HİKMET BOYUTUYLA KURBAN

Somuncu Baba

"Kurban¸ kâinattaki her şeyin insanın hizmetine sunulduğunun hayvanlar üzerindeki ispatıdır. Evet¸ Yüce Rabbimiz gökleri ve yeri¸ bütün içindekileri insanın hizmetine sunmuş¸ ona emânet ederek onun emrine vermiştir. Kâinattaki her şey insan için¸ insan da Rabbi için yaratılmıştır."

Kurban¸ kulu Yüce Allah'a yaklaştıran ibadettir. Kurban¸ nimeti ve o nimetin gerçek sahibini fark etmektir. Kurban¸ nimeti gerçek sahibinin uğruna fedâ etmenin adıdır.


Kurban¸ dinin şiârıdır¸ tevhîd göstergesidir. "Kurbanlıkları Biz¸ sizler için Allah'ın şiârları kıldık. Onlarda sizin için pek çok hayır vardır."[1]


Kurban¸ sırf Allah için kesilirse kurbandır. Kurban edeni Allah'a yaklaştırırsa¸ O'nun eylerse kurbandır. Kurbanın kasaplıktan farkı budur.


Câhiliye döneminde putperestler de kurban kesiyorlardı¸ ama onlar putları için kesiyorlardı. Müslüman ise¸ sadece Allah için keser kurbanını. Onun için Kur'ân¸ "Rabbin için namaz kıl ve kurban kes."[2] emrini verir bizlere.


Kurban¸ malı ve canı Yüce Allah uğruna fedâ etmeye hazırlayan ibadettir. Zira azı veremeyen¸ çoğu hiç veremez. Malını fedâ edemeyen¸ canını fedâ edemez. Sembolik olarak kurban kesemeyen¸ gerçek anlamda fedâkârlıklarda bulunamaz.


Aslında bütün nimetlerin sahibi Yüce Allah'tır. Onları bize bahşeden ve onları bizim emrimize veren O'dur. Bizler¸ O'nun nimetlerini her zaman kullanmaya devam ederiz. Emrimize âmâde kılınan hayvanları da O'nun ölçüleri doğrultusunda kullanır¸ onlardan yararlanır¸ yünlerinden¸ sütlerinden istifâde ederiz¸ onları keser etlerini yeriz. Zaten bu yararlanma her zaman devam eder. Ne var ki Yüce Rabbimiz¸ kurban emri ile bu yararlanmayı¸ ibadete dönüştürmektedir. Nitekim kurbanlık hayvanları kesen bizleriz¸ onları yine biz yiyip tüketiriz. Yoksa kesilen kurbanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşır. Bizden O'na ulaşacak olan¸ O'na olan bağlılığımız¸ O'nun ölçüleri doğrultusunda yaşayacağımız kulluğumuzdur. “O kestiğiniz hayvanların ne etleri¸ ne de kanları Allah'a ulaşır. Ama O'na sizin takvânız ulaşır."[3]


İlk İnsandan Günümüze Kurban


Kurban¸ ilk insan Hz. Âdem'den günümüze devam eden bir ibadettir. Kur'ân¸ bize Âdem'in iki oğlunun takdimelerinden/kurbanlarından bahseder. Onlardan biri¸ ihlaslı bir şekilde¸ malının en iyisinden kurban edendir ve kurbanı kabul edilmiştir. Öteki ise istemeyerek¸ mürâîce ve malının kötüsünden sunumda bulunan ve kurbanı kabul edilmeyendir. Bu yönüyle kurban¸ ilk insandan günümüze devam eden tarihî bir ibadettir; tıpkı namaz gibi¸ oruç gibi¸ zekât gibi¸ hac gibi. Kurban kesmekle mü'minler¸ tevhîd tarihinin bu güçlü bağını ihya ederler ve bu şekilde Yüce Allah'ın yegâne dini İslâm dininin müntesipleri olduğunu ispat ederler. Kurbanın bu köklü tarihi âyetlerde şöyle hatırlatılır:


"Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku:


Hani her biri birer kurban sunmuşlardı¸ kurban birinden kabul edilmiş¸ ötekinden kabul edilmemişti.


Kurbanı kabul edilmeyen¸ kabul edilene: ‘Seni öldüreceğim.' demişti.


O da¸ ‘Allah¸ sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.' demişti.


Andolsun¸ eğer sen beni öldürmek için bana elini uzatırsan¸ ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbinden korkarım!


Ben isterim ki sen¸ benim günahımı da¸ senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zâlimlerin cezâsı budur.


Nefsi¸ onu kardeşini öldürmeye çağırdı¸  onu öldürdü¸ ziyana uğrayanlardan oldu.


Derken Allah¸ ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi.


Karganın yaptığını görünce; ‘Yazık bana¸ şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?' dedi ve pişman olanlardan oldu!"[4]


 


Baba-Oğulun Teslimiyet Göstergesi Olarak Kurban


Hz. İbrâhim Peygamber'in hayatında kurban¸ çok sevdiği oğlunu kurban etme emriyle başka bir boyut kazanır. Hz. İbrâhim (a.s.)¸ rüyada aldığı ilahî emir gereğince oğlunu kurban etmeye yatırır ve sonuçta sınavı kazanır. Yüce Yaratıcı¸ onun bu iyi niyet ve teslîmiyetine karşılık¸ koç kurban etmesini emreder. Aslında Rabbimizin isteği¸ ne insanların kendisine kurban edilmesi¸ ne de hayvanların kurban edilmesidir. O'nun asıl murâdı¸ kullarının kendi emrine tam bir teslîmiyetle boyun eğmeleridir. Hz. İbrâhim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmâil (a.s.)'in şahsında bu gerçekleşmiş¸ baba oğul Yüce Yaratıcıya teslim olmanın en güzel örnekliğini sunmuşlardır. Biri Rabbi için canından geçen oğul¸ diğeri Rabbi için en sevdiği oğlundan geçen baba. İşte kurban¸ yeri gelince her şeyden geçebilme bilinci kazandırır sahiplerine.


"Çocuk onun yanında koşma çağına erişince (İbrâhim ona): ‘Yavrum¸ dedi¸ ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak¸ ne dersin?


(Çocuk): ‘Babacığım¸ sana emredileni yap¸ inşallah beni sabredenlerden bulacaksın.' dedi.


İkisi de böylece teslim olup çocuğu alnı üzerine yatırınca¸


Biz ona: ‘İbrâhim!' diye seslendik.


Sen rüyayı doğruladın¸ işte biz¸ güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız!


Gerçekten bu¸ apaçık bir sınav idi.


Ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.


Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık."[5]


 


Her Şeyimizle O'nun Olduğumuzun Göstergesi: Kurban


Kurban¸ kâinattaki her şeyin insanın hizmetine sunulduğunun hayvanlar üzerindeki ispatıdır. Evet¸ Yüce Rabbimiz gökleri ve yeri¸ bütün içindekileri insanın hizmetine sunmuş¸ ona emânet ederek onun emrine vermiştir. Kâinattaki her şey insan için¸ insan da Rabbi için yaratılmıştır.


Deve¸ davar ve sığır cinsinden (Enâm) hayvanları Allah için kesip kurban eden mü'minler¸ bu hayvanların kendi emirlerine verildiğine bizzat şahit olurlar¸ insanlık için bu canlıların nasıl canlarını verdiklerine tanık olurlar.


Kurban¸ yoksulluğu ve yoksulları hatırlatır bize¸ paylaşmayı öğretir. Bencillikten kurtarır¸ diğerkâm olmayı öğretir. Kesilen kurbanlar vasıtasıyla¸ fakir fukara diğer zamanlardan çok daha fazla et yemiş olurlar. Kurban günlerinde tüketilen etlerden alınan proteinler onları günlerce idare edebilir. Öte yandan varlık sahibi oldukları halde mallarına kıyıp yiyemeyenler¸ kurban vesilesiyle hem kendileri hem aile fertleri bol bol et yemiş olurlar.


Kurban¸ insan sağlığı için çok önemli bir besin maddesi olan etin bize ulaşması için¸ kimlerin can verdiğini öğretir. Bizim için can veren hayvanlar¸ Yüce Allah'ın nimetlerinin kolay elde edilmediğini de gösterirler bizlere.


Büyük küçük herkes¸ her zaman sofralarını süsleyen et ve benzeri hayvânî ürünlerin öyle kolay elde edilmediğini müşâhede etmiş olurlar. Et mamullerini kasap vitrini yahut market reyonlarında görmeye alışık olanlar¸ bu ürünlerin oralara kolay gelmediğini hatırlamış olurlar.


Kurbanlıklar vâsıtasıyla kâinatın bir parçası olan hayvanlara daha yakından bakma fırsatı bulunur¸ kâinattan kopmamış olunur¸ hayvan organizmaları özellikle de onların iç organlarını daha yakından inceleme imkânı bulunur. Sonuçta erişilmez kudretin sahibinin azameti bir kez daha temâşâ edilmiş olur.


Kurban olayına tanıklık edenler¸ hayatın zorlu sınavlarına hazırlanmış olurlar. Bunun için bazıları¸ çocuklara hayvan kesim tablolarını göstermemenin gereğini savunsalar da¸ ölçülü olarak bu manzaraları onlara göstermek onları hayata hazırlar.


Kurban kesme olayına tanıklık eden çoluk çocuk herkes¸ can vermenin kolay olmadığını görürler. Sonuçta can vermenin ve cana kıymanın zorluğu düşünülerek ölüme hazırlık yapılır. Haksız yere kimsenin canına kast etmemenin gereğini bilirler. Haksız yere bir cana kıymanın¸ bütün insanlığın canına kast etmek olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlarlar.


Kimi insanlar¸ kurban kesmekle¸ kurban kesimine şahit olmakla içlerindeki saldırganlık duygularını bastırmış olurlar. Can almanın kolay olmadığına şahitlik ederek saldırganlıklarından vaz geçebilirler. Hz. Âdem'in oğlu Kâbil de ilk kan döktükten hemen sonra yaptığına pişman olmuştu¸ ama iş işten geçmişti. Önemli olan cinâyete bulaşmadan ondan uzaklaşmaktır.


Tarih boyunca insanlar¸ olmadık şeyleri kurban etmeye kalkmışlar¸ tanrılar (!) için çocukları¸ kızları¸ oğlanları kurban etmeyi ibadet olarak telakkî etmişlerdir. Din¸ yalnızca üç cins hayvanın kurban edilebileceğini belirleyerek¸ bu sapmalara son vermiştir.


Kurban bayramı vesilesiyle hayvan piyasasında oluşan canlanma ile hayvancılık teşvîk edilmiş olur.


Mavlânâmız ne güzel söyler:


"Ey insan! Sende yürek olmadıktan sonra elindeki hançerin ne faydası var!?


Ali gibi bilek olmadıktan sonra Zülfikarın ne yararı olur ki!?


Nuh gibi kaptan olmadıktan sonra sana Gemi ne yapsın!?


İbrâhim gibi¸ içindeki putları kıramadıktan sonra putperest olmadığının ne anlamı vardır!?


İsmâil gibi¸ her şeyinden geçip nefsini O'nun yoluna koyamadıktan¸ O'nun olamadıktan  sonra kurban kesmenin ne anlamı olur ki?!


Özellikle kurban günlerinde getirdiğin teşrik tekbirleriyle¸ nefsinin kibrini kırıp müstekbirlerin istikbârını yok edemedikten sonra tekbir getirmenin ne anlamı vardır!?"[6]


 


Peygamberimiz kurbanlık hayvanını kesmek için yere yatırdığında Hz İbrâhim Peygamberin duası olan şu âyetleri okurdu:


"Ben yüzümü tamamen¸ gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben ortak koşanlardan değilim![7]


Benim namazım¸ kurbanım¸ hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim."[8]


Peygamberimiz âyetlerden seçtiği bu duâsını şöyle sürdürürdü:


"Allah'ım bu kurban Sendendir¸ Senin lütuf ve nimetin sâyesindedir ve Senin için¸ Senin rızânı kazanmak içindir. Muhammed ve Ümmeti adına… Bismillâhi Allâhü ekber/ Allah adına¸ Allah en büyüktür!"


Kurbanın gâye ve hedefini¸ kısaca tevhîdi en vecîz bir şekilde özetleyen cümlelerdir bunlar. Her ibadette olduğu gibi¸ kurban ibadetinde de daha nice hikmet vardır. Bu hikmetleri görebilenlere ne mutlu! Kurban¸ O'na yaklaşmamıza vesîle olsun!


 


 


 


 






[1] 22/Hac¸ 36.



[2] 108/Kevser¸ 2.



[3] 22/Hac¸ 37.



[4] 5/Mâide¸ 27-31.



[5] 37/Saffât¸ 102-108.



[6] Mesnevî¸ V¸ 2501-2506.



[7] 6/En'âm¸ 79.



[8] 6/En'âm¸ 162-163.

Sayfayı Paylaş