HIRSIZLIK, HAKLARA TECÂVÜZDÜR

Somuncu Baba

"Dinimiz¸ kul hakkına tecâvüzü büyük günahlardan sayarak kötülüğe meyyal olan insanları eğitmeyi¸ onları kötülüklerden alıkoymak için gerekli tedbirleri almayı öncelikler arasına koyar. İslâm'a göre harama götüren yollar da haramdır¸ onlar da kapalı tutulmalı¸ insanlar haram işlemeye yönelmemeli ve yönlendirilmemeli ve haram işlemelerinin önü alınmalıdır."

Yüce Rabbimiz¸ insanı kendi ayakları üzerinde duracak şekilde donanımlı yaratmıştır. Ona hem akıl vermiş hem de fiziksel güç vermiştir. İnsan¸ kendisine verilen bu güçleri işletir ve yerli yerince kullanırsa temel ihtiyaçlarını karşılayabilir. İlâhî irade¸ hiçbir kulunu ihmal etmemiştir. İlâhî taksimde her insana pek çok nimet sunulmuştur.


Yüce Yaratıcı¸ insanlar birbirlerinin hizmetlerini görsünler¸ birbirlerine destek olsunlar¸ hayatı birlikte yaşasınlar diye de kullarını maddî yönlerden farklı seviyelerde yaratmıştır.


"Sizi yeryüzünün halifeleri kılan¸ size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin¸ cezâsı çabuk olandır ve gerçekten O¸ bağışlayan merhamet edendir."[1]


"Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır."[2]


"Allah'ın sizi¸ birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin."[3]


İnsana düşen¸ önce insanlar arasında paylaştırılan pastadan nasiplenmek için elinden geldiğince çalışması¸ nihâyetinde ise bu ilâhî paylaşıma rızâ göstermesidir. Onun bu formüle uygun hareket etmesi¸ hem kendisinin hem de başkalarının hayrınadır.


Ne var ki bazı insanlar üzerlerine düşen görevleri yapmazlar¸ kazanabilecekleri kadarını kazanmak için çalışmazlar¸ sonuçta ihtiyaçlarını gidermek için de başkalarının haklarına göz dikerler ve haksız yere onlardan yararlanmaya kalkarlar. Gece gündüz¸ değişik yöntemlerle başkalarının hakkı olan mallardan çalıp çırpmaya¸ gasp etmeye çalışırlar. Çalıp çırpmak için harcadıkları mesâiyi¸ helâl yollardan kazanmak için harcasalar daha risksiz ve daha hayırlı yollardan ihtiyaçlarını temin etmiş olacaklardır. Ama bunu yapmazlar. Zira özlerindeki Allah ve âhiret inancı zayıflamış ve bunun yerini terlemeden elde etme hırsı kaplamıştır.


Yapılan araştırmalara göre¸ hırsızlık yapan pek çok insan¸ muhtaç olduğu ve mecbur kaldığı için değil; hırsızlığı meslek edindikleri için bu işi yapmaktadırlar. Bu da bu insanların ne kadar ruhsal çözülme ve mânevî yıkım içerisinde olduklarını gösterir.


Dinimiz¸ kul hakkına tecâvüzü büyük günahlardan sayarak kötülüğe meyyal olan insanları eğitmeyi¸ onları kötülüklerden alıkoymak için gerekli tedbirleri almayı öncelikleri arasına koyar. İslâm'a göre harama götüren yollar da haramdır¸ onlar da kapalı tutulmalı¸ insanlar haram işlemeye yönelmemeli ve yönlendirilmemeli ve haram işlemelerinin önü alınmalıdır.


İslâm¸ önce hırsızlık¸ gasp gibi cürümlerin büyük günah olduğuna vurgu yapar. Bu günahlara bulaşanların dünya ve âhirette dûçar olacakları cezâlara dikkat çeker. Sorumlu yöneticilerin insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri çalışma imkânlarını hazırlamak zorunda olduklarını belirtir.


Öte yandan dinî görev taksiminde¸ çalışamayacak ve ihtiyaçlarını karşılayamayacak olanların ihtiyaçlarını karşılamakla bazı kimseler yükümlü tutulmuşlardır. Sözgelimi¸ evin hanımı ve daha da önemlisi çocuklarının annesi olan kadının temel ihtiyaçlarını karşılamak kocalarına¸ onlar yoksa velîlerine aittir. Aynı şekilde geleceğin sahipleri olan çocukların ihtiyaçlarını karşılamak velîlerine aittir. "Velîsi olmayanın velîsi benim." buyuran Peygamberimiz¸ kimsesi olmayanların kimsesinin devlet olduğunu ilan etmiştir.


Yine variyet sahipleri¸ ihtiyaç sahiplerine yardım etmekle mükellef tutulmuşlardır. Buna göre zekât başta olmak üzere pek çok mâlî ibadet toplumun fertlerini birbirine kaynaştıracak ve yakınlaştıracaktır.


Bütün bunlara rağmen¸ çalışıp kazanma imkânı olduğu halde çalışmayan¸ ihtiyacı olmadığı halde hırsızlık yapan kötü ruhlu insanlar için cezâlar konulmuştur. Bu cezâlar¸ insanların cezâlandırılmasından ziyade¸ suçların cezâlandırılmasına yöneliktir. Bu yüzden İslâm'ın suçlar için öngördüğü cezâlar¸ caydırıcı özelliktedir. Bu cezâlar bazı çevrelere ağır gelebilir. Oysa cez⸠suçu ortadan kaldırma hedefine yöneliktir. Nitekim bugün bazı cezâların¸ caydırıcı özelliği olmadığı¸ aksine suç işleyenleri yeni suç işlemeye teşvik ettiği herkesin malumudur. Hırsızlık için öngörülen ve oldukça ağır gibi gözüken cezâyı da bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Nitekim Peygamberimiz döneminde ve on iki yıllık ilk iki halife döneminde toplam beş hırsızlık cezâsı uygulanmıştır.


Hz. Ömer¸ kıtlığın hüküm sürdüğü dönemlerde hırsızlık yapanlara el kesme cezâsı uygulamamıştır. Bun göre velî konumunda olanlar¸ toplum ve devlet önce insanların ihtiyaçlarını karşılamak zorundadırlar.


Bu açıklamalardan sonra hırsızlık hakkında Kitabımızda yer alan şu ayetleri okuyalım:


"Hırsızlık eden erkek ve kadının¸ yaptıklarına karşılık bir cezâ ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir. Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir."[4]


Kişinin kendine ait olmayan bir şeyi haksız yere sahiplenmeye kalkması¸ her şeyden önce hırsızlığı yasaklayan Yüce Allah'ın emrini çiğnemek demek olacağından Allah'ın hakkını çiğnemektir. O malı emeklerle sahiplenmiş olan kulun hakkına tecâvüzdür. Yine hırsızlık toplumun güvenliğini sarsmakla kamu hakkını ihlaldir. Yani hırsızlıkla mal¸ can¸ namus¸ mahremiyet hakları çiğnenmektedir. Dolayısıyla Kur'ân'ın hırsızlık için öngördüğü bu cezâyı ağır bulanlar¸ hırsızlığın ne kadar çirkin bir cürüm olduğunu görmek zorundadırlar. Hiç kimse kullarına karşı Yüce Yaratıcı'dan daha merhametli olamaz.


Bütün bu sebeplerden dolayı Rabbimiz¸ kadın erkek herkes için hırsızlığı yasaklamış; Veda Hutbesinde Peygamberimiz (s.a.v.)'i de bu dehşetli günaha ümmetinin dikkatlerini çekmiştir:


"Ey Peygamber! İnanmış kadınlar¸ Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak¸ hırsızlık yapmamak¸ zina etmemek¸ çocuklarını öldürmemek¸ elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek¸ iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman¸ biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah¸ çok bağışlayandır¸ çok esirgeyendir."[5]


"Ashabım!


Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise¸ bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise¸ bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise¸ Rabbinize kavuşacağınız güne kadar canlarınız¸ mallarınız¸ namuslarınız da öyle mukaddestir; her türlü tecâvüzden korunmuştur."


Saadet çağında hırsızlık suçu sabit olduğu halde cezâlandırılmaktan kurtulması için Fâtıma isimli bir kadın için¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in çok sevdiği sahâbîlerini aracı koyarak Peygamberimize müracaat ederler. Bu tekliflere karşı Peygamberimizin cevabı kesin ve nettir: "Sizden öncekileri helâk eden şeylerden biri de şudur: İçlerinden şerefli bir kimse hırsızlık yaptı mı onu bırakırlar¸ zayıf birisi hırsızlık yapınca da hemen onu cezâlandırırlardı. Allah'a yemin olsun ki! Hırsızlık yapan kızım Fatıma bile olsa¸ ona cezâsını verirdim!"[6]


Peygamberimizin bu duruşu¸ huzurlu ve güvenli bir toplum için¸ kötülük odaklarını bütünüyle kaldırmaya ve onları etkisiz hale getirmeye yöneliktir.


 


Toplum Neden Çalıyor / Hırsızlık Neden Yaygınlaşıyor


Önce şu tarihî verilere bakalım¸ sonra da günümüz tablosunu tasvir eden bir tesbiti okuyalım:


1835'e kadar dünyanın en büyük şehri olan İstanbul'da asayiş şöyle idi: Kanunî Sultan Süleyman Han devri (1520–1566 ) yılında ortalama 1 cinayet işlenmiştir.


Sir James Porter (1769): "İstanbul sokaklarında ne ayaklanma ne hırsızlık ne düzensizlik bilinir."


İstanbul da 14 yıl kalan Fransız¸ De la Montraye (1721) "Tek hırsızlık vak'ası duymadım. İstanbul dışında 6 Rum eşkıya yakalanıp cezâlandırıldı."


Fransız Comte de Bonneval (1740): "Osmanlı Devleti'nde hırsızlığa¸ haksız ve zorba bir davranışa hiç tesadüf etmezsiniz."


Fransız Guer (1471): "Osmanlı Devleti'nde asayişin mükemmelliğini görmek¸ ne derece medenî olduklarını anlamaya yeter."


Sir James Porter (1769): "Osmanlı Devleti'nde hırsızlık¸ soygun¸ yol kesme¸ dolandırıcılık ve yankesicilik yok gibidir. Hele İstanbul'da asayişsizlik gerçekten nâdirdir. Çok araştırdım. Ancak birkaç dolandırıcılık olduğunu tesbit ettim. Daha fazla inceleyince¸ bunu yapanların Türk değil¸ Rum ve Bulgar olduğunu anladım."


Brayer (1836): "İstanbul'da güneş battıktan sonra¸ şehre hâkim olan sessizlik¸ Avrupa şehirlerine hiç benzemez. Gece sokağa çıkan az insan var. Hele kadınlar hiç çıkmaz. Halk erken yatıp¸ çok erken kalkıyor. Bundan başka¸ Türkler içki içmez¸ kumar oynamaz." 


İtalyan Ubicini (1855): "İstanbul'da yılda ortalama 4 hırsızlık hâdisesi olur. Türk askerinin hırsızlık yaptığı ise hiç işitilmemiştir."


Bir araştırmaya göre 2006 Ocak başından Eylül 2006 sonuna kadar Türkiye'de 67 bin 079 eve¸ 53 bin 020 otomobile¸ 42 bin 331 iş yerine hırsız girdi. Her 6 dakikada 1 ev¸ her 7 dakikada 1 otomobil¸ her 9 dakikada 1 iş yeri soyuldu…


Şimdi bir kez daha soralım¸ insanlar neden hırsızlığa tevessül ediyor? Alınan bunca önlemlere rağmen çalıp çırpmaların önü neden alınamıyor? Bunca sosyal yardım kuruluşu ve onların sürekli yaptıkları yardımlara rağmen insanlar niçin çalıyorlar? Uygulamada olan cezâlar¸ neden caydırıcı olamıyor? Adî hırsızlık vak'alarından içeri girenler¸ gerçekten profesyonelleşip de mi içerden çıkıyorlar?


Bu ve benzeri sorularla¸ tüm etkili ve yetkili kişilerin yaygınlaşan diğer suçlarla beraber hırsızlık suçuna da bir kez daha eğilmeleri gerekmektedir. Bu konuda anne babalara¸ eğitimcilere¸ variyet sahiplerine¸ devlet yetkililerine çok büyük görevler düşmektedir. En önemlisi de her zaman ve her şartta vicdanlara hükmederek kişileri istikamette tutan dinin yaptırımlarının işletilmesidir.


 


 






[1] 6/En'âm¸ 165.



[2] 43/Zuhruf¸ 32.



[3] 4/Nis⸠62.



[4] 5/Mâide¸ 38–39.



[5] 60/Mümtahine¸ 12.



[6][6] Buhârî¸ Hudûd 11; Müslim¸ Hudûd 8.

Sayfayı Paylaş