GELECEĞİN GÜVENCESİ

Geleceğin Güvencesi : GENÇLİK

"Hassas dengelerin gözetilmesi gerektiği ve küçük şeylerin küsmeye sebebiyet verebilecek kadar ağır geldiği bu nazik ortamda¸ her bir tarafın diğerlerinden beklediği sadece sevgidir¸ kösteklenmemektir. Dedik ya¸ meydan geniştir¸ herkese kendi hizmeti için yeteri kadar alan vardır ve bir tarafın büyümesi diğeri için ket değil bilakis zımnen destektir¸ ona yardımdır."

Bir güzel insan. Etrafına hep güzellikler sunmak isteyen. Gönlü Rasûl'ün getirdiği dinin sevgisiyle dolu. Coşkulu bir nehir gibi. Etrafına faydalı olmak¸ saadet menbaı dininden uzaklaşan insanları güzelleştirmek¸ onları Rasûl'ün bugünkü temsilcileri¸ ashabı kılmak azim ve gayretinde. Bana düşen sorumluluklar var¸ der içinden. Hz. Peygamber'in civar beldelere gönderdiği elçilerden biri¸ Yemen'e giden bir Muaz da ben olmalıyım diye niyetlenir¸ gönlünden. Habibini ve onun kutlu ashabını muzaffer kılan rabbim¸ nusret ve teyidini elbette sadece onlara has kılmamıştır. Beni de teyit edecektir¸ ben O'nun dinine hizmet ettikçe¸ inancında. Ve bu insan¸ önce kendisinden başlar. Güzel olmasına rağmen¸ nefsini hakir görerek daha da güzel olmam gerek¸ der. Eksiklerini gidermeye çabalar. Hayatını Kur'an ve sünnet merkezli bir düzenlemeyle daha da bir güzelleştirip bezer. Neticede yolda yürürken¸ çarşıda alış veriş yaparken¸ birisine selam verirken¸ tebessüm ederken¸ karşısındakine ferahlık¸ sürûr verir hale gelir. İnsanlar onu gördüklerinde mutlu olurlar. Herşeyinden¸ yürüyüşünden¸ konuşmasından¸ bakmasından etkilenirler. Çünkü onda bir başkalık vardır.
Bu insan¸ artık vaktidir deyip etrafındakilere¸ gördüklerine anlatmaya koyulur. İslam olduklarını söyleyenleri yeniden dinlerine davet etmeye başlar. Onları dünya ve ahiret saadetinin gereklerini yaşamaya davet eder. Tanıyanların ve adını duyanların gönül pencereleri ona açık olduğu için etkilenme¸ kulak verme başlar. Halk tebliğcinin anlattıklarından ziyade anlatanı ve yaşantısını tarttığı için¸ onda da aynı şey söz konusu olur. Beklemedikleri bu davet kısa süreli bir tedirginliğe sebep olursa da¸ bir müddet sonra etrafında sevgi haleleri¸ sevenler¸ dost meclisleri oluşmaya başlar. Devam ettiği cami cemaatla dolar. Sohbetlerine herkes gelmeye başlar. Onu görmek bir mutluluk vesilesidir artık. Çünkü o kalp kırmamakta¸ kimseyi hakir görmemekte¸ gönlünü herkese açmakta¸ görüldüğünde Allah hatırlanmaktadır. Onun bütün derdi kazanabildiği kadar insan kazanmak¸ ahiret sermayesine birşeyler katmak¸ azıcık da olsa etrafını aydınlatan bir mum olabilmektir.
Gelenlerin kalp tedavisine ihtiyaçları olduğunu görür. Kulları ilk önce rabbe kul yapmak gerektiği zaruretini fark eder. Sohbetlerinin ardından insanlara Allah'a kul ve her dem O'nunla birlikte olmak için bazı nafile ibadetleri tavsiye eder. Rabbin sevgisini ve O'nunla manevi irtibatı yirmidört saate yaymaya çabalar. Bunu yaparken¸ Hz. Peygamber'den gelen bilgiler ile etrafında güzel insanlar yetiştirmiş maneviyat erlerinin tecrübelerinden istifade eder. Bunları geliştirir ve bulunduğu çevre insanının durumunu da göz önünde bulundurarak¸ yeni bir metotla ziyaretine gelenlere tavsiye eder. Zamanla şöhreti genişler¸ gelen gidenlerin sayısı her gün artar. Çünkü o maddi bir karşılık beklemeden hep kendinden fedakarlık etmekte¸ birşeyler verebilmek¸ faydalı olabilmek için çırpınmaktadır.
Ve bir başka güzel insan. Değerlerini kaybetmiş¸ hergün daha da dejenere olan toplumun karşısına geçer¸ kafa yorar. Elli altmış yılda¸ ikinci nesil kuşağın tamamen tersine¸ bambaşka bir hale getirilişine hayret eder. Bunun nasıl başarılabildiğini düşünürken¸ kurulu yapının¸ genç kuşakları istediği doğrultuda hamur misali yoğurduğunu¸ kendi köklerine yabancılaştırdığını ve değişim sonunda karşısına böyle bir toplum çıktığını görür. Benim de aynı metodu uygulamam gerekir¸ der. Misyonerlerin¸ Osmanlının yıkılış döneminde dahi¸ Anadolu'da 110'un üzerinde kolejlerinin olması kendisine bir açılım sağlar. Sonra Hz. Peygamberin yirmiüç yılda dünyanın en zelil ve en kaba toplumundan¸ bugün bizlerin radıyallahu anhum diyerek andığımız bir ümmet çıkarmasını aklına getirir. Başlar çalışmaya. Özel talebe halkası kurar. Yıllar boyu¸ haş ihanet etmeyecek¸ yarıyolda bırakmayacak¸ kendi hayatı misali her türlü fedakarlıkta bulunacak güzel bir kuşak yetiştirmeye çabalar. Yetiştirdiği insanları İslâm için ülkenin değişik bölgelerine dağıtır. Bu arada yeni talebeler yetiştirmeye gayret eder. Çeşitli eğitim müesseselerinin açılmasına önderlik eder. Zamanla¸ her şeyiyle çabalayanların ve kendisinin üstün fedakârlığıyla¸ Allah'ın dinine hizmet edecek¸ yaşadığı toprakları yurt bilecek ve belki de zamanı adeta geri döndürecek geniş bir eğitim ordusu yetiştirmeye muvaffak olur.
Bir üçüncü güzel adam. O da diğer iki güzel insanın derdiyle muzdarip. Dünyayı iyi tanımaktadır. Ülkenin geleceğini düşünen¸ yüreği yaşadığı topraklar için sızlanan ve aynı görüş etrafında toparlanabilecek insanları biraraya getirip güç birliği oluşturmanın gereğine inanır ve farklı bir kulvar seçer. İlk önce kendisine yakınlık edecek¸ sevinç ve kederi paylaşabilecek dostlar aramakla işe başlar. Hz. Peygamberin yakın dostları Hz. Ebûbekr¸ Hz. Ömer¸ Hz. Osman ve Hz. Ali misali¸ vefatına kadar kendisiyle aynı uğurda çaba sarf edecek bir halka¸ fire vermeyecek bir istişare heyeti oluşturur. Güzel Peygamber'in hicret sonrası ilk icraatının siyasi yapılanma olduğunu¸ sadece dinini yaşamak istediği için zulme uğrayanların haklarını korumanın¸ onlar gibi olmayanlarla huzur içinde yaşayabilmenin¸ hoşgörülü bir toplum inşa edebilmenin bu yolla sağlanabileceğini görür. Gecesini gündüzünü bu uğurda harcamaya koyulur. Hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz. Oradan oraya koşturur¸ ibadetten bir diğer ibadete koştuğu bilinciyle. İmanının coşkunluğundan ortaya koyduğu performans çoklarını hayrete düşürür. Ve bir zaman sonra bu çalışmalarının semerelerini toplamaya başlayacak hale gelir. İnsanlar¸ bozulmuş¸ çivileri çıkmış ekonomik düzen yanında kardeşlik duygularının neredeyse yok olduğu¸ huzurun kalmadığı sosyal yaşam içerisinde¸ kendilerine uzanacak bir dürüst el ararlarken¸ onu fark ederler. Onu daha iyi tanıdıklarında¸ çok farklı birisiyle -daha doğrusu- aradıkları kişiyle tam da karşı karşıya olduklarını anlarlar. Çünkü o ve onun etrafında toparlanmış olanlar kendilerini halktan birer fert saymaktadırlar. Halk ilk fırsatta emaneti ve vekaleti onlara verir. Onlar da omuzlarına yüklenen bu emanete hıyanet etmezler. Emindirler. Ülkenin maddi servetini kendi şahsi menfaatleri için kullanmazlar¸ halktan aldıklarını yine halka hizmet olarak döndürürler. Gece yarılarına¸ sabahlara kadar çalışmayı insanlar ilk kez onlarda görür. Ve ülkede belirgin bir dönüşüm başlar. Ortaya çıkan muhteşem neticeler teveccühü iyice artırır. Hem çalışkan hem dürüst olan¸ evlerinin yolunu neredeyse unutan bu cefakarlar¸ gönülleri bir bir fethe koyulur. Çünkü kimseyi dışlamazlar¸ herkese saygılıdırlar¸ halk arasında ayırım yapmazlar…
Her üç insan için¸ çabalayıp durdukları yol¸ diğer iki yola göre ikinci sırada değildir. Bununla birlikte¸ diğer iki tarafın kendilerine veya kendilerinin iki taraftan birisine angaje olmasını gerekli görmezler. Çünkü çalışma sahaları ayrıdır¸ hem böyle bir zaruret de yoktur. Siyasal hareket içinde yer alanlar¸ diğer iki güzel insanı ve yarenlerini kendi şemsiyeleri altına almaya çabalamazlar. Zira siyasal alanda geri plana düşerlerse¸ birlikte görünmenin diğerleri için sıkıntı vereceğini çok iyi bilirler. Doğrusu diğer iki güzel insan da¸ siyasal hareketin kendileriyle içli dışlı olmasını istemezler. Çünkü böylesi bir durum¸ hem bir kısım gönüldaşların siyasi mülahazalarla kendilerinden uzaklaşmasına¸ halkanın daralmasına ve marjinalleşmesine sebebiyet verir hem de siyasal yakınlığın bedelini ağır bir baskıyla ödemek durumunda kalırlar. Böylesi zor bir durumda ise¸ hizmetleri mutlaka sekteye uğratılır. Ayrıca¸ her birinin amacı insanları tüm açılardan daha iyi ve güzele taşımak olduğuna¸ ülkenin toprakları çalışmak isteyen için yeterli genişlikte olduğuna göre¸ aynı çatı altında toplanmanın bir anlamı yoktur. Sen yeter ki çalışmak iste¸ ülken için bir şeyler yapma arzusunda ol.
Hassas dengelerin gözetilmesi gerektiği ve küçük şeylerin küsmeye sebebiyet verebilecek kadar ağır geldiği bu nazik ortamda¸ her bir tarafın diğerlerinden beklediği sadece sevgidir¸ kösteklenmemektir. Dedik ya¸ meydan geniştir¸ herkese kendi hizmeti için yeteri kadar alan vardır ve bir tarafın büyümesi diğeri için ket değil bilakis zımnen destektir¸ ona yardımdır.
Bu üç güzel insanın fedakarlığa dayalı gayretleri¸ kardeşlik duygusunu yeşertmeye¸ vatandaşları kendi özlerine döndürmeye¸ ülkenin çıtasını yükseltmeye¸ daha müreffeh ve yaşanılır kılmaya başlayınca; o zamana kadar ufak törpülerle gidişatı durdurmaya çalışanlar; köy çocuklarının idarede söz sahibi olmaya başladığını¸ kendileri için kurdukları yapının bozulduğunu¸ çıkarlarının ellerinden uçup gitmesine ramak kaldığını görünce; bir strateji geliştirirler. Öncelikle siyasal hareketin önünü kesin bir şekilde kesmeye karar verirler¸ tüm imkanları kullanarak. Üçüne birden saldırmak yerine¸ parçalayarak yutma ve dağıtma yöntemini devreye sokarlar. Gerçi diğer ikisini de tamamen ihmal etmezler¸ arada bir onların duvarlarını da döverler¸ sizi unutmuş değiliz dercesine. Topyekun saldırı neticesinde siyasal gelişim sendelemeye başlar gibi olur. Ancak bunun içindeki güzel insanlar hedeflerine kilitlenmiş ve her türlü sıkıntıya hazırdırlar. Yeise düşmezler ve badireyi salimen atlatabilmek için ellerinden gelen gayreti sarf ederler. Bu süreci bir gün yaşacaklarını bildiklerinden yıkılmazlar¸ göğüs gererler. Güzel ülkelerinin bu badireyi fazla zarar görmeden atlatması için çabalarlar. Onları¸ gayretleri sebebiyle bugünlere getiren Rableri¸ elbette yine onlarla beraberdir¸ yardımcılarıdır. Bir takım hataları olsa da…
İşte o anda beklenmedik belki de beklenmesi gereken bir şey olur: Diğer iki kardeş¸ bir imanî refleks ve sıranın kendilerine de geleceğinin idrakinde olarak¸ zulme uğrayan kardeşlerinin yardımına koşarlar. Hem fiilen hem de duayla… Sonra ne mi olur?!… Sonrası hiç önemli değil… Onlar kardeşlerinin yanına koştular ya!… "Müminler kardeştir" ayetinin gereğini yerine getirdiler ya! Bir tesanüd örneği sergilediler ve yalnız bırakmadılar ya!…
Kimbilir¸ bu tür şeyler belki her devirde yaşanıyordur. İhtimal o ki¸ bazı dönemlerde güzel insanların sayısı üçten fazladır.
Sonunu merak ettiğimiz kıssanın bir benzeri belki kendi hayatımızda yaşanıyordur. Bizim öykümüz nasıl sonuçlanacaksa¸ hikâyemizin de öyle sonuçlandığını varsaysak ne kaybederiz?

Sayfayı Paylaş