ÇANAKKALE RUHUYLA CANLANMAK!

Somuncu Baba

Kur'ân¸ "tevhîd" sözünü¸ kökü yerin derinliklerinde¸ gövdesi ise göğün derinliklerinde olan¸ her zaman ve şartta sürekli meyve veren bir ağaca benzetir:

"Allah'ın¸ hoş bir sözü; kökü sağlam¸ dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misâl verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor. Çirkin bir söz de¸ yerden koparılmış¸ kökü olmayan kötü bir ağaca benzer." (14/İbrâhim¸ 24-26.)

O "tevhîd" sözünün sancaktarı bi

Köklerimiz:


Kur'ân¸ "tevhîd" sözünü¸ kökü yerin derinliklerinde¸ gövdesi ise göğün derinliklerinde olan¸ her zaman ve şartta sürekli meyve veren bir ağaca benzetir:


"Allah'ın¸ hoş bir sözü; kökü sağlam¸ dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misâl verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor. Çirkin bir söz de¸ yerden koparılmış¸ kökü olmayan kötü bir ağaca benzer." (14/İbrâhim¸ 24-26.)


O "tevhîd" sözünün sancaktarı bir millet olarak bizim de geleceğimiz köklerimizdedir. Bu yüzden köklerimizi iyi tanımalı ve asla onlarla irtibatımızı kesmemeliyiz.


Yüksek idealler¸ sağlam temeller üzerine kurulur. Temelsiz¸ köksüz olan idealler¸ saman alevi gibi sönüp yok olmaya mahkûmdur. Tıpkı kökü sağlam olmayan yahut kökü ile irtibatı kesilmiş olan bir ağaç¸ yıkılmaya ve çürüyüp yok olmaya mahkûm olduğu gibi. Bunun için "İstikbal¸ köklerdedir." denmiştir.


Bir İtalyan tarihçisi¸ Türk Milletini¸ "mücevher sandığının üzerine oturmuş dilenci"ye benzetir. Gerçekten de yerinde bir tesbittir bu.  Dilenci¸ şöyle bir silkinip doğrulsa¸ üzerine oturduğu sandığın kapağını açsa¸ tarihin derinliklerinden gelen mücevherleri saklayan sandığın içerisindeki bunca değerler¸ onu ve neslini âbâd etmeye yetecektir.


Bir Türk heyeti Japonya'da incelemelerde bulunur. Gördükleri gelişmişlik karşısında hayretler içerisinde kalan heyetin sözcüsü sorar Japon yetkiliye: Üzerinizden iki dünya savaşı buldozer gibi geçmişken¸ bu gelişmişliği nasıl başardınız?


Cevap çok net ve yalındır:


“Biz öğrencilerimizi henüz anaokulunda Hiroşima'ya götürürüz ve deriz ki:


"Bakın çalışmazsanız böyle oluruz."


Sonra Tokyo'ya götürürüz ve deriz ki:


"Bakın çalışırsanız da böyle gelişiriz."


Bizim heyettekiler der ki:


"İyi ama bizim Hiroşima'mız yok ki?!"


Cevap yine anlamlı ve bir o kadar da Japon işi bir cevaptır:


"Sizin de Çanakkale'niz var!"


 


Çanakkale Ruhu


On dört-on beş yaşında körpe çocuk/genç yiğitlerin katıldığı¸ yediden yetmişe bir milletin tarih sahnesine çıktığı; okumuşu okumamışı ile¸ şehirlisi köylüsü ile¸ zengini fakiri ile bütün herkesin¸ her şeyi ile seferber olduğu bir savaş¸ daha doğrusu bir hayat memat mücadelesi¸ bir dik duruş¸ "Yıkılmadık ayaktayız." ve "Daha ölmedik." mesajının cihana haykırılışı…


Medine'den Kerkük'e¸ Üsküp'ten Manastır'a¸ Hakkâri'den Batum'a¸ Sivas'tan Haleb'e¸ Konya'dan Yanya'ya İslâm Ümmetinin yekvücut olduğu bir mücadele… Yok etmeye gelenlerle¸ var olma ve özgürce yaşamak isteyenlerin savaşı… ‘Hasta Adam' Osmanlı'nın¸ ‘Daha ölmedim¸ ölmeye de niyetim yok.' dercesine yatağından doğrulduğu¸ ölümünü bekleyen çakallara dersini verdiği bir azim ve kararlılık anıtı…


Yarım milyon donanımlı teçhizatlı¸ açgözlü¸ saldırgan düşman ordusuna karşı¸ yedi yüz bin Osmanlı vatan evladının karşı karşıya kaldığı¸ göğüs göğüse vuruştuğu bir destan… Üç yüz bin düşman zayiatına karşılık¸ iki yüz elli bine yakın şehidin bu topraklar için¸ bu topraklara hayat vermek için toprağa düştüğü bir muhârebe… Toprağın nice kınalı kuzu şehid ile buluştuğu¸ tarihin Seyyîd Onbaşı gibi nice gaziyle tanıştığı bir mücadele âbidesi…


Çanakkale ruhunun temelinde iman vardı¸ azim vardı¸ kararlılık vardı¸ birlik ve beraberlik vardı.


İslâm Coğrafyasının dört bir yanından semalara yükselen dualar vardı.


Biricik evladını¸ kurbanlık koyunlar gibi kınalayıp cepheye¸ daha doğrusu şehâdete gönderen analar vardı.


Değerleri için her şeylerinden feragat eden ve ölüme koşan¸ ölüme gülen erler vardı. Onları¸ elleri kınalı cepheye gönderen gelinler vardı.


Günlerce süren savaş arenasında¸ askeri şehâdete yani ölümsüzlüğe¸ yani cennete yönlendiren tabur imamları ve komutanları vardı.


Savaşın en yaman saatlerinde bile namazını aksatmayan¸ süngülü silahını mihrap yapıp son namazını kılan Mehmetçikler vardı.


Her sabah dualarının başına şehâdeti koymuş¸ alnı ak¸ gönlü pak¸ sözü hak olan yiğitler vardı. "Mademki ölüm var ve her insan bir kere ölecek¸ o da neden Allah yolunda olmasın ve neden ecelimiz şehâdetle noktalanmasın." diyerek şehâdete¸ yani cennete susamış mü'minler vardı.


Birkaç dakika sonra canından geçeceğini bildiği halde siperinde Kur'ân okuyan¸ kelime-i şehâdet getiren erler vardı.


"İstiklâlin olmadığı bir ülkede özgürce ilim yapılamaz¸ yapılsa da bir anlamı olmaz." düşüncesiyle sınıfça okulunu bırakıp gelmiş¸ bıyığı terlememiş lise çağında gençler vardı.


Allah yolunda vuruşan mücâhidlere yardıma gelmiş meleklerin tekbiriyle buluşan tekbir ve tehlil sedaları vardı.


Kısaca söylemek gerekirse Çanakkale: Yiğit¸ ümit¸ şehit… İzzet¸ şehâdet ve cennet¸ demektir.


Dinimize göre şehide ölü denmez¸ çünkü o ölümsüzlük uğruna canından geçmiş¸ ölümü öldürmüş kişidir. Çünkü o¸ ebedî değerler uğruna candan geçmiş diridir.


Çünkü o¸ canını cennet karşılığında Allah yolunda feda etmiştir. Cennet ise¸ ölümün olmadığı ebedîlik yurdudur.


 


Şehid Yahya'dır¸ Yahya Yaşardır!


Şehid¸ ölümsüz kahramanlıklarıyla anılır ve yaşar. Çünkü şehidin adıdır Yahya. Yahya "yaşar" demektir. Hz. Yahya'ya bu adı¸ bizzat Yüce Allah vermiştir. Ve Yahya (a.s)¸ henüz otuzuna bile girmeden gencecik yaşta şehid edilmiştir. Yüce Yaratıcı¸ onun gencecik yaşta dünyadan ayrılacağını bildiği halde¸ ona Yahya adını vermiştir. Zira Yahya Peygamber¸ mücadelesi ve insanlığa sunduğu ölümsüz mesajlarıyla kıyamete kadar yaşamaya devam edecektir.


Bugün en fazla muhtaç olduğumuz ruh işte bu ruhtur. Bizi izzetle yaşatacak olan ruh da budur. Öyleyse şehidlerimizi unutmayarak¸ onları minnet ve dua ile anarak¸ o ruhu yaşayıp yaşatarak onlara olan borcumuzu ödemeye çalışalım. Unutmayalım onlara hediye edeceğimiz en güzel dua¸ onlara yaraşır evlatlar olabilmektir.


Ve şimdi millet olarak soralım kendimize¸ Çanakkale geçildi mi¸ geçilmedi mi?


Unutmayalım¸ Çanakkale'yi geçmek isteyen düşman¸ yine hazırlıklı¸ donanımlı ve dünkünden çok daha hırslı ve saldırgan. Peki ya bizler!? Aynı ruhla¸ aynı vahdet ve izzetle düşman karşısında durmaya ve ‘Çanakkaleler geçilmez!' diye haykırmaya hazır mıyız?


Sözü Çanakkale ruhunu dizelere döken şairlere bırakalım:


 


Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi..


Ölüm indirmede gökler¸ ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…
Kafa¸ göz¸ gövde¸ bacak¸ kol¸ çene¸ parmak¸ el ayak¸
Boşanır sırtlara¸ vâdîlere¸ sağnak sağnak.

Âsım'ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu¸ çiğnetmeyecek.


Şühedâ gövdesi¸ bir baksana¸ dağlar¸ taşlar…
O¸ rükû olmasa¸ dünyâda eğilmez başlar…


Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.


Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi…
Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.


 


Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme¸ tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun¸ incitme¸ yazıktır¸ atanı.
Verme¸ dünyâları alsan da bu cennet vatanı. (M. Akif Ersoy)


 


Dur yolcu¸ bilmeden gelip bastığın¸


Bu toprak¸ bir devrin battığı yerdir.


Eğil de kulak ver¸ bu sessiz yığın¸


Bir vatan kalbinin attığı yerdir! (N. Halil Onan)


 


Bu vatan toprağın kara bağrında¸


Sıra dağlar gibi duranlarındır.


Bir tarih boyunca onun uğrunda¸


Kendini tarihe verenlerindir. (O. Şaik Gökay)


 


Ezân kutsaldır oğul¸


Yurt ezânla bilinir.


Kur'ân okunan yerde¸


Ölü ruhlar dirilir!


Haydi Yahya haydi git¸


Ya gâzî ol¸ ya şehid! (Salim Dağ)


 


Şehidler tepesi boş değil¸


Biri var bekliyor.


Ve bir göğüs nefes almak için¸


Rüzgâr bekliyor¸


Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;


Yattığı toprak belli¸


Tuttuğu bayrak belli¸


Kim demiş meçhul asker diye? (Arif Nihat Asya)


 


Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna


Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gâzî.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..
(Fahri Ersavaş)


Çanakkale ruhuyla dirilme çağrımızı yenilerken¸ bütün şehidlerimizi rahmet ve Fâtihalarla anıyoruz! El-Fâtiha!

Sayfayı Paylaş