HAYATI DA ÖLÜMÜ DE GÜZEL OLAN PEYGAMBER!

Somuncu Baba

Cihadda ve namazda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlamak[6]¸ namazda her rüknü yerli yerince şeklen de güzel yapmak (=ta'dil-i erkân)¸ kıyafetin temiz ve intizamlı olması¸ saç sakalın bakımını yapıp taramak¸ hayırlı-güzel işlere sağdan başlamak¸ hayırlı yerlere sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak¸ sağından giyinip solundan çıkarmak¸ sağ elle yemek¸ sol elle sümkürmek ve taharetlenmek¸ hacda hervele-ızdıba-remle yapmak[7]¸ kabri kıbleye yönelik ve düzgün kazmak vb. şeyler İslâm'ın üzerinde durduğu şekil disiplini cümlesindendir

"Allah güzeldir¸ güzel olanı sever."[1] diyen bir peygamberimiz var. Gerçekten O¸ iyi ve güzel olan¸ iyilik ve güzellik yapanları seven Rabbimizin kulu ve seçkin peygamberi olarak hep iyi oldu¸ iyilikler yaptı¸ iyi insanlar yetiştirdi. Yaratılış itibarı ile dünya güzeli olan Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ fizikî güzelliğini hep korudu. Beslenmesine dikkat etti¸ vücudunun hakkını gözetti¸ asla kilo almadı¸ güzelliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Vefatında yakın dostu Hz. Ebu Bekir'in dediği gibi "O¸ hayatında da güzeldi¸ ölümünde de güzeldi."[2]


O iki dünyaya birden talip olduğu gibi¸ iki güzelliğe birden talipti. Sürekli okuduğu dualarında O¸ "Rabbimiz¸ bize dünyada iyilik güzellikler ihsan et; ahrette de bize iyilik güzellikler ihsan et."[3] derdi. Aynı şekilde o¸ aynaya bakarken okuduğu dualarında şöyle derdi:


"Elhamdülillâh. Allâhümme kemâ hassente halkî fe hassin hulukî. / Hamdolsun Allah'a¸ Allah'ım yaradılışımı güzel kıldığın gibi ahlâkımı da güzelleştir."[4]


O'nun bu dualarında maddî güzellikle birlikte manevî güzelliğe de önem verdiğini görmekteyiz. O'nun bu özlü duasında şu hususlar dikkatimizi çekmektedir:


İslâm gösteriş ve şekilci bir din değildir. Ne var ki O¸ şekil ve görüntülerin güzel olmasına da özen göstermiştir. Peygamberimiz bir hadislerinde bu konuya şöyle açıklık getirmiştir: "Allah kullarının mallarına¸ dış görünüş ve şekillerine değil; onların kalplerine¸ iç dünyalarına¸ niyetlerine ve amellerine bakar."[5] Ancak bu anlayış¸ asla Müslümanın dış görünüşüne özen göstermeyen plansız¸ pasaklı¸ kirli ve düzensiz olduğu anlamına gelmez. Zira Allah güzeldir¸ güzeli sever. Zaten dış görünüş¸ iç dünyanın aynasıdır. Onun için kişinin fikri¸ zikrine¸ zikri de fikrine yansır. Bunun için "Dervişin fikri neyse zikri de odur." denilmiştir. Bu söz¸ iç dünyanın dış dünyaya yansıdığını ifade etmektedir.


Cihadda ve namazda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlamak[6]¸ namazda her rüknü yerli yerince şeklen de güzel yapmak (=ta'dil-i erkân)¸ kıyafetin temiz ve intizamlı olması¸ saç sakalın bakımını yapıp taramak¸ hayırlı-güzel işlere sağdan başlamak¸ hayırlı yerlere sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak¸ sağından giyinip solundan çıkarmak¸ sağ elle yemek¸ sol elle sümkürmek ve taharetlenmek¸ hacda hervele-ızdıba-remle yapmak[7]¸ kabri kıbleye yönelik ve düzgün kazmak vb. şeyler İslâm'ın üzerinde durduğu şekil disiplini cümlesindendir. Bizim ilmihâl kitaplarımız özellikle bu şekil düzgünlüğünü sağlayan esaslar/rukünler üzerinde ayrıntılı dururlar. Elbette bunlara takılıp kalmak¸ bunlarla uğraşırken ibadetin ruhunu ihmal etmek istenen bir şey değildir. Ancak bu şeklî kurallar¸ ruha ermenin bir aşamasıdır.


Aynanın karşısında durmak da şekil ve görüntü güzelliğini sağlamaya yöneliktir. Aynaya bakarken Rabbimizin bize lutfettiği bir büyük nimetle karşı karşıya kalırız: Her şeyi yerli yerince monte edilmiş¸ birbiriyle uyumlu ve düzenli çalışan vücut nimeti. Gözümüz kaşımız¸ saçımız sakalımız¸ ağzımız burnumuz ve diğer güzelliklerimiz… Tüm özellik ve güzellikleriyle bize bakan bu nimeti görüp sahibini hatırlamamak¸ O'na teşekkür etmemek ne mümkün! İşte dua ederken bu vesile ile O nimet sahibi yüce kudreti hatırlıyor¸ şükrümüzü O'na has kılıyor; saçımızı¸ başımızı düzelterek şeklî düzensizliklerimize bir son veriyoruz. Ama şeklî güzelliklerin yeterli olmadığını¸ şeklî güzelliğin ahlâkî güzellikle bütünleştiğinde bir anlam ifade ettiğini düşünüyor ve duamızı okuyoruz. Rabbimizden yaratılış güzelliği yanında ahlâkî güzelliği de istiyoruz. Tabi ki O'ndan istediğimiz ahlâkî güzellik ve Kur'ânî hayat. Örnek insan Peygamber (s.a.v.)'in ahlâkı olan Kur'ân ahlâkı. Yoksa doğruluk-dürüstlük gibi bir kaç kelime ile sınırlanmış¸ yalnızca vicdan güzelliği değil muradımız. Doğuştan irade dışı olarak getirdiklerimizi değiştirmek mümkün olmayabilir¸ ama huyumuzu değiştirebilir¸ ıslah edebiliriz. Bunun için gayret etmeliyiz.


Aynada gördüğümüz şeklî düzensizlikler gibi¸ Kur'ân aynasına bakıp ahlâkî düzensizlikleri de tespit edip¸ düzeltmek için seferber olduğumuz an en güzeli yakalamış olacağız ancak. Güzel ve yakışıklı olma konusundaki titizliğimizi¸ iman ve amelî güzellikler için de gösterdiğimiz zaman Yüce Allah'ın sevdiği güzel insanlardan olabiliriz.


Elbette Peygamberimizin güzellikleri fizikî güzelliklerden ibaret değildi ve O yalnızca fizikî güzelliklere özen göstermezdi. Ancak fizikî güzellikler sahibini manevî güzelliklere taşır¸ onlara hazırlar. İki güzellik¸ birbirini tamamlayarak kemale ulaştırır. Bu yüzden diyoruz ki Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ son derece düzenli ve disiplinli bir hayatın adamı idi. O'nun izlediği ve bizlere örnek sunduğu disiplin ve düzen¸ asla yapmacık ve zorlama değildi. Son derece tabiî ve fıtrî idi. O'nun yemesi¸ içmesi¸ giyim kuşamı¸ hal ve hareketleri belli bir düzen içerisindeydi. Rasgele ve başıboş¸ anlamsız ve gayesiz davranışlar O'nun hayatında yoktu.


Sözgelimi O¸ sağından giyinirdi. Gömleğini giyerken önce sağ kolunu¸ sonra sol kolunu giyerdi. Çıkarırken önce solunu çıkarır¸ sonra sağını çıkarırdı. Sağ eliyle yer içerdi. Evine¸ mescidine sağ adımıyla girer¸ sol adımı ile çıkardı. Abdest alırken önce sağ kolunu sonra sol kolunu yıkardı. Ayaklarını yıkamaya da sağından başlardı. Namazda önce sağ tarafına sonra sol tarafına selam verirdi. O'nun davranışlarında devamlılık ve düzen vardı. Ve O¸ bu disiplin ve prensipli anlayışını hiç bozmadan sürdürdü.[8] Günlük beş vakit namazı¸ gece namazı ve diğer mutad kıldığı nafile namazları ve ibadetleri hep O'nun ne kadar nizam insanı olduğunun açık göstergesidirler. Cemaatle namaz kılarken safların düzenine büyük önem verir¸ "Saflarınızı düzeltin ki kalpleriniz düzelsin." buyururdu. O¸ bu sözleriyle şeklî düzen ve güzelliğin¸ manevî düzen ve güzelliği sağlayacağını söylüyordu. Gerçekten de dış görünüşünü düzeltemeyen kişilerin¸ iç dünyalarını düzeltmeleri çok daha zor olacaktı.


Oğlu İbrahim¸ küçük yaşta vefat etmiş¸ onu Medine kabristanına defnederken¸ kabrinde küçük bir delik gördüğünde¸ o deliğin toprakla kapatılıp düzeltilmesini istemişti. Orada bulunanlar¸ sonuçta burası bir mezar¸ cesedi koyup üzerine toprak örtüp gideceğiz ey Allah'ın Rasûlü¸ diyenlere şöyle diyerek her konuda estetiğe önem verdiğini açıklıyordu: “Sizden biriniz¸ bir iş yaptığınız zaman¸ onu içe sinecek biçimde yapsın! Çünkü öyle yapmak¸ musi­bete uğrayanın içini yatıştırır. Gerçi¸ bunun ölüye ne zararı¸ ne yaran olur; fakat bu¸ dirinin gözünü aydınlatır!”[9] Nitekim O¸ "Allah sanatını en güzel şekilde icra eden kulunu sever."[10] derken de aynı noktaya temas ediyordu.


O¸ getirdiği din ile sesi¸ yürüyüşü ölçülü ve düzenli kullanmayı emrediyordu. Sesin frekansını değil¸ kalitesini yükseltmeyi istiyor; Müslümanın onurlu duruşu ve vakarlı yürüyüşü ile örnek olmasını istiyordu. O'nun nizamında iktisat/ölçülü olma yalnızca mâlî harcamalarda değil¸ her alanda ölçülü/dengeli olmak esastı ve O'nun şiarıydı. Şu ayetlerde bunu görmemiz mümkündür:


"Yürüyüşünde tabii ol; sesini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir."[11]


"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme¸ çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin."[12]


"Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler."[13]


O halde ona yaraşır ümmet olabilmek için¸ Rahman'ın has kullarından olabilmek için içimiz ve dışımızla¸ özümüz ve sözümüzle¸ duruşumuz ve yürüyüşümüzle intizamlı olmalı¸ bu düzenliliği sürekli olarak ve hayatımızın her alanına yansıtarak sürdürmeliyiz. Tüm güzelliklerin temsilcisi¸ denge insanı Müslüman¸ Yüce Allah'ın rızasını kazanma adına sergileyeceği güzelliklerle herkese örnek olan insandır.






[1] Münavî¸ Feyzu'l-Kadîr¸ V¸ 264.



[2] Asım Köksal¸ İslâm Tarihi¸ VII¸ 285-286.



[3] 2/Bakara¸ 201.



[4] En-Nevevi¸ el-Ezkar¸ s¸ 270.



[5] Münavî¸ Feyzu'l-Kadîr¸ V¸ 395.



[6] "Doğrusu Allah¸ kendi uğrunda¸ kenetlenmiş bir duvar gibi¸ sıra halinde savaşanları sever." 61/Saf¸ 4.



[7] Tavafta ihramlı iken sağ omuzu açık bırakıp ilk üç şavtta erkeklerin koşarak ve omuzlarını silkerek yürümeleri¸ sa'y yaparken ilk üç şavtta yeşil direkler arasında koşarak ilerlemek hep şeklî/sembolik şeylerdir. Haccın pek çok rüknü de semboliktir.



[8] Asım Köksal¸ İslâm Tarihi¸ VIII¸ 440-443.



[9] Asım Köksal¸ İslâm Tarihi¸ VII¸ 489-491  (İbn Sa'd¸ I¸ 142)



[10] Münavî¸ Feyzu'l-Kadîr¸ V¸ 355.



[11] 31/ Lokman¸ 19.



[12] 17/İsra¸ 37.



[13] 25/Furkân¸ 63.


Sayfayı Paylaş