levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Hârûn¸ ‘Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana¸ düşmanları sevindirecek şekilde davranma beni bu zâlim milletle bir sayma.' dedi.”5


Mûsâ gelince ve onların sapıttığını görünce: ‘Hârûn! ‘Seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?' dedi. Hârûn¸ ‘Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun¸ sözüme bakmadın demenden korktum.' dedi.”6


Mûsâ ve Hârûn kardeşler¸ Kur'ân'da okunan kıssalarıyla bizlere ölümsüz mesajlar sunmaya devam ediyorlar. Davet yolunda iki kardeşin elbirliği¸ gönül birliği içinde oluşları… Hayır ve hakta birbirlerine yardımcı ve destek oluşları… Birbirlerini tamamlamaları… Birbirlerini sorgulamaları ve birbirlerine hesap vermeleri… Birbirlerinin hep hayrını-iyiliğini düşünmeleri… Kavimlerinin hidâyeti için azimli ve kararlı çırpınışları… Ve diğer pek çok yönleriyle kalıcı mesajlarını sunmaya devam ediyorlar.


And olsun ki Mûsâ ve Hârûn'a da iyilikte bulunmuştuk. İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık. Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi. Her ikisine de¸ apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik. Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik. Sonra gelenler içinde ‘Mûsâ ve Hârûn'a selam olsun.' diye iyi birer ün bıraktık. Doğrusu Biz¸ iyileri böylece mükâfatlandırırız. İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.”7


 


Dipnot


1. 20/Tah⸠20-35.
2. 26/Şuar⸠12-14.
3. 28/Kasas¸ 33-34.
4. 7/A'râf¸ 142
5. 7/A'râf¸ 150
6. 20/Tâh⸠92-94
7. 37/Sâffât¸ 114-122

Sayfayı Paylaş