DİVÂN-I HULÛSÎ'DE KUR'ÂN ÂYETLERİ

Somuncu Baba

"O¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'in soyundan gelmeyi¸ sözlü bir iddiada bırakmayıp O'nun davasını anlatan söylem ve O'nun sünnetine uygun eylemleriyle O'na lâyık olmaya çalışmış bir gönül adamıdır."

Yüce Yaratıcının insanlara hitâben indirdiği Kur'ân¸ Yüce Allah'ın istediği insan tipini yetiştirmeyi hedefler. Hedeflenen bu tip¸ Kur'ân ahlakıyla donanmış olan Kur'ân adamlarıdır.


Kur'ân adamı¸ kendisini Kur'ân'ın muhatabı olarak gören¸ onu çokça ve sürekli okuyan¸ onun âyetleri üzerinde derin derin düşünen¸ onu doğru anlayan¸ onunla dolan ve onu hayatında yaşayan kimsedir. O¸ Kur'ân'ın pratiğidir; öyle olmalıdır. Zira Kur'ân¸ gönül adamlarını inşa etmek ve onları çoğaltmak için gelmiştir.


Kur'ân'ın donattığı gönül adamları¸ maddî ve mânevî feyizleriyle dostlarını ışıtan ve ısıtan kahramanlardır. Onlar bulutlar gibi cömerttirler¸ çorak veya münbit fark etmez¸ her yere yağarlar¸ iyi kötü herkese ulaşırlar. Su gibi azizdirler onlar¸ herkes için âb-ı hayattırlar. Onlar¸ esen yeller gibidirler¸ onların şefkat rüzgârları herkese eser ve herkesi ferahlatır. Güneş gibidirler; her yeri¸ herkesi ışıtır ve ısıtırlar. Adanmış ömürlerin sahibidirler onlar; mallarını¸ canlarını¸ mesailerine Allah'a adamış¸ O'nun kullarına vakfetmiş insanlardır onlar.


Kur'ân'ın yetiştirmeyi hedeflediği ve âyet âyet işleyerek inşâ etmek istediği gönül insanı¸ ilim ve irfanıyla olduğu kadar¸ kendinde kalmayıp başkalarına yansıyan hayır ve iyilikleriyle gönüllere taht kuran kimsedir. Gönül adamı¸ öncelikle Yüce Yaratıcıya karşı görevlerinin bilincinde olan¸ O'nun kullarına hizmeti Yaratana hizmet gören kimsedir.


İşte es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi (k.s)¸ onlardan biridir. O¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'in soyundan gelmeyi¸ sözlü bir iddiada bırakmayıp O'nun davasını anlatan söylem ve O'nun sünnetine uygun eylemleriyle O'na lâyık olmaya çalışmış bir gönül adamıdır. O¸ sâlih insanların azaldığı¸ iyilik ve hayır yapmanın turfanda olduğu bir dönemde yaşadığı yetmiş altı senelik (1914-1990) bereketli ömrü ile etrafındaki insanlara ilim ve irfan saçmakla kalmamış¸ hayatın içerisinde¸ her alanda ve herkese yansıyan fiilî hizmetleriyle öncü olmuş bir hayır adamıdır. O¸ bu unvanları¸ sahip olduğu ilim¸ irfan¸ edebiyat¸ sanat¸ kültür birikimi ve bu birikimi pratiğe dönüştürmesi ile kazanmıştır.


Hulûsî Efendi¸ Darende merkezli olarak başlattığı irşâd faaliyetleriyle ve öncülük ettiği hayır hizmetleriyle bulunduğu bölgeyi aydınlatmış¸ yaptıklarıyla söylediklerinin nasıl hayata geçirileceğini çevresindekilere bizzat göstermiş ve başlattığı vakıf hizmetleriyle örnek şahsiyet olmaya bugün de devam etmektedir. O¸ "Hüsn-i ahlâk¸ her kemâlin fevkındedir." diyerek en güzel ahlâkı kemâlin zirvesi kabul edip¸ bu uğurda kâli ile olduğundan çok daha fazla hâli ile hizmet eden bir hizmet eri ve insanlık sevdalısıdır. Onun eserlerinden biri olan Divan'ı onun Kur'ân ve Sünnet merkezli düşüncesinin beyitlere dökülmüş halidir. Şöyle ki:


 


Allah'a ve Peygamberine itaat


"Çünkü sulbüm bilmiş ol kim Ahmed-i Muhtâr'a bend"[1] diyerek soyunun Hz. Peygamberin bağlısı olduğunu söyleyen Hulûsî Efendi¸ düsturunun Kur'ân olduğunu şöyle seslendirir:


Bî-çâre hâfız gönlümüz


Âyîne-i Rahmân bizim


Bilsen ser-â-pâ sînemiz


Hep menşed-i Kur'ân bizim[2]


 


Kur'ân ve Sünnete uymayıp kendi batıl görüşlerine uyanları şöyle uyarır:


Hükm-i Kur'ân'a uyup sünnete kılmaz ittibâ


Kendi butlânından uydurma dalâletler gelir.[3]


 


Şu dizeleriyle de Allah'ın kopmaz ipi Kur'ân'a tutunmanın gereğini dile getirir:


Eriş dâmânını tut habl-ı Kur'ân'ı tutam dersen


Eşiği Ka'be anın dâmeni hablü'l-metîn olmuş


 


Yetiş gurbette kalma Kârîbullah'a yol bul kim


Kelâm-ı vahy-i Hak hem kendisi Rûhu'l-Emîn olmuş[4]


 


Yine Kur'ân'ın gereklerini yerine getirme ile ilgili olarak şunları terennüm eder:


Yönelip Ka'betullah'a


Sücûd et Hazretullah'a


Ser-â-ser sıbgatullah'a


Boyan artık boyan artık[5]


dizeleriyle de Kur'ân'ın¸ "Allah'ın boyasıyla boyandık. Allah'tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk ederiz"[6] âyetine atıfta bulunur.


Rasülün âline buğzun Rasulullah'a buğzundur


Rasülullah'a buğzun Allah'a buğzundur[7]


diyerek Peygambere itaatin Allah'a itaat¸ ona itaatsizliğin de Allah'a itaatsizlik olacağı gerçeğini hatırlatır. Nitekim bu konuda Rabbimiz şöyle buyurur: "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki¸ Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir[8]¸ "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur."[9]


 


Allah'a Sade Kul Olmak


Ne kerâmetimiz var ne velâyetimiz¸


Kuru kulluğumuz dost kapısında[10]


diyerek kerâmet sevdası içerisinde olmadığını¸ Yüce Yaratıcının katında değer kazanıp kapısında durabilmenin ön şartının sade kulluk olduğuna vurgu yapar.


"Ey ilmine mağrur olan gâfil Hakk'ı tanır mısın"[11] uyarısı ile ilim sahibi olmaktaki asıl amacın Hak'kı tanımak ve O'nun haklarına riâyet etmek olduğunu söyler ve ekler: Vakf edip taât-ı Hakk'a boşa verme nefesi.[12] Yine o¸ pek çok malumat sahibi olmanın yetmeyeceğini¸ asıl yapılması gerekenin ilmiyle âmil olmak olduğunu da şöyle terennüm eder: "Kâle yakûlü" diyerek kendini mahv eylemişsin/Sehv eylemişsin[13]


 


Kemâl-i acz iledir acz-i kemâl-i insân


Mütekebbirleri Allah sevip a'lâ etmez[14]


diyerek insanın¸ kibirlenmeyi bırakıp aczini itiraf ederek mütevâzılığı ile kemâle ereceğini söyler. Aynı bağlamda o¸ "Ne büyüklük sata kul/Nice gâfil yata kul"[15]¸ "Kendini pak gördüğün değil midir ki telvîs olduğun"[16] diyerek insanın kendini beğenmesinin asıl kirlenme olduğuna vurgu yapar. Nitekim bu konuda Peygamberimiz de "Mütavâzı olanı Allah yüceltir¸ kibirleneni ise alçaltır." buyurmuştur.


 


İstikâmet Üzere Olmak


Yüce Allah'ın kulları için seçtiği dosdoğru yol istikâmette olmanın gereğini vurgularken¸ istikâmet üzere olmanın fıtrat üzere kalmak olduğunu¸ bunun için de gaflet uykusundan uyanıp günahlardan uzak kalmak olduğunu şöyle ifade eder:


İstikâmetle olup tab'-ı selîm


Müstakîm ol müstakîm ol müstakîm[17]


 


Uyan derin uykudan artık Müslüman uyan[18]


 


Sana ben hüsn-i itâatda tamâm


Gönlümü etme kabâhatlara râm[19]


 


Sen hakîkattan çıkıp Hak'dan uzak olmadasın


Bil hakîkat kendi kendine tuzak olmadasın[20]


sözleriyle Allah'a yakın olmanın hakîkate bağlı olmaktan geçtiğini¸ hakîkatten uzak olanların ise aslında kendilerine zarar verdiklerini söyler.


 


Ümitvâr Olmak


Râh-ı Hüdâ'dayız isyânımız var


Allâh'a Rasül'e îmânımız var[21]


sözleriyle Allah'tan ümit kesilmemesini nasîhat eder. Aynı bağlamda şöyle diyerek ümitvâr olmanın gereğine dikkat çeker:


"Lâ taknetû" sırrından


Kesmez ümidi Hulûsî


Âsîler gürûhunu


Rahmetin kurtaracak[22]


O¸ bu dizelerinde Yüce Allah'ın tüm günahlara tevbe çağrısında bulunduğu ve ümit aşıladığı Kur'ân'ın en ümit verici âyetine işaret eder: "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O¸ çok bağışlayan¸ çok esirgeyendir."[23]


 


Her aybı örter toprak


Toprak ol toprağa bak


Settâru'l-uyûb olan


Anı öyle kılmış Hak[24]


sözleriyle Hz. Mevlânâ'nın "Mütevazılıkta toprak¸ ayıpları örtmede gece gibi ol" sözlerini hatırlatır.


 


İman Esasları


Her Müslümanın kalben bilip inandığı ve lisânen söylediği imanın altı esasını ise şöyle terennüm eder:


Ben müslümânım el-Hamdülillâh


Ehl-i îmânım el-Hamdülillâh


 


Allah birdir hakdır Nebîsi


Yoktur gümânım el-Hamdülillâh


 


Hakdır melekler hakdır kitâblar


Budur beyânım el-Hamdülillâh


 


Kazâ vü kader hem hayr ile şer


Hakdan hümânım el-Hamdülillâh


 


Var yevm-i âhir ba'se inanır


Kalb ü lisânım el-Hamdülillâh


 


Kalben lisânen sırren ayânen


Budur îmânım el-Hamdülillâh


 


Hulûsî cânım mü'minim şânım


Vird-i zebânım el-Hamdülillâh[25]


 


Gerçek Tevekkül


Zuhûra gelince İlâhî takdîr


Ne yapsa bî-çâre abd-i müdebbir[26]


diyerek kadere imanın gereğine vurgu yapar. Yine o¸ kulun yapılması gerekenleri yapıp Allah'a güvenmesi demek olan tevekkülü şöyle tanımlar:


Birlik yoludur bendeye esbâb-ı tevekkül


Maksûda yeter bend ile erbâb-ı tevekkül


Tedbîr ile bitmez işi takdîr-i Hüdâ'nın


Takdîre rızâ vermedir âdâb-ı tevekkül.[27]


Onun bu veciz dizeleriyle bir kere daha gönül ve beyinlerimizi yıkayıp söylem ve eylemlerimizi test ederken hazreti minnet ve şükranla anıyor ve tüm gönül dostlarına selam diyoruz.


 


*Prof. Dr.






[1] Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) s. 266¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006. Ateş¸ Dîvân¸ s. 38.



[2] Ateş¸ Dîvân¸ s. 215.



[3] Ateş¸ Dîvân¸ s. 89.



[4] Ateş¸ Dîvân¸ s. 120.



[5] Ateş¸ Dîvân¸ s. 134.



[6] 2/Bakara¸ 138.



[7] Ateş¸ Dîvân¸ s. 386.



[8] 3/Âlu İmrân¸ 31.



[9] 4/Nis⸠80.



[10] Ateş¸ Dîvân¸ s. 406.



[11] Ateş¸ Dîvân¸ s. 427.



[12] Ateş¸ Dîvân¸ s. 426.



[13] Ateş¸ Dîvân¸ s. 420.



[14] Ateş¸ Dîvân¸ s. 418.



[15] Ateş¸ Dîvân¸ s. 396.



[16] Ateş¸ Dîvân¸ s. 427.



[17] Ateş¸ Dîvân¸ s. 400.



[18] Ateş¸ Dîvân¸ s. 428.



[19] Ateş¸ Dîvân¸ s. 400.



[20] Ateş¸ Dîvân¸ s. 404.



[21] Ateş¸ Dîvân¸ s. 385.



[22] Ateş¸ Dîvân¸ s. 135.



[23] 39 /Zümer¸ 53.



[24] Ateş¸ Dîvân¸ s. 370.



[25] Ateş¸ Dîvân¸ s. 281-282.



[26] Ateş¸ Dîvân¸ s. 415.



[27] Ateş¸ Dîvân¸ s. 353.

Sayfayı Paylaş