DİNDEN ETMEKLE DEĞİL¸ DİNE KAZANDIRMAK

Somuncu Baba

Büyük günahlardan biri de tekfîr hastalığıdır. Tekfîr¸ Müslüman olduğunu söyleyen bir kimseyi Müslüman kabul etmemek¸ ona kâfir olduğunu söylemek ve/veya kâfir muamelesi yapmaktır. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu hastalık bir hayli yaygındır. Müslüman olduğunu söyleyen insanlar¸ yine Müslümanlar tarafından din dışına itilmekte ve hatta acımasızca öldürülebilmektedir.

Büyük günahlardan biri de tekfîr hastalığıdır. Tekfîr¸ Müslüman olduğunu söyleyen bir kimseyi Müslüman kabul etmemek¸ ona kâfir olduğunu söylemek ve/veya kâfir muamelesi yapmaktır. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu hastalık bir hayli yaygındır. Müslüman olduğunu söyleyen insanlar¸ yine Müslümanlar tarafından din dışına itilmekte ve hatta acımasızca öldürülebilmektedir.


İman¸ asıl olarak kalp ile tasdîk ve dil ile ikrardır. Bazı ilim adamlarımız¸ imanın üçüncü bir olmazsa olmazı olarak gereği ile amel etmeyi de saymışlardır. Ancak imanın doğrultusunda amel etmenin üst sınırı yoktur. Zira beşer olması hasebiyle insan¸ zaman zaman günah işleyebiliyor¸ mü'min olarak yapması gereken şeyleri terk edebiliyor¸ yapmaması gereken şeyleri işleyebiliyor. Bundan dolayı amel imandan bir cüz sayılmamıştır. Yani kalben tasdik edip dilleriyle Müslüman olduklarını söyledikleri halde¸ İslam'ın hükümlerini terk edip o hükümlere aykırı davrandıkları zaman da günahkâ olurlar ama Müslümanlıktan çıkmış sayılmazlar.


Her İnsanın Az Veya Çok Günahı Olabilir


Hz. Mevlâna¸ "Her günah içki gibi sarhoş etseydi ayık gezen hiç kimse kalmazdı." der. Gerçekten de öyledir. Allah'ın koruması altında olan peygamberlerin dışında her insan günah işleyebilir. İşlediği günah sebebiyle insanları kâfir olarak görme ise¸ neredeyse dünyada hiç Müslüman bırakmaz. Zira her insanın az veya çok günahı olabilir.


İnsan¸ kalbi ile inanıp diliyle Müslüman olduğunu söylediği anda İslam dairesinin içerisine girer. Küfre döndüğünü söylemedikçe de o dairenin içerisinde kalır. İman ettiği halde¸ küfre düşüren bir şeyi söyleyen yahut işleyen kimse ise¸ tekrar diliyle tevbe edip İslam'a döndüğünü söylediği an yine Müslüman sayılır. Bugün bazı Müslümanlar¸ Müslüman olduğunu söyledikleri halde bazı insanları¸ kolayca din dışı sayıp tekfîr edebilmektedir. Böylelerine göre dinden çıkmak yahut çıkarmak çok kolay¸ dine girmek ise çok zordur ki bu yaklaşım isabetli değildir. İnsanlar tevhid sözünü inanarak söyledikleri an dine girmiş olurlar.


Elbette bu söylediklerimizden imanın doğrultusunda amel etmenin gereksiz olduğu veya yapılmasa da olur sonucu çıkmamalıdır. Elbette salih amel¸ iman ağacının varlığını gösteren¸ o ağacın canlı kalmasını sağlayan¸ o ağacın meyvesidir.


"Allah Kalplerde Olanı Bilir"


Bir kişinin gerçek mü'min olduğu kalbindeki inancıyla oluşur. İnsanların kalplerini¸ niyetlerini ise bizler bilemeyiz. Biz¸ ancak insanların sözlerine ve dış görünüşlerine bakarak karar veririz. Diliyle Müslüman olduğunu söylediği halde¸ kendisini küfre düşürecek açık bir inkâr içerisinde olmadığı halde bir kimseyi Müslüman saymamak¸ onun kalbini okuma iddiasıdır. Bu ise Yüce Allah'ın yetkilerine tecavüz etmektir. Çünkü kalpleri en iyi bilen O'dur. Bu konuda Kur'ân'da şöyle buyrulur:


"Allah kalplerde olanı bilir."[1]


"Şüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de¸ açığa vurduklarını da bilir."[2]


"Allah gözlerin hainliğini ve gönüllerin gizlediğini bilir."[3]


"Allah¸ herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir?"[4]


"Doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez."[5]


"Allah'a ve Peygamber'e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur."[6]


Müslüman kardeşini küfürle itham etmek ona eziyet etmektir. Oysa Rabbimiz¸ mü'minlere her türlü eziyeti yasaklamıştır:


"İnanan erkek ve kadınları¸ yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler¸ şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar."[7]


"Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının¸ zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının¸ şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir¸ acıyandır."[8]


Müslümanım diyenleri tekfîr etme¸ Peygamberimiz zamanında da yaşanmış ve duruma peygamberimiz şiddetle karşı çıkmış¸ onun üzerine bu konuda Müslümanları uyaran âyet inmiştir:


"Ey inananlar! Allah yolunda yürüdüğünüz vakit¸ her şeyi iyice anlayın. Size¸ Müslüman olduğunu bildirene¸ dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: 'Sen mü'min değilsin.' demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de öyleydiniz. Allah size iyilikte bulundu¸ iyice araştırıp anlayın¸ Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdârdır."[9]


"Mala Göz Diktiğiniz İçin mi?"


Kaynaklarımızda âyetin inişi ile ilgili olarak şu olaylar yer almıştır:


Mirdâs¸ Müslüman olmuş tek Fedekli idi. Kavminden¸ ondan başka kimse Müslüman olmamıştı. Hz. Peygamberin gönderdiği bir seriyye¸ Mirdâs'ın kavmine gitmişti. Bütün kavim kaçmış¸ ama Mirdâs¸ Müslüman oluşuna güvenerek yerinde kalmıştı. Atlıları görünce¸ koyunlarını dağın bir oyuğuna çekti. Müslüman atlılar oraya ulaşıp tekbir getirince¸ o da tekbir alıp onların yanına indi ve “Lâilâhe illallâh Muhammedur-rasûlullâh. es-Selâmu aleykum” dedi. Fakat Üsâme b. Zeyd¸ onun Müslüman olmadığını ve korkudan böyle söylediğini düşünereek onu öldürdü ve koyunlarını sürüp götürdü.


Olayı Hz. Peygamber (s.a.v)'e haber verdikleri zaman o¸ çok kızdı ve “Siz onu¸ yanındaki mala göz diktiğiniz için öldürdünüz.” dedi. Sonra bu âyeti Üsâme'ye okudu. Üsâme de¸ “Ya Rasulellah benim için Allah'a istiğfar et.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v)¸ O¸ “lâilâhe illallâh demişken¸ bu nasıl olur?” dedi.


Hz. Peygamber (s.a.v) bu sözü birkaç sefer tekrar etti. Hz. Üsâme¸ "Keşke¸ daha önce Müslüman olmamış olsaydım da o gün Müslüman olmuş olsaydım ve bu azarı işitmeseydim.” diyerek pişmanlığını dile getirmiştir. Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.v) onun için istiğfar etmiş ve “Bir köle azâd et.” buyurmuştur.


Toprak Onu Üç Kere Dışarı Attı


Bir başka olay da şöyledir:


Bir savaş sırasında Muhallem b. Cüsâme¸  Âmir'e rastladı. Âmir onu¸ İslâm selamı ile selamladı. Muhallem ile Âmir arasında¸ Cahiliyye Dönemi'nden kalma bir düşmanlık vardı. Muhallem bir ok atıp onu öldürdü.


Durumu öğrenen Hz. Peygamber (s.a.v) bu olaya çok kızdı ve “Allah sana mağfiret etmesin.” dedi. Bunun üzerinden yedi gün geçmeden Muhallem öldü. Müslümanlar onu gömdüler¸ fakat toprak onu üç kere dışarı attı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v): “Hiç şüphesiz toprak¸ ondan daha şerlileri kabul eder. Fakat Cenâb-ı Hak böyle yaparak size¸ bu günahın kendi katında ne kadar büyük olduğunu göstermek istedi.” buyurup onun üzerine taş konulmasını emretti.


Evet¸ bu olaylar Peygamberimiz döneminde yaşandı ve bu sert uyarılar geldi. Ancak tarih boyunca Müslümanlar bu sert uyarılara rağmen birbirlerini tekfîr etmekten ve öldürmekten çekinmediler. Bugün de öyle. Dünyalık için¸ dünyanın geçici makam ve mevkileri için Müslümanlar birbirlerini öldürmeye devam etmektedirler.


O halde¸ Müslüman kardeşlerimiz bizden kardeşlik beklemektedirler. Kardeşlik¸ dini yaşamada birbirine yardımcı olmayı gerektirir. Kardeşlerimizin yanlışlarını düzeltmek¸ eksikliklerini tamamlamak bizim kardeşlik borcumuzdur. Biz hiç kimsenin kalbini yarıp bakma imkânına sahip değiliz¸ kalplere bakacak olan Allah'tır. Biz ise zahire göre hüküm veririz. Bu din Allah'ın dinidir¸ o hiç kimsenin tekelinde değildir. Dinin kapısı insan olan herkese açıktır ve ona girenleri kabul edecek olan da reddedecek olan da Yüce Allah'tır.


Bu konuda Peygamberimizin uyarılarından bir kaçı şöyledir:


"Müslüman¸ kardeşine kâfir derse¸ küfür ikisinden birine döner."[10]


"Müslümana sövmek fâsıklık¸ onu öldürmek ise küfürdür."[11]


"Bir kimse¸ birini öyle olmadığı halde küfürle çağırır yahut ona Allah düşmanı derse¸ söyledikleri kendisine döner."[12]


 


 






[1] 3/Âlu Imrân¸ 119¸ 154; 4/Nis⸠63; 8/Enfâl¸ 43; 11/Hûd¸ 6; 33/Ahzâb¸ 51…



[2] 27/Neml¸ 74; 28/Kasas¸ 69.



[3] 40/Ğâfir¸ 19.



[4] 29/Ankebût¸ 10.



[5] 2/Bakara¸ 190.



[6] 33/Ahzâb¸ 36.



[7] 33/Ahzâb¸ 58.



[8] 49/Hucurât 12.



[9] 4/Nis⸠94.



[10] Buhârî.



[11] Buhârî¸ Müslim¸ Tirmizî¸ Nesâî.



[12] Buhârî. Müslim.

Sayfayı Paylaş