HİKMET MÜ’MİNİN YİTİĞİDİR

Somuncu Baba

“İnsanın ikinci bir yönü daha vardır ki¸ o da mânevî yönüdür. Bu yön de ancak bilgi ile hikmetle tatmin edilip doyurulabilir. Bu yönden tatmin edilmeyen ve doyurulmayan insanda bir takım stres ve sıkıntılar meydana gelir. İnsan bilgi/hikmet sayesinde ulvî gayesine ulaşabilir. İnsanı insan kılan ve melekleri Hz. Âdem’e secde ettiren sır da bilgi ve hikmettir.”

Eşref-i mahlûkât olan insanı¸ Yüce Allah iki yönlü yaratmıştır; birincisi yönü maddî yönüdür ki¸ onun bu yönü¸ yemek¸ içmek ve istirahat etmek suretiyle tatmin edilir¸ doyurulur. Şayet bu yönü tam doyurulmaz da aç bırakılırsa insanın sağlığı bozulur¸ güçsüz kalır. O zaman gerek Allah’a karşı vazifelerini¸ gerekse diğer varlıklarla ilişkisini düzgün olarak yürütemez. O bakımdan insan meşru ve helal yollardan bedeninin bu ihtiyacını hakettiği şekilde gidermelidir. İnsanın ikinci bir yönü daha vardır ki¸ o da mânevî yönüdür. Bu yön de ancak bilgi ile hikmetle tatmin edilip doyurulabilir. Bu yönden tatmin edilmeyen ve doyurulmayan insanda bir takım stres ve sıkıntılar meydana gelir. İnsan bilgi/hikmet sayesinde ulvî gayesine ulaşabilir. İnsanı insan kılan ve melekleri Âdem’e secde ettiren sır da bilgi ve hikmettir. Nitekim Yüce Allah¸ “Allah¸ hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse¸ ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.[1] buyurmak suretiyle hikmetin önemine vurgu yapmaktadır. Peygamber Efendimiz ise¸ “Hikmet mü’minin yitiğidir¸ onu bulduğu yerde alır.”[2]  buyurarak hikmetin değerini ifade etmektedir. Acaba insan için bu kadar önemli olan hikmet nedir?


Hikmet Faydalı İlimdir


Hikmet¸ İslâm literatüründe çok kullanılan kapsamlı ve önemli bir kavramdır. Arapça “h-k-m” (مكح) kökünden türeyen hikmet kavramı¸ sözlükte; “hükmetmek¸ hâkim olmak¸ hikmetli olmak; yönetmek; düzeltmek amacıyla men etmek; dönmek ve sağlam yapmak” gibi anlamlara gelmektedir.


Hikmet kavramı¸ terim olarak İslâm âlimleri tarafından farklı şekillerde tarif edilmiştir. Fakat çoğunluğun üzerinde ittifak ettiği tarif şudur: “Hikmet; faydalı ilim ve salih ameldir.”[3]


İbn Manzur¸ hikmetin Allah’a nisbet edildiğinde¸ “en değerli varlıkları en üstün bilgiyle bilmek” anlamına geldiğini¸ insana nisbet edildiğinde ise¸ “aşırılıktan uzak olma¸ dengeli ve orta yol üzere bir tutum izleme¸ adalet niteliği taşıma” anlamlarına geldiğini ifade etmektedir.[4]


Hikmet kavramı¸ Kur’an-ı Kerim’de on yerde “kitap” kelimesiyle birlikte olmak üzere yirmi defa geçmektedir. Ayrıca üç defa “mülk”¸ birer defa da “mev’ıze¸ hayır¸ âyet” kelimeleriyle birlikte kullanılmıştır.


Kur’an terminolojisi üzerine günümüze ulaşmış en eski metinlerden biri olan Mukâtil b. Süleyman’ın “el-Vücûh ve’n-nazâir” adlı eserinde hikmetin beş vechi olduğu belirtilmiştir:[5]


1. Kur’an’da emir ve nehiy kabilinden geçen öğütler: “…Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetleri ve sizi irşat etmek gayesiyle size indirmiş olduğu Kitap ve hikmeti hatırlayın¸ dile getirin…”[6] âyeti buna örnektir.


2. Anlayış ve ilim anlamında hüküm: Kur’an’da Hz. Yahya için söylenen “Yahya! Kitaba var kuvvetinle sarıl” dedik ve henüz çocuk iken ona hüküm verdik.[7] Buradaki hüküm¸ hikmet terimiyle aynı anlamda kullanılmıştır. Lokman’a verilen hikmet[8] de anlayış ve ilim anlamındadır. Taberî¸ Hz. Yahya’ya çocukken verilen hükmün¸ kitabı anlama gücü olduğunu nakleder.[9] Lokman’a verilen hikmet ise¸ nübüvvetin dışındaki anlayış¸ akıl¸ sözde isabet¸ doğru ve gerçek bilgidir.[10] Kurtubî¸ Lokman’a verilen hikmetin dinde ince anlayış ve akıl olduğunu belirtir.[11] Alûsî ise hihmeti; insan nefsinin kemâle ermesiyle ortaya çıkan ve elde edilen ilim ile gücü nisbetince faziletli amellere tam bir meleke kazanarak tamamlanan olgunluk olarak tefsir etmektedir.[12]


3. Nübüvvet: Hz. İbrahim soyuna verilen kitap ve hikmetten[13] kasıt nübüvvettir; Hz. Dâvûd’a verilen hikmet[14] de nübüvvet anlamındadır. Taberî¸ bu âyetleri yorumlarken Hz. Dâvûd’a verilen mülkün siyasî otorite¸ hikmetin ise nübüvvet olduğunu belirtmekte¸ böylece onun şahsında siyasî ve mânevî otoritenin birleştiğini vurgulamaktadır.[15] Kurtubî ve İbn Kesir de buradaki hikmetten maksadın nübüvvet olduğunu söylemektedirler.[16]


4. Kur’an’ın tefsiri ve murâd-ı ilâhînin ne olduğunun isabetli bir şekilde anlaşılabilmesi yeteneği: “O hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet nasip edilmişse doğrusu¸ büyük bir hayra mazhar olmuştur.[17] âyetinde¸ Kur’an’ın tefsiri kastedilmektedir. Taberî¸ bu âyette geçen hikmeti¸ “söz ve fiilde isabet” şeklinde yorumlamıştır.[18] Kurtubî¸ “Kendisine hikmet ve Kur’an verilen kimse geçmiş kitapların bütün faziletli ilimlerini almış demektir.”[19] Şeklinde açıklamıştır. Ebu’s-Suûd ise¸ “amelin ilme uygunluğu”[20] olarak tefsir eder. Şevkânî de âyette geçen hikmetin akıl ve anlayış olduğunu söyler.[21]


5. Kur’an¸ “gelmiş geçmiş bütün vahiyler” ve kesin delil: “Allah’ın yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et.[22] âyetindeki “hikmet”le Kur’an kastedilmektedir. Taberî¸ burada zikredilen hikmeti vahiy ve kitap olarak yorumlar.[23] Hikmet kelimesi¸ fesattan¸ çirkinlik ve kötülükten alıkoymak anlamalarını taşıdığından “gelmiş geçmiş bütün vahiyler” hikmet olarak değerlendirilmiştir.[24] Âyette geçen hikmet kelimesi başlıca şu mânâlara gelmektedir:


a) Doyurucu ikna edici¸ aynı zamanda-karşısındaki insanların kültür seviyesine göre bilimsel ölçüde delillerle davet etmek.


b) Gerçeği yansıtır mahiyetteki belgelerle davet etmek.


c) İnsanlara yarar sağlayacak¸ akıllara ışık tutacak vicdanlarını harekete geçirecek misallerle davet etmek.


Hikmet¸ Kalbe İlham Olunur


Müfessirler genelde hikmeti akıl¸ anlayış¸ doğru görüş¸ bilgi ve bildiğiyle amel etmek[25]¸ insanın gücü ölçüsünde¸ varlıkların bütün hâllerini olduğu gibi bilmek[26]¸ yapılan işin¸ bilgi gereğine uyması[27] şeklinde tanımlamışlardır. Kişi bildiğiyle amel etmedikçe ona hakîm denmez. Hikmet¸ Allah’ın kalbe ilham ettiği doğru bilgi şeklinde tarif edilir. İnsanın teorik bilgileri elde ettikten sonra gücü oranında üstün işler yapma yeteneğini kazanması hikmettir. Yani hikmet¸ illet ve sebepleri bilerek¸ gayeye isabet edecek şekilde ameli ilme¸ ilmi amele uydurmaktır. Bunun için kendine hikmet verilene birçok hayır verilmiş olduğu bildirilmiştir.[28]


Hikmet terimi¸ Kur’an’da geçtiği gibi hadislerde de geçmektedir. Hikmet’in hadislerde kullanılış şekliyle Kur’an’da kullanılış şekli arasında pek fark yoktur. Efendimiz (s.a.v)’e nisbet edilen bazı hadislerde o¸ hikmeti överek¸ onun mü’min için bir yitik olduğunu¸ nerede bulursa onu talep edip alması ve öğrenmesi gerektiğini bildirmiştir. Bazı hadislerde de hikmetin Allah’ın bir lütfu olduğunu¸ peygamberler gibi sevdiği kullarına hikmeti ihsan ettiğini belirtmektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz¸ “Allah’ım ona hikmeti ve te’vili öğret[29] diyerek İbn Abbas’a dua etmiş; yine Hz. Ali’yi övücü mahiyette; “Ben hikmet eviyim¸ Ali ise kapısıdır.”[30] demiştir.  Efendimiz (s.a.v)¸ “Hikmetin konuşulup yayıldığı meclis ne güzel meclistir.”[31] buyurmak suretiyle hikmetin konuşulduğu ve öğretildiği yeri de övmüştür. 


Netice olarak diyebiliriz ki¸ hikmet gerek Kur’an’da gerekse hadislerde övülen ve teşvik edilen bir husustur. Hikmet¸ hayatın ve varlığın künhüne vakıf olmak için elde edilmesi gereken özgün bilgidir. Bu bilgi ile insanoğlu kendisine¸ çevresine ve yaratıcısına karşı sorumluluğunun bilincine kavuşur. Bu bilgi sayesinde insan nezaketle iyiliğe davet edip kötülükten alıkoyma¸ gönülleri feth etme imkânına sahip olur. 


Prof. Dr.


 






[1] 2/Bakara¸ 269



[2] İbn Mâce¸ Zühd¸ 15; Tirmizî¸ İlim¸ 19



[3] Yazır¸ Elmalılı M. Hamdi¸ Hak dini Kur’ân Dili¸ İstanbul¸ trs.¸ I¸ 915.



[4] İbn Manzur¸ Lisânu’l-Arab¸ Beyrut trs.¸ XII¸ 140-145.



[5] el-Belhî¸ Mukatil b. Süleyman¸ el-Eşbâh ve’n-Nezâiru Fi’l-Kur’âni’l-Kerim¸ Kâhire 1975¸ s.28-29.



[6] 2/Bakara¸ 231; 3/Âl-i İmrân¸ 48; 4/Nis⸠113



[7] 19/Meryem¸ 12



[8] 31/Lokman¸ 12



[9] Taberî¸ Câmiu’l-Beyân¸ Mısır 1954¸ XVI¸ 55.



[10] Taberî¸ age.¸ XXI¸ 67; İbn Kesir¸ Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm¸ Beyrut 1984¸ III¸ 445.



[11] Kurtubî¸ el-Cami Li Ahkami’l-Kur’ân¸ Kahire 1959¸ XIV¸ 59.



[12] Âlûsî¸ Ebu’l-Fadl Şihâbuddin Seyyid Muhammed¸ Rûhu’l-Me’ânî fî Tefsîri’l-Kur’âni Ve’s-Seb’i’l-Mesânî¸ Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî¸ Beyrut trs.¸ XXI¸ 83.



[13] 4/Nis⸠54



[14] 2/Bakara¸ 251; 38/Sad¸ 20.



[15] Taberî¸ age.¸ XXIII¸ 136.



[16] Kurtubî¸ age.¸ III¸ 258; İbn Kesîr¸ age.¸ I¸ 413.



[17] 2/Bakara¸ 269



[18] Taberî¸ Tefsîr¸ III¸ 89.



[19] Kurtubî¸ age.¸ III¸ 330.



[20] Ebu’s-Suud¸ İrşâdü’l-Akli’s-Selîm¸ İst.¸ 1890¸ I¸ 262.



[21] Şevkânî¸ Muhammed b. Ali b. Muhammed¸ Fethu’l-Kadîr¸ Dâru’l-Fikr¸ Beyrut trs.¸ I¸ 289.



[22] 16/Nahl¸ 125



[23] Taberî¸ age.¸ XIV¸ 194.



[24] Kurtubî¸ age.¸ III¸ 330.



[25] Mücahid b. Câbiri’l-Mahzûmi’t-Tâbiî Ebu’l-Haccâc¸ Tefsîru Mücâhid¸ Menşûrâtü’l-İlmiyye¸ Beyrut trs.¸ II¸ 503; Abdurrezzak b. Hemmam San’ân’î¸ Tefsîru’l-Kur’ân¸ Mektebetür-Rüşd¸ Riyâd 1989¸ III¸ 105.



[26] Şevkanî¸ age.¸ I¸ 288.



[27] Râzî¸ Fahruddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Ömer¸ Mefâtihu’l-Gayb¸ (et-Tefsîru’l-Kebîr)¸ Beyrut 1997¸ IX¸ 118.



[28] Yazır¸ age.¸ VI¸ 271; Ateş¸ Süleyman¸ Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsîri¸ Yeni Ufuklar Neşriyat¸ İstanbul trs.¸ VII¸ 63.



[29] Tirmizî¸ Menâkıb¸ 3824



[30] Tirmizî¸ Menâkıb¸ 30



[31] Dârimî¸ Mukaddime¸ 28

Sayfayı Paylaş