AHİRETE YATIRIM AYI RAMAZAN

Somuncu Baba

Kur’ân’da ticârî söylemler yer alır. Bu¸ meyilli ve düşkün oldukları örneklerle insanları hayırlı ve güzel şeylere yönlendirmek içindir.

Kur’ân’da ticârî söylemler yer alır. Bu¸ meyilli ve düşkün oldukları örneklerle insanları hayırlı ve güzel şeylere yönlendirmek içindir.
Sözgelimi Kur’ân’da ticaret kavramı 9 kere geçer.

Bunların bir kısmında günlük hayatta yapılan somut ticaretle ilgili hükümler açıklanır; bir kısmında da inananları acıklı azaptan kurtaracak¸ kaybı olmayan soyut ticaretten bahsedilir. Şu ayetlerde olduğu gibi:

“Ey inananlar¸ size¸ acı azabdan sizi kurtaracak bir ticaret göstereyim mi? Allah’a ve Elçisine inanırsınız¸ Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz. Işte bilirseniz¸ sizin için en iyisi budur.”(1)

“Allah’ın Kitabını okuyanlar¸ namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için gizli ve açık harcayanlar¸ asla batmayacak bir ticaret umarlar.”(2)

“Onları ne bir ticaret¸ ne de bir alış veriş Allah’ı anmaktan¸ namazı ikame etmekten alıkor..”(3)

Işte onlar o kimselerdir ki¸ hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da ticaretleri kâr etmedi¸ doğru yolu da bulamadılar.(4)

Son ayette inkârcı münafıkların hidayet karşılığında sapıklığı satın aldıkları bildirilmiştir. Aslında onlar¸ hidayete eremediler¸ dolayısıyla hidayete sahip olmadılar; ancak Yüce Yaratıcı onları hidayet üzere yaratmıştı. Onlar peygambere yakın olmakla¸ onu dinlemekle hidayete çok yaklaştılar. Iki yol ayırımında idiler¸ ya hidayet üzere kalacaklardı yahut da sapıklığa meyledeceklerdi. Ama onlar hidayetin kıymetini bilemediler ve fıtratlarında var olan ve son peygamberle çok yakınında oldukları hidayeti sapıklıkla değiştirdiler. Hidayeti verip sapıklığı alanlar oldular. Sonuçta bu takas yollu ticaretleri kâr etmedi. Belki dünyevî bir şeyler elde ettiler¸ ancak onlar gerçek anlamda dünyada da zarar ettiler¸ ahirette de. Ticaretten maksat hem sermayeyi korumak¸ hem de kâr etmekti. Ancak onlar kazanmadıkları gibi¸ ellerindeki hidayet sermayesinden de oldular. Bu yüzden onların bu mübadeleleri hüsranla sonuçlanmıştır.
Yine aynı minval üzere Kur’ân’da alış verişten bahsedilir. Ahiret gününün alış verişin olmadığı bir gün olduğuna vurgu yapılır.(5 )
Allah ve peygamberi ile yapılan sözleşmeden karşılıklı alış veriş (Mübâyaa-beyat) olarak bahsedilir.(6 )
Allah’a verdikleri sözden cayanlar¸ Allah’ın ayetlerini çıkarları uğruna görmezden gelenler için ayetleri az bir paha ile satanlar (7) ifadesi kullanılır ve böyleleri sattıkları şey ne kötüdür¸ keşke bilselerdi(8) diye kınanır.

Bir başka ayette ise¸ her bir şeyi bize veren Yüce Allah¸ bu sefer verdiklerini bizden satın almak istiyor¸ önce şöyle genel bir çağrıda bulunuyor: “Ey inananlar! Sizi¸ elemli bir azaptan kurtaracak bir ticareti size haber vereyim mi? Allah’a ve peygamberine iman edersiniz¸ Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edersiniz. Bilirseniz¸ işte bu sizin için çok daha hayırlıdır.”(9 )
Sonra şöyle buyuruyor: “Allah¸ müminlerden mallarını ve canlarını¸ cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar¸ Allah yolunda savaşırlar¸ ölürler ve öldürülürler. Bu¸ Allah’ın¸ Tevrat’ta¸ Incil’de ve Kur’ân’da üstlendiği gerçek bir sözdür! Kim Allah’tan daha çok sözünde durabilir? O halde O’nunla yaptığınız bu alışverişinizden ötürü sevinin. Gerçekten bu¸ büyük başarıdır.”(10 )
Dikkat edilirse iki ayette de bir ticaretten söz ediliyor. Bir alım satım¸ hem de kârlı bir alış verişten bahsediliyor. Yüce Allah¸ soyut şeyleri anlatırken; kullar için çok cazip olan ticaret¸ alış veriş¸ kâr zarar gibi hayatın içinden seçtiği somut kavramları kullanıyor. Öyle bir alış veriş ki¸ alıcı durumunda olan Yüce Allah¸ satıcı durumunda olan ise müminler. Mallarını ve canlarını satışa çıkarıyorlar. Karşılığı ise cennet¸ işte gerçek anlamda kazanç budur.
Düşündüğümüz zaman Yüce Allah’ın kullarından satın almak istediği can ve malların da aslında O’nun olduğunu anlarız. Aslında bütün bunların asıl sahibi Allah Teâlâdır. Ancak Yüce Yaratıcı¸ kullarını taate yöneltmek için onları kullukta coşturmak için bu ifadeleri kullanıyor.
Burada dikkatimizi çeken bir başka şey de insana bahşedilen mal ve canın değeridir. Insan malını ve canını Allah yolunda kullanarak bu değerleri layığı ile koruyabilir. Zira mal ve canın karşılığı Allah’ın rızası ve cennettir. Bu bedeli¸ bizzat onların sahibi olan Yüce Yaratıcı belirlemiştir. Buna göre bu yolda kullanılmayan ve bu uğurda harcanmayan her nefes ve her şey ziyandır¸ zarardır.
Aynı şekilde ayetlerde somut ticarî söylem olan kazanma (rabiha11¸ fâze gibi) ve zarar etme ile ilgili hasira kökünden ifadeler yer alır.
“Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz verilecektir. Kim ki hemen ateşin elinden çekilip kurtarılır da cennete sokulursa¸ işte o¸ kazanmıştır. Dünya hayatı¸ aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.”(12)
“Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse¸ büyük bir kazanca ermiş olur.(13) Pek çok ayette¸ cennete girenlerin akıbeti için büyük kazanç/ el-fevzü’l azîm ifadesi 16 kere geçer.(14) Ve cennetliklerden kazananlar/fâizûn”(15diye bahsedilir.
Cehennemliklerden bahsedilirken ise zarar edenler¸ kaybedenler/ hasira¸ husr¸ hursan¸ hasar¸ hâsirûn¸ muhsiruûn(16)¸ bûr(17)ifadeleri çokça kullanılır.
“Kimin sevap tartıları hafif gelirse¸ işte onlar da ayetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.”(18)
“O batıla dalan inkârcıların eylemleri¸ dünya ve âhirette boşa gitmiştiir ve ziyana uğrayanlar da onlardır”.(19)
“Kim Islâm’dan başka bir din ararsa¸ bilsin ki¸ (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o¸ âhirette kaybedenlerden olacaktır.”(20)
“Insanlardan kimi de Allah’a bir kenarından¸ tapar. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzura kavuşur (sevinir) ve eğer başına bir kötülük gelirse yüz üstü döner (dini kötüleyerek ondan vazgeçer). O¸ dünyayı da¸ ahireti de kay+
Bu kullanımların hikmetlerini şu şekilde özetleyebiliriz:
Bu benzetmeler soyutu somutlaştırıyor¸ akılları harekete geçiriyor¸ anlamayı kolaylaştırıyor.
Anlatılanları daha cazip hale getiriyor ve dinleyenlerin dikkatini çekiyor.
Insan zaaflarını¸ insanî eğilimleri iyi bilen Yüce Yaratıcı bu söylemlerle onları hayra yönlendiriyor.
Hakikatler insanın diliyle geliyor. Hayatın içerisinden örnekleme ve benzetmeler seçiliyor. Insanın çok iyi bildiği¸ zevkine tattığı şeylerle anlatım daha canlı ve kalıcı hale geliyor.
Şimdi bu açıklamalar ışığında günlük hayatta kullandığımız ticârî söylemleri bir gözden geçirelim. Çoğu zaman kazandık yahut kaybettik diyoruz. Peki¸ gerçekten Kur’ân’a göre kazananlardan mıyız¸ yoksa kaybedenlerden mi? Aldıklarımıza ve onların karşılığında verdiklerimize bir bakalım¸ kazandık mı yoksa ziyan mı ettik?
Bir sahabî şehid olurken şöyle haykırıyordu: “Kazandım vallahi!” Zira o¸ Peygamberimizin “Allah yolunda olan ve ölen kimse gerçek anlamda kazanmıştır”müjdesini almış¸ son nefesini verirken Rabbinin kendisi için ahirette hazırlamış olduğu makamları görmüştü. Peki bugün¸ Allah yolunda canından geçmeyi gerçek kazanç gören kaç kişi var dersiniz?!
Ramazan¸ Ahirete Yatırım Ayı!
Işte Kur’ân’ın bu ticarî söylemlerinden yola çıkarak biz de Ramazan’ı ahirete yatırım ayı diye adlandırdık. Namaz¸ niyaz¸ oruç¸ infak¸ Kur’ân tilaveti ve benzeri güzelliklerin kazanımı hem dünyevîdir hem de uhrevî. Ne var ki ahirete göre dünya¸ geçici¸ sonlu ve değersizdir. Bu yüzden ahiret yatırımı ifadesini önceledik.

Aslında her gelen yeni gün ve ay insana tanınmış yeni bir fırsat¸ ona açılmış taze bir kredidir. Insana düşen bunları en iyi bir şekilde değerlendirmesidir.
Evet¸ bu ve benzeri aylar müminler için hemen kapılarının önünde kurulmuş hayır pazarları¸ ibadet panayırlarıdır. Gerçek müminler¸ bu ayları böyle görürler¸ bu aylarda imanlarına iman katar¸ ibadetlerini artırırlar. Bunun için önce bir iman ve Islâm testinden geçmek gerekir. Imanî zaafları belirleyip onları güçlendirmek¸ Islâmî eksikleri tespit edip onları tamamlamak¸ Müslümanlığa yakışmayan haller varsa onları düzeltmek lazımdır. Kısacası bu pazarda ne alıp neden vazgeçeceğimizi iyi bilmek gerekir.
Bu aylar müminlerin ibadet rekoltesini yükseltmesi¸ kulluk kalitesini artırması gereken hayır pazarlarıdır.

Nitekim bu fırsatı iyi değerlendiremeyenleri Peygamberimiz şöyle uyarıyor:

“Ramazan’a eriştiği halde günahlarından bağışlanmayıp cehenneme giren kimse sürünsün!”(22) Peygamberimizin bu ifadesi bir bedduadan ziyade¸ bu ayın önemine dikkat çekmek ve bu fırsatı en güzel şekilde değerlendirmeye bizleri yönlendirmek içindir. O halde şu mübarek ayda günahlardan vazgeçip hayır ve iyilikleri sahiplenmeye¸ o elde ettiklerimiz güzelliklerle cennetliklerden olmaya var mıyız? Malımız ve canımızla O’nun olmaya¸ O’na satılmaya var mıyız? Zira en kârlı alış veriş O’nunla olandır.

Ramazan pazarı hayatımıza hayırlar getirsin¸ bu pazardaki alış verişlerimiz bereketli olsun!

Sayfayı Paylaş