ASHÂB-I KEHF KISSASINDAN EVRENSEL MESAJLAR

Somuncu Baba

“Ashâb-ı Kehf kıssası ile Yüce Allah¸ öldükten
sonra dirilişin gerçek olduğunu¸ dünyada
insanlar üzerinde canlı ve etkili bir örnekle
göstermek istemiştir. Erişilmez güç ve
kudretin sahibi olan Allah¸ her şeye kâdirdir.”

Kur’ân’da¸ geçmiş kavimlerle ilgili pek çok kıssa yer alır. Bu kıssalarda anlatılan olaylar¸ tarihte ve gerçek hayatta yaşanmış olaylardır. Kur’ân¸ bunları sonrakilere ibret olsun diye anlatır. Bu kıssaları okumaktan amaç¸ yalnızca geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak değil; geçmişte yaşananlardan ibret almak¸ onların iyileri gibi olmak¸ kötülerin düştüğü durumlara düşmemektir. Anlatılan bu kıssalardaki olaylar tarihseldir¸ ancak onların mesajları evrenseldir. Kur’ân okuyucusu onları evrensel bir okumayla okumalıdır. Bunun için önce kıssanın yaşandığı döneme gitmeli¸ o dönemi yaşamalı¸ oradan alacağı mesajı kendi yaşadığı döneme getirmelidir. Kendisini¸ anlatılan olaydaki kahramanların yerine koymalıdır.

Evrensel Mesajlar

Ashâb-ı Kehf kıssası da Kehf sûresi 9-27. âyetlerinde anlatılan bir kıssadır. Kıssayı dikkatlice okuduğumuzda şu evrensel mesajları çıkarabiliriz:

1. Ashâb-ı Kehf kıssası¸ Allah’ın âyetlerinden sadece bir tanesidir.[1] Yüce Allah’ın daha pek çok kevnî/fıtrî ve teşri’î/kitabî âyeti vardır. Dolayısıyla O’nun âyetlerini bütünüyle görmek¸ okumak ve ibret almak gerekir. O’nun âyetlerinin en büyüğü¸ en kapsamlısı ve evrensel olanı ise Kur’ân’-ı Kerim’dir. Bu yüzden olacak ki kıssanın anlatıldığı sûreye¸ “Hamd olsun Allah’a ki¸ O¸ kuluna¸ kendisinde hiçbir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab’ı indirdi.”[2] şeklinde Kur’ân’a dikkat çekilerek giriş yapılmıştır.

2. Ashâb-ı Kehf kıssası ile Yüce Allah¸ öldükten sonra dirilişin gerçek olduğunu¸ dünyada insanlar üzerinde canlı ve etkili bir örnekle göstermek istemiştir. Erişilmez güç ve kudretin sahibi olan Allah¸ her şeye kâdirdir.

3. Kehf Sûresi¸ Mekke müşriklerinin inanan insanlar üzerinde baskı ve işkenceyi iyice artırdığı Mekke’nin zor dönemlerinde inmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v)’e¸ sayıca az ve güçsüz bir tevhîd erinin ilâhî yardım ve korumaya mazhar oldukları anlatılarak Yüce Allah’ın kendisiyle beraber inananları asla yardımsız ve yalnız bırakmayacağı etkili bir örnekle anlatılmak istenmiştir. Elbette bu mesaj¸ günümüz mü’minleri için de geçerlidir. İnsanlar lâyık olursa Yüce Allah¸ hiç beklenmedik yerden çıkış yolları açabilir¸ ümitlerin tükendiği anda kullarına yardım edebilir.

4. Ashâb-ı Kehf¸ inanan¸ ama imanları üzerinde titizlik gösteren¸ sayıca küçük bir grup gençti.[3] Onlar¸ büyüklerine ve toplum içerisindeki konumlarına rağmen gerçeğe inanmaktan geri kalmayarak kirli toplumda temiz kalınabileceğinin en çarpıcı örneğini vermişlerdir.

5. Şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun insan¸ aklını kullanarak¸ vicdanının sesine kulak vererek doğruları bulabilir. Nitekim Ashâb-ı Kehf¸ kirli bir toplum ve çevrede gerçeği bularak temiz kalabilmişlerdir. Onların yaşadıkları çevre ve içerisinde bulundukları konumları¸ gerçeğe ulaşmalarına engel olmamıştır.

6. İman etmek yeterli değildir. İmanı korumak ve bunun için gerekli tedbirleri almak da önemlidir. Nitekim Ashâb-ı Kehf¸ iman ettikten sonra bulundukları yerde kalmanın¸ imanlarına zarar verebileceğini anladıkları için¸ yerlerini terk etmişler¸ yapılması gerekeni yaptıktan sonra Yüce Allah’a dua etmişlerdir.

7. İnsan¸ imanını koruyabilmek ve inandığı gibi yaşayabilmek için yardım ve desteğini göreceği salih arkadaşlar edinmelidir.

İmanda Karar Kılmak

8. Yüce Allah¸ sayıca az olmalarına rağmen güçlü bir iman donanımına sahip olanları hem yardımsız ve sahipsiz bırakmamış¸ hem de onları Kitabında anarak dillere destan etmiştir. Gerçeği kabul etmelerinin mükâfatı olarak Yüce Allah¸ onların imanlarını güçlendirmiş¸ tüm baskılara rağmen imanda karar kılmalarını sağlamış ve onlara yardım ederek onlara¸ imanlarının gereğini yerine getirebilme güç ve kuvveti vermiştir.[4]

9. Ashâb-ı Kehf başta olmak üzere¸ Kur’ân’da anlatılan kıssalar¸ bazılarının iddia ve zan ettikleri gibi¸ ütopik birer hikaye değil; fiilen gerçekleşmiş olaylardır.[5]

10. Yüce Allah¸ kendini kendi yoluna adayan insanları yardımsız ve sahipsiz bırakmamıştır. Ashâb-ı Kehf’e de sahip çıkmış¸ onların dualarını kabul etmiş ve rahmeti ile onları kuşatmıştır. Onları mağarada korumaya almış¸ uzun bir süre onları dinlendirmiş¸ onların sağlıklı bir biçimde uyuyacakları ortamı sağlamıştır.[6]

11. İyilerle bir ve beraber olmak¸ erdemlerin başında gelir ve bu birliktelik herkese dünya ve âhirette şeref kazandırır. Ashâb-ı Kehf’in peşine takılan köpek bile Kur’ân’da anılmaya değer bulunmuştur.[7]

12. Mağara yaranı gençler dünyada dillere destan olmuşlar¸ bulundukları yerler mâbed edinilmiş¸ dünyada pek çok mağara¸ onların yaşadıkları yer diye dünya insanı tarafından sahiplenilmiştir. Onlar âhirette de yüce makamlarda olacaklardır. Zira Allah’ın dinini yaşamanın kazanımı hem dünyevî hem de uhrevîdir.

13. İnanç göçü demek olan Hicret¸ kaçış değil¸ bir çıkış yoludur. Uzlet de insanlarla irtibatı tamamen kesmek değil¸ tıkanma noktasına gelindiğinde insanın kendini dinlemesi ve geleceğe hazırlamasıdır. İnanan insan¸ bulunduğu şart ve çevrede inancını koruyamayacağını yahut inandığı gibi yaşayamayacağını anladığı zaman¸ orayı terk etmelidir. Bu yöneliş¸ ona yeni çıkış yolları ve alternatifleri beraberinde getirecektir. En azından böyle bir girişimle iç huzuru elde edecektir.

14. Tedbir ve dua hedefe ulaşmak için gerekli en önemli unsurlardandır. Ashâb-ı Kehf de uykuya yatırılmadan önce ve sonra aslâ tedbiri elden bırakmamışlar¸ kul olarak yapılması gerekeni yaptıktan sonra¸ Allah’a güvenip dayanmışlardır. Bu meyanda gizlice toplumlarından ayrılmışlar¸ uyandıktan sonra da alışveriş için şehre gönderdikleri arkadaşlarına tedbirli ve dikkatli olmasını sıkı sıkı tembih etmişlerdir.[8]

Allah’ın Verdiği İstirahat

15. Ashâb-ı Kehf¸ yıllar sonra uyandıklarında mağarada ne kadar uyuduklarını kestirememişlerdir. “Bir gün yahut bir günden daha az kaldık.” demişlerdir. Bu durum¸ uyudukları bu uzun süre içerisinde fizikî bünyelerinin değişmediğini gösterir. Konu ile yapılan bazı filmlerde onların saç¸ sakal ve tırnaklarının aşırı bir şekilde uzadığı gösterilmiştir ki bu âyetlerde anlatılanlarla bağdaşmamaktadır. Şâyet onların fiziklerinde gözle görülür bir değişiklik olsaydı¸ “bir gün yahut daha az kaldık” demezlerdi.

16. Onlar¸ karma bir toplumda yaşayanlar olarak yiyecek ve içeceklerine dikkat etmişler¸ helal ve temiz yiyecekleri almaya özen göstermişlerdir.[9]

17. Yüce Allah onları istirahata aldıktan sonra tekrar uyandırarak Yüce Allah’ın inananları yalnız ve yardımsız bırakmayacağını ve diriliş gününün gerçek olduğunu hem onlara¸ hem de tüm insanlara göstermek istemiştir.[10]

18. İnsanları aciz bırakan harikulade olaylar demek olan mucizeler¸ Yüce Allah’ın erişilmez gücünü göstermek ve insanlığı tevhîde davet için gerçekleştirilmiştir. Ne var ki tarih boyunca insanlar mucizeleri temel amaçlarından saptırmış yahut onun asıl amacını gölgeleyen lüzumsuz tartışma ve ayrıntılara dalmışlardır. Kur’ân ise diğer kıssalar gibi Ashâb-ı Kehf kıssasını da bize mesaj verecek yönleriyle anlatmış ve Ashâb-ı Kehf’in sayısı¸ isimleri¸ ne kadar süreyle uyutuldukları¸ nerede ve ne zaman yaşadıkları gibi ayrıntılar hususunda gereksiz tartışmalara girilmemesini istemiştir.[11]

19. Ashâb-ı Kehf’e gelen ilâhî yardımlar¸ onların yolunda olunduğu sürece diğer insanlara da gelecektir. Bu yardımların keyfiyet ve şekli değişebilir. Ama Yüce Allah dinine sahip çıkanları asla yardımsız bırakmayacaktır. Bu¸ O’nun değişmez va’didir. Yeter ki bu¸ hak edilebilsin; tıpkı Ashâb-ı Kehf gibi iman¸ sabır ve kararlılıkla¸ iknâ edici delillerle tevhîd mücadelesi içerisinde olunabilsin.

20. Ashâb-ı Kehf kıssasında anlatılanlar ile bu âyetlerin indiği sıralarda Mekke’de yaşayan Peygamberimiz ve ona bağlı Müslümanların yaşadıkları arasında pek çok benzerlik vardır. Şöyle ki: Ashâb-ı Kehf’in sayısı azdı¸ Mekke dönemindeki ilk Müslümanların sayısı da azdı. Ashâb-ı Kehf¸ makam mansıp sahibi babaları karşısında güçsüz durumda idiler¸ Mekke’deki Müslümanlar da öyle idi. İlk Müslümanların büyük bir kısmı genç ve kölelerden oluşmakta idi. Her iki grup da inanmayanların baskı ve işkencelerine maruz kalmıştı. Her iki kesim de rahatlarını terk edip Allah yolunda zorlukları göze almışlardı. Ashâb-ı Kehf tarihe geçmiştir¸ Mekke’deki ilk Müslümanlar da öyle. Mekke’deki insanların çoğu lüzumsuz tartışma ve işlerin içerisinde idiler. Ashâb-ı Kehf kıssasında lüzumsuz tartışmalardan insanlar sakındırılmaktadır. Nitekim mesajın evrensel olması için¸ kıssanın geçtiği yer¸ zaman ve kahramanları açıklanmamıştır.

21. Tevhîd tarihinde genel olarak Tevhîd hareketinin başlarında zorlu mağara dönemleri olmuştur. Hz. Yusuf’un hayatında kuyu ve zindan¸ Ashâb-ı Kehf’in hayatında mağara gibi¸ Hz. Peygamber (s.a.v)’in hayatında da Hirâ günleri gibi. Ancak Tevhîd erlerini yetiştiren bu zorlu günler¸ gelecekteki parlak günlerin habercisi olmuştur.

22. Peygamberimiz bir hadislerinde¸ “Cuma günü Kehf Sûresini okuyan kimsenin iki Cuma arası nurla aydınlanır.”[12] buyurarak ümmetini her Cuma Kehf Sûresini okumaya yönlendirmiştir. Bu şekilde Ashâb-ı Kehf kıssası ve sûrenin diğer mesajları her hafta hatırlanacak ve insanlara ışık saçacaktır.

Ashab-ı Kehf İlham Kaynağı

23. Ashâb-ı Kehf kıssası¸ pek çok düşünür ve edebiyatçıya ilham kaynağı olmuş¸ kıssa ile ilgili çok sayıda hikâye[13]¸ piyes[14] yazılmış¸ filmler[15] yapılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken bu çalışmaların Kur’ân başta olmak üzere sahih haberlere uygun olmasıdır.

24. Ashâb-ı Kehf’in bulunduğu muhtemel yerleri ziyaret¸ pek çok kişide dinî heyecan uyandırmış¸ hatta bazı kişilerin Müslüman olmasını sağlamıştır.[16] Bu nedenle bu yerlerin inanç turizmine hazır hale getirilmesi için çok yönlü çalışmaların yapılması kaçınılmaz görünmektedir. Bu yerlerin ziyareti¸ Kur’ân âyetlerinin daha canlı ve coşkulu bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Zira okuma ortamının anlamaya etkisi açıktır.

25. İnsanlığın din¸ vicdan ve ifade özgürlüğüne dünden daha fazla muhtaç olduğu günümüzde Ashâb-ı Kehf kıssası¸ hem baskıcı zâlimler¸ hem de onların zulmüne maruz kalan mazlumlar tarafından iyi okunmalı ve gereken dersler alınmalıdır.

26. Son olarak Ashâb-ı Kehf anılırken¸ onların yaşadıkları muhtemel yerler ziyaret edilirken ve Kehf Sûresi okunurken tüm bu mesajlar hatırlanmalı ve o evrensel mesajların gereği yerine getirilmelidir. İşte ancak o zaman olay¸ sıradan bir hikâye gibi okunmaktan; olayın kahramanları¸ folklorik bir anıştan; olayın muhtemel yerleri de¸ yüzeysel turistik bir ziyaretten kurtarılmış olacaktır.

Ashâb-ı Kehf’e rahmet¸ o ruha sahip olanlara selam olsun!

 

 


[1] 18/Kehf¸ 9

[2] 18 Kehf 1.

[3] 18/Kehf¸ 10

[4] 18/Kehf¸ 13

[5] 18/Kehf¸ 13

[6] 18/Kehf¸ 14-17

[7] Nitekim Ashab-ı Kehfin köpeği¸ edebiyatımızda pek çok şaire ilham kaynağı olmuştur. Örnek:

Kıtmir’inim ey Şâh-ı Rusul kovma kapından;

  Âlemlere rahmet dedi Rahman diye sevdim.”

 (Hasan Basri Çantay).

[8] 18/Kehf¸ 19

[9] 18/Kehf¸ 19

[10] 18/Kehf¸ 21

[11]18/Kehf¸ 22

[12] Münâvî¸ Feyzu’l-Kadîr¸ VI¸ 198. (Hâkim¸ Beyhakî/Sahih)

[13] Bkz. Abdülhamid Cevdet es-Sehhâr¸ Ashâbu’l-Kehf/ Mağara Arkadaşlığı¸ Çeviren: S. Oğuz-C. Şeyhâni¸ Ankara¸ 1983; Yalsızuçanlar Sadık¸ Kur’an’dan Öyküler¸ Mağara Dostları¸ s¸ 144-157¸ İstanbul¸ 2003.

[14] Bkz. Tevfik el-Hâkim¸ Ashab-ı Kehf adlı dört bölümlük piyes çalışması¸ merhum Prof. Dr. Talat Koçyiğit tarafından dilimize kazandırılmıştır. İstanbul¸ 1980.

[15] Ashab-ı Kehf¸ Yönetmen: Farazullah Silahshur¸ 14 VCD.

[16] Bkz. Menekşeoğlu H. Ali¸ K. Kerim ve Tefsirlere Göre Eshab-ı Kehf¸ s¸ 93¸ Tarsus¸ 1963.

Sayfayı Paylaş