HİKMET BOYUTUYLA ALIŞVERİŞ

Somuncu Baba

Yüce Rabbimiz¸ dünyayı ve dünyalıkları insan için yaratmış ve onun emrine sunmuştur. İnsana düşen¸ kendisine emânet edilen bu nimetleri¸ nimetin asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanmaktır.

Yüce Rabbimiz¸ dünyayı ve dünyalıkları insan için yaratmış ve onun emrine sunmuştur. İnsana düşen¸ kendisine emânet edilen bu nimetleri¸ nimetin asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanmaktır.


"Allah alış verişi helâl¸ fâizi haram kıldı."[1]


"Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil¸ karşılıklı rızâ ile yapılan ticaretle yiyin¸ haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder."[2]


Pek çok ibadetin layığı ile yapılabilmesi¸ variyete bağlıdır. Namaz kılabilmek için¸ temizlik¸ giyim kuşam için variyet sahibi olmak gerekir. Oruç tutabilmek için¸ iftar ve sahurluk ihtiyacı vardır. Zekât ve hac zaten başlı başına mâlî ibadetlerdir. Allah yolunda cihad edebilmek için¸ malî imkânlara sahip olmak gerekir. Nikâhın ve onunla beraber gereken mehir-nafaka gibi sorumlulukların yerine getirilebilmesi de öyledir. Bütün bunların olabilmesi için ise alış verişe ihtiyaç vardır.


İnsanın bütün hayatını kuşatan İslâm¸ alış veriş işlerinin de belli ölçüler çerçevesinde gerçekleşmesini istemiştir. Bu meyanda alım satımı helâl olan olmayan şeyler belirlenmiştir. Bunların hangi şartlarda alınıp satılabileceği¸ ödemelerin nasıl yapılacağına dair temel ilkeler konulmuştur. Sözgelimi fâiz¸ tefecilik¸ karaborsa¸ aldatma¸ hile-hurda¸ alışverişte yemin¸ yalan söyleme¸ yalan yere yemin atma yasaklanmıştır. Yine alkol¸ domuz eti¸ çalıntı mal gibi şeylerin alım satımı haram sayılmıştır. Hz. Ömer¸ "Dinî konularda yeterli bilgisi olmayanlar bizim pazarımızda satış yapmasın."[3] diyerek ticaret ilmihalini bilmenin önemine dikkat çekmiştir.


Kültürümüzde ticârî hayatla dinin sıkı bir ilişkisi vardır. Bizim ticarethanelerimiz¸ Pazar yerlerimiz besmele ve duâlarla açılır. İlk siftahlar¸ "Salavât ve siftah senden¸ bereket Allah'tan." duâlarıyla yapılır. Sonuçta¸ "Alan satan hayrını görsün¸ sen aldığın malını hayrını göresin¸ sen de kazandığın paranın hayrını göresin." şeklinde temennîleriyle taraflar birbirlerinden ayrılırlar. Yani alış veriş esnâsında dinî ölçülerden aslâ uzaklaşılmaz¸ tam tersine alış veriş dinin belirlediği ölçüler doğrultusunda gerçekleşir. Nitekim âyette buna dikkat çekilmişti:


"Allah'ın gözde kullarını ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan¸ namaz kılmaktan¸ zekât vermekten alıkoyar. Bunlar¸ gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar."[4]


Kur'ân¸ rızık talebini ve bu yolda koşturmayı fadlullah/Allah'ın lütfu olarak niteleyerek hem teşvik etmiş¸ hem de bunun ilâhî ölçüler çerçevesinde yapılmasını arzu etmiştir. "Geceleyin uyumanız¸ gündüz de lütfundan rızık aramanız O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda kulak veren toplum için dersler vardır."[5] Cuma namazı için¸ alışı verişi bırakıp namaza koşmalarını emreden Rabbimiz¸ namazdan sonra rızık talebine yönelmeyi şöyle emretmiştir: "Namaz bitince yeryüzüne yayılın; Allah'ın lütfundan rızık isteyin Allah'ı çokça anın ki kurtuluşa eresiniz."[6] Yüce Rabbimiz¸ "Hac mevsimlerinde ticaretle Rabbinizden rızık istemenizde bir günah/sakınca yoktur."[7] buyurarak ibadetle ticaretin iç içe olmasına izin vermiştir. Bizim kültürümüzde bedestenlerimiz/çarşı-pazarlarımız¸ mescidlerin hemen yanıbaşına yapılır ve kurulur. Bunun anlamı şudur: Müslümana mescidin gölgesinde¸ mescid ruhundan kopmadan¸ ibadet ruhuyla ticaret yakışır. Bunun için de İslâm'ın ticaret ahlakı¸ pek çok ilke ve ölçüyü barındırır. Müslümanlar¸ bu ilkeler ve ölçüler doğrultusunda alışverişlerini yaparlar¸ ticarî/ekonomik hayatlarını düzenlerler.


Karşılıklı rızâ ile yapılan alış verişler sayesinde insanlar¸ ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılamış olurlar. Şâyet alış veriş meşrû kılınmamış olsaydı¸ insanlar ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayamaz ve bu sefer hırsızlık¸ gasp gibi meşrû olmayan yollara başvururlardı.


Ticaret sayesinde¸ insan kendi ayakları üstünde durmayı¸ kendi kendisine yetmeyi ve başkalarına muhtaç olmamayı öğrenir.


Ticarette zengin/variyet sahibi olmak vardır. Bu sayede insan¸ zekât-infâk gibi malî ibadetleri yapabilecek konuma gelir. Zaten İslâm'da¸ Allah'ın dinine ve O'nun kullarına hizmet için zengin olmayı istemek övülmüştür. Süleyman Peygamberin "Rabbim! Beni bağışla¸ bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver."[8] duâsına yer verirken; Peygamberimiz de "Salih kimse için¸ variyet ne güzeldir." buyurarak buna teşvik etmiştir. Kur'ân¸ gerçek mü'minleri tanımlarken "Onlar zekât için çalışırlar."[9] buyurarak¸ zekât vermek ve zekât verecek konuma gelmek için çalışıp gayret etmeyi teşvik etmiştir.


Boş durmayı hoş karşılamayan dinimiz¸ meşrû ve hayırlı işlerde koşturmayı emretmiştir. Yüce Dinimiz¸ koşturma anlamına gelen ve Hz. Hacer annemizin¸ çocuğuna su aramak için Safa ve Merve tepeleri arasındaki koşturmasını hac ibadetinin bir parçası saymıştır. Mehmed Akif¸ bunu şu dizeleriyle ifade eder: Allah'a dayan sa'ye sarıl¸ hikmete râm yol/Yol varsa budur¸ bilmiyorum başka çıkar yol!


İnsanın kendi el emeğiyle kazandığını yemesini en helâl kazanç[10] olarak sayan dinimiz¸ zirâatla ve ticaretle uğraşmayı en güzel kazanma yollarından saymıştır. Bunun için¸ "Rızkın onda dokuzu ticarettedir." denilmiştir.


İnsanların birbirlerinden farklı şeyleri alıp satmaları birbirlerine muhtaç olduğunu hatırlatır. İnsan ne kadar variyet sahibi olursa olsun¸ bir başkasına muhtaç olduğunu görür. Zira hayat¸ toplumun bütün fertleriyle birlikte bir bütün olarak yaşanır. Toplumda şehirlinin köylüye¸ alıcının satıcıya¸ tüketicinin üreticiye¸ zenginin fakire ihtiyacı her zaman vardır. Bunun için¸ "Müşteri velinimetimizdir." ifadesi sıkça kullanılır. Zaten Yüce Yaratıcımız¸ insanlar birbirlerinin ihtiyaçlarını görsünler diye onları farklı farklı konumlarda yarattığını hatırlatır bizlere: "Allah rızıkta kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur."[11]


Mal sevgisi insanda fıtrîdir. İnsan bu tutkusunu¸ alış veriş sayesinde meşrû yollardan gidermekle birbiriyle yarışır¸ çalışır ve gayret eder.


Ticarî alış verişler¸ yeni dostlukları beraberinde getirir. Ticaret sayesinde¸ kişi yeni tecrübeler¸ yerler ve bilgilerle tanışır.


Ticaret sayesinde¸ farklı yerlerin malları farklı yerlere ulaşır¸ insanlar kendi yaşadıkları yerlerde yetişmeyen/üretilmeyen eşyâya bu sâyede sahip olurlar.


Alış veriş insanların birbirini tanımasına vesile olur. Nitekim Hz. Ömer¸ insanların birbirini tanıyabilmeleri için¸ "aralarından ticaret yapma¸ emânet edip sonucunu bekleme ve yolculuk yapma"nın gerekli olduğunu söylemiştir. Gerçekten de ticaret sayesinde insanlar birbirlerini tanırlar¸ ne kadar güvenilir olduklarını¸ doğru söylediklerini¸ kaliteli mal üretip pazarladıklarını ortaya koyarlar. Yahut bu sayede birbirlerini aldatan¸ bunun için yalan söyleyen¸ yalan yere yemin atan insanlar ortaya çıkar.


Bir hadislerinde Peygamberimiz¸ "Güvenilir ticaret erbâbının peygamberlerle beraber olduğunu…"[12] söyleyerek ticarette dürüst ve güvenilir olmaya yönlendirmiş; "Bizi aldatan bizden değildir."[13] buyurarak da ticarette aldatmanın Müslümana yakışmayacağını haber vermiştir.


Bolluk ve berekete ermek için¸ meşrû ölçüler doğrultusunda helâlinden kazanmak gerekir. Çalışanlar bunun için çalışsınlar¸ koşturanlar bunun için koştursunlar. Bereket kaynağı Yüce Rabbimiz¸ şehrimizi¸ ölçü tartılarımızı¸ mahsullerimizi¸ çalışmalarımızı bereketlendirsin!


 


 






[1] 2/Bakara¸ 275.



[2] 4/Nis⸠29.



[3] Tirmizî¸ Vitir 21.



[4] 24/Nûr¸ 37.



[5] 30/Rûm¸ 23.



[6] 62/Cuma¸ 10.



[7] 2/Bakara¸ 198.



[8] 38/Sâd 35.



[9] 23/Müminûn¸ 4.



[10] Buhârî¸ Büyû'¸ 15; Nesâî¸ Büyû' 1.



[11] 16/Nahl¸ 71.



[12] Tirmizî¸ Büyû' 4.



[13] Müslim¸ Îmân 164.

Sayfayı Paylaş