HİKMET BOYUTUYLA ORUC İBADETİ

Somuncu Baba

"Gerçek oruç¸ yalnızca midenin aç susuz kalmasından ibaret değildir. O aynı zamanda gıybet¸ dedikodu¸ yalan¸ göz-beyin zinâsı¸ boş ve lüzumsuz uğraşılar başta olmak üzere kalbî¸ lisânî ve bedenî her çeşit günahtan uzak kalınarak bilinçli bir şekilde yapılan ibadettir."

Farsça gün/günlük anlamına gelen rûze kelimesinden dilimize geçmiş olan oruç ibadeti¸ Hicretin II. yılı Şaban ayında farz kılınan bir ibadettir. Peygamberimizle beraber Müslümanlar 9 Ramazan oruç tutmuşlardır. Oruç farz kılınmadan önce de Peygamberimiz ve Müslümanlar oruç tutarlardı. Orucun farz kılındığını bildiren âyetlerde şöyle buyrulur:


"Ey İnananlar! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi¸ Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye¸ size sayılı günlerde oruç farz kılındı."[1]


"Ramazan ayı ki¸ onda Kur'an¸ insanlara yol gösterici hidâyet rehberi ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu ayı idrâk eden¸ onda oruç tutsun…"[2]


Müslümanlar olarak bizler¸ Yüce Yaratıcı'nın emri olduğu için oruç tutarız. O'na yaklaşmak için oruç tutarız¸ O'nun emriyle nefsî isteklerimizden vazgeçebileceğimizi göstermek için oruç tutarız. Ramazan ayında oruç tutmak farz olduğu gibi¸ bayram günlerinde oruç tutmak haramdır. Bu da orucun¸ O'nun emriyle tutulduğunu gösterir.


Kulluk Göstergesi


Oruç ibadetiyle ilgili âyetlerin arasında şunun yer alması son derece anlamlıdır: "Kullarım sana Beni sorarlarsa¸ bilsinler ki Ben¸ şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin¸ duâ ettiğinde duâsını kabul ederim."[3] Buna göre Müslüman¸ oruç tutmakla Rabbine yakınlığını artırmakta ve duâ ile O'nunla söyleşme ve O'ndan isteme imkânı bulabilmektedir. Tıpkı¸ "Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım isteriz" duâsında olduğu gibi¸ önce kulluk göstergesi orucu Rabbimize sunmakta¸ O'nun hayat rehberi Kur'ân'ı okuyup onun gerekleri doğrultusunda bir hayatı yaşamakta ve nihâyet duâyı hak etmiş olmanın huzuru içerisinde O'ndan istemekte¸ yalnızca O'na duâ etmekteyiz.


Oruç ibadetinde pek çok hikmet vardır. Onlardan bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:


Oruç¸ rûhânîleşme ve melekleşme antrenmanıdır. Zira Yüce Yaratıcı'nın günahsız kulları melekler¸ yemezler içmezler¸ cismânî arzulardan uzaktırlar. Oruç tutmakla Müslüman¸ âdetâ melekleşir¸ melek gibi olmaya gayret eder. Melekler¸ nefisleri olmadığı için yiyip içmezler¸ Müslüman ise canı çektiği¸ nefsi arzuladığı halde yemez içmez¸ cinsel arzulardan uzak durur. İnsanın dûçâr olduğu belâ ve sıkıntıların çoğu¸ kendi nefsî arzularını frenleyememekten kaynaklanır. Oruçla insan¸ yeri ve zamanı gelince kendini¸ arzu ve tutkularını frenlemesini öğrenir. Bu anlamda oruç¸ bir nefis ve irâde eğitimidir. İstediği takdirde¸ helâl olanı yiyip içmekten bile vazgeçmesini bilen insan¸ haramlardan uzak durmasını da bilir.


Oruç¸ nimetleri fark etme fırsatıdır. Gün boyu aç susuz kalan mü'min¸ yeme ve içme nimetlerinin kıymetini daha iyi fark eder. İftar ve sahurda da yiyebilme ve içebilme nimetini daha iyi anlar. Bu nimetleri bulamayanları¸ bulup da yiyemeyenleri¸ yiyip de hayrını göremeyenleri düşünür ve şükrünü ziyadeleştirir.


Günahtan Uzak Kalınarak Bilinçli Oruç


Gerçek oruç¸ yalnızca midenin aç susuz kalmasından ibaret değildir. O aynı zamanda gıybet¸ dedikodu¸ yalan¸ göz-beyin zinâsı¸ boş ve lüzumsuz uğraşılar başta olmak üzere kalbî¸ lisânî ve bedenî her çeşit günahtan uzak kalınarak bilinçli bir şekilde yapılan ibadettir. Nitekim hadiste¸ "Nice oruç tutanlar vardır ki oruçlarından yanlarına kalan aç ve susuz kalmaktan başka bir şey değildir. Zira onlar oruçlarını¸ çeşitli günahlardan korumayan kimselerdir."[4]


Oruç¸ aç kalmanın ne demek olduğunu öğretir ve oruç tutanlara açları hatırlatır. Açlara yardım etme duygusunu harekete geçirir.


Oruç¸ sahibini zor zamanlara hazırlar. Yiyip içme imkânı olduğu halde ihtiyârî olarak yemeden içmeden uzak kalan Müslüman¸ açlık kıtlık zamanlarında¸ yiyip içecek bir şey bulamadığı anlarda zorunlu olarak aç susuz kalmasını bilir. Oruç¸ insana¸ kendini yönetmesini öğretir.


Oruç¸ bizden önceki ümmetlere de farz kılınmış evrensel bir ibadettir. Oruç tutmakla Müslümanlar¸ Peygamberler başta olmak üzere Hz. Âdem'den itibaren kendi zamanlarına kadar yaşamış mü'minlerin yaptığı bir ibadeti yapmanın mutluluğunu tadarlar.


Dünyanın neresinde olursa olsun bütün Müslümanlar Ramazan ayında oruç tutarlar. Bu¸ ümmet bilincini ortaya koyar. Çünkü Ramazanda oruç¸ aynı anda bir milyar insanın katıldığı muhteşem bir cemaat ibadetidir. Bugün Kâbe'de aynı anda bir milyondan fazla insan coşkuyla namaz kılabilmekte¸ Medine'de yarım milyon insan aynı anda ibadet edebilmektedir. Ramazan orucunda ise¸ bir milyar insan aynı ibadetin içerisinde buluşabilmektedir. Bu da dünyanın dört bir yanında yaşayan Müslümanlar arasında büyük bir coşku¸ mânevî bir haz¸ dinginlik/sekîne meydana getirir.


Oruç¸ Kur'ân'ın inmeye başladığı Ramazan ayında tutulan bir kutlu ibadettir. Kur'ân ise¸ insanlığa sunulmuş en büyük ilâhî nimettir. Kur'ân'ın indiği bu ayda oruç tutan mü'minler¸ bu büyük nimete karşı oruç ibadetiyle şükrederler¸ âdetâ Kur'ân'ın yeryüzüne inişini kutlarlar. Hem de Kur'ân'ı Peygamberimize getiren vahiy meleğinin yemeyen içmeyen haliyle bu şükrü gerçekleştirirler.


Oruç ayı Ramazan¸ Kur'ân ayıdır. Bu yüzden Müslümanlar¸ bu ayda diğer aylardan daha fazla Kur'ân okurlar ve Kur'ânlı olurlar. Zira bu ay¸ hatimlerin¸ mukâbelelerin bol bol okunduğu bir aydır. Çünkü bu ay¸ vahiy meleğinin Peygamberimize gelerek karşılıklı Kur'ân okudukları (mukâbele/Arza) bir aydır.


Bütün Mevsimlerin İbadeti


Ramazan ayı¸  hicrî takvim hesâbına göre her yıl on gün önce gelmekle bütün mevsimleri dolaşan bir aydır. Otuz beş yıl Ramazan aylarını oruçlu geçiren bir Müslüman¸ senenin bütün günlerinde oruç tutmuş olur. Dolayısıyla Müslüman¸ yaz kış bütün mevsimlerde oruç tutarak sıcakta-soğukta¸ uzun ve kısa günlerde aç kalma deneyimi¸ kendi tutkularını yönetme tecrübesi kazanır. Hayat boyu karşılaşabileceği çeşitli sıkıntılı günlere de kendini hazır etmiş olur.


Oruç¸ bir süreliğine olsun midenin ve ona bağlı olarak diğer organların dinlenmesini sağlar. Bu mânâda oruç¸ on bir ay sürekli yiyip içmekte yorulan bedenin organları için bir bakım ve diyet fırsatıdır. Orucun ruh ve beden sağlığına katkısı saymakla bitmez.


Oruç¸ sayısız nimetleri yanında bu vücudu bahşeden Yüce Yaratıcı'ya bu vücutla yapılan en anlamlı bir fiilî şükür ve teslîmiyet göstergesidir.


Oruç¸ insanın mânevî duygularını harekete geçirir. İnsanı inceltir¸ hassaslaştırır. Ondaki şefkat¸ diğergâmlık¸ yardımlaşma duygularını geliştirir. Nitekim her zaman cömert olan Peygamberimiz¸ Ramazan ayında vahiy meleği ile daha sık karşılaştığı¸ daha fazla vahiyle/Kur'ân ile olduğu için esen yellerden¸ yağan yağmurlardan daha cömert olurdu. Yani Ramazan bereket ve güzellikleri¸ gözle görülüp hissedilebilecek şekilde onun hayatına yansırdı. Aslında bu durum¸ Ramazanda oruç tutan bütün Müslümanlar için böyle olmalıdır.


Oruç tutan mü'min¸ bir ibadeti yerine getirmenin huzur ve mutluluğunu yaşar. Nitekim meleklerin seyir için hazır bulunduğu sahur ve iftar sofralarındaki sürur¸ bu mutluluğun göstergesidir.


Hayatı Düzenleyen Hikmet


Oruç¸ mü'minin hayatını düzenler. Öğününü sahur ve imsak olmak üzere ikiye indirir. Gece uyanıp ibadet etmesini sağlar. Aslında az yeme¸ gece uyanıp ibadet etme¸ günahlardan uzak durma gibi bu güzel kazanımların Ramazan'dan sonra da devam etmesi asıldır. Bu itibarla Ramazan¸ Müslümanca bir hayata hazırlayan okuldur. Bunun için¸ "Ramazanı düzgün geçenin¸ bütün senesi düzgün geçer." denilmiştir. Ramazan bayramı¸ Ramazan okulundan mezun olan mü'minlerin diplomalarını/beratlarını aldıkları kutlu gündür. Okulda öğrenilen faydalı bilgiler ise¸ mezun olunup diploma alındıktan sonra da hayat boyu yaşandıkça anlamlı olacaktır. Bu yüzden mü'min¸ On bir ayın Sultanı/yöneticisi olan Ramazan'ı hakkıyla tutup sonunda Ey Sultan¸ on bir ay yönet beni demesini bilendir.


Oruç¸ sayılı günlerde ve sayılı saatlerde tutulur. Bu¸ bir taraftan Yüce Allah'ın kullarına tanıdığı kolaylık ve rahmetini gösterir; diğer taraftan insana âcizliğini ve kendi kendine yetmediğini öğretir. Zira iftara doğru aç ve susuzluğun verdiği halsizlik ve güçsüzlüğü tadan insan¸ bu ibadetin bütün gün boyu yahut bütün aylarda sürmesi durumunda ne kadar âciz ve bitkin kalacağını anlar ve hep kullarının hayrını düşünen ve onlara sonsuz rahmet eden Yüce Allah'ın büyüklüğünü hatırlar ve O'na sonsuz şükreder.


Orucun sayılı günler ve sayılı saatlerde olması yanında¸ oruç tutamayacak durumda olan hasta ve yolculara orucu sonraya bırakma kolaylığı da sunulmuştur. Bundan çok daha önemlisi ise¸ oruç tutan mü'minlere tanınan oruç tutabilme ve oruca dayanma gücünün bahşedilmesidir. Nitekim tam da orucla ilgili âyetlerin içerisinde "Allah size kolaylık ister¸ zorluk istemez."[5] buyrulması son derece anlamlıdır. Aslında bu¸ bütün ilâhî emirler için geçerlidir. Evet¸ hayat dini olan İslam¸ yaşandıkça kolaylaşan ve yaşayanlarla kolay gelen bir dindir. O¸ asla yaşanılamaz değildir. O¸ yaşamayanlara¸ yaşamak istemeyenlere zor ve yaşanılmaz gelir. Nitekim bu meyanda Kur'ân'da¸ "Doğrusu namaz zorlu bir ibadettir¸ ancak o Allah'a içten bağlı kullara hiç zor gelmez."[6] buyrulmuştur.


Orucun Ramazan ayında tutulması farzdır. Ancak bu ayda¸ bu ibadetin hikmetlerini tadıp yaşayan mü'minler¸ Ramazan ayından sonra da bütünüyle oruçtan kopmazlar. Fırsat buldukça bu ibadetin hazzını tatmaya¸ onun hikmetlerinden nasiplenmeye gayret ederler. Tıpkı Peygamberimizin yaptığı gibi. Pazartesi-Perşembe günlerinde¸ Aşûre günlerinde (Muharem ayının 8-9-10. Günleri)¸ her ayın 13-14-15. Günlerinde (Eyyam-ı bîz) ve diğer mübarek günlerde nafile oruçlar tutmaya çalışırlar.


Ramazan orucunu tutan mü'minler¸ ayın bitiminde Ramazan bayramını kutlarlar. Bu¸ Yüce Allah'ın bir emrini yerine getirmenin dünyadaki mükâfatını almaktır. Tıpkı bunun gibi dünyada İlâhî emirleri yerine getiren mü'minler¸ bunun tam olarak mükâfatını cennette alacaklardır. Onun için¸ "Dünya hayatı Ramazan olanın âhiret hayatı bayram olur." denmiştir. Dünya hayatını ilâhî ölçülere göre yaşayan mü'minler¸ âhirette Rabbin rızâsına ve cennetine nâil olacaklardır.


 


 






[1] 2/Bakara¸ 183-184.



[2] 2/Bakara¸ 185.



[3] 2/Bakara¸ 186.



[4] İbni Mace¸ 4.C.1690.N – Câmiu's-Sağir¸ 2.C.2247.N



[5] 2/Bakara¸ 185.



[6] 2 Bakara 45-46.

Sayfayı Paylaş