ÂHİRET İNANCININ İNSAN HAYATINA ETKİSİ

Somuncu Baba

"Âhiret inancı olan kimse¸ âhiret hayatında¸ bu dünyada işlediği işlerin karşılığını göreceğine inanır. Bu sebepten¸ işlerini Allah'ın emirleri çerçevesinde yapar. Daima O'nun rızasını kazanmaya çalışır. Ne hem cinslerine ne de yaratılmışlara fenâlık yapar. Bu dünyada başına gelen felaketlere sabreder."

Bilindiği gibi dinimizin iman esaslarından birisi de âhiret gününe inanmaktır. Yaratılan her şeyin bir ömrü olduğu gibi¸ bu dünyanın da bir ömrü vardır. Yüce Rabbimiz dilediği kadar onun varlığını sürdürecektir. Bu âlem ve üzerindeki bütün varlıklar belirli bir zaman için yaratılmıştır. Bir gün gelecek ne bu âlemden ve ne de üzerindeki yaratılmışlardan bir eser kalacak. Kâinattaki bu mükemmel nizam bozulacaktır. Daha sonra âhiret denilen âlem başlayacaktır.


Âhiret¸ Arapça bir kelime olup¸ "EHR" kökünden gelmektedir ve "son¸ sonra gelen¸ sonraki" anlamlarında kullanılmaktadır.


Kur'an terminolojisinde bazen "âhiret yurdu" anlamında "ed-dâru'l-âhira" şeklinde geçen âhiret kelimesi¸ Kur'an'da hem âhiret yurdu için hem de âhiret hayatı için kullanılır. Yani¸ gerek insanın ölüm ötesine sarkan varoluşunun zamanı ve mekânı¸ gerekse ölüm ötesine ait inancı ifade için "âhiret" kelimesi kullanılmıştır.


Kur'an-ı Kerim¸ âhireti -gelecekteki ebedî hayatı- anlatırken başka kelimeler de kullanmıştır. Bunlar; "el-yevm"¸ "es-sâ'a"¸ "el-hâkka" "el-kâria"¸ "el-vâkıa" gibi kelimelerdir. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'in âhiret konusunu işlerken kullandığı üslûpta dikkatleri çekici bir yön bulunmaktadır. Yani olayları âdetâ insanın gözünün önünde cereyan ediyormuşçasına anlatmaktadır.


Âhiret inancı¸ hak dinlerin hepsinde de mevcut olan ve bütün peygamberler tarafından teyid edilmiş bir esastır. Bu inanç¸ Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın varlığının ve birliğinin bir tamamlayıcısı olarak yer almıştır. Dolayısıyla biz bu yazımızda âhiret gerçeğini ve âhiret inancının insan hayatına olan müsbet tesirini Kur'an-ı Kerim ışığında açıklamaya çalışacağız.


Yaşadığımız bu dünyada¸ her zaman Allah'ın ve Peygamberlerin emirlerine uyulmadığından¸ haklı ile haksız doğru ile yanlış birbirine karışabilmektedir. Bu dünyada yapılan bazı iyilikler karşılıksız kalabildiği gibi¸ bazı suçlar da cezasız kalabilmektedir. Bu durumda akl-ı selîm sahibi bir insan¸ haklı ile haksızın¸ doğru ile bâtılın ayırt edildiği; iyiliğe karşı mükâfat¸ kötülüğe karşı cezanın verildiği bir günün varlığını zarûrî bulmaktadır. İnsan¸ kendine zulmedenin bir gün cezasını bulacağına inanmazsa bu dünyanın acılarına dayanabilir mi? Çektiği acıların bir gün dineceğini¸ mutlu bir hayata kavuşacağını bilmese¸ hayat mücadelesinde başarılı olabilir mi? Böyle bir inanç olmazsa¸ insan boş yere yaşamış¸ boş yere çalışıp¸ didinmiş olmaz mıydı? Herkesin bu dünyada yaptığı da yanına kâr kalmış olurdu.


Nitekim Yüce Allah; "Yoksa sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?[1] buyurarak insanın bir hiç uğruna veya boşu boşuna yaratılmadığını açıklamaktadır.


Şüphesiz¸ âhiret inancı¸ insanlar için en büyük mutluluk kaynağıdır. Bu mutluluk sadece âhirette değil¸ insanın dünyada da huzur kaynağı olur.


Âhiret âlemine inanmayan kimse için ölüm kesin bir sondur. Onun anlayışına göre hayat¸ dünyadaki 50-60 senelik kısa bir ömürden ibarettir. Hâlbuki akl-ı selîm sahibi insan mutluluğu¸ bugün var yarın yok olmakta değil¸ ebedî olarak yaşamakta görür. Bu bakımdan âhiret inancı olmayan kimse¸ bu dünyada ne kadar rahat içerisinde yaşarsa yaşasın¸ bir gün ölüp yok olma korkusundan bir türlü kurtulamaz. Bu korku onu devamlı rahatsız eder. Bazen intiharın¸ onlar için bir kurtuluş olduğu zannına kapılırlar. Âhiret inancı olan kimse¸ âhiret hayatında¸ bu dünyada işlediği işlerin karşılığını göreceğine inanır. Bu sebepten¸ işlerini Allah'ın emirleri çerçevesinde yapar. Daima O'nun rızasını kazanmaya çalışır. Ne hem cinslerine ne de yaratılmışlara fenâlık yapar. Bu dünyada başına gelen felaketlere sabreder. Böylece âhirete inanan ve orada mutluluğa ermeye çalışan kişinin bu inancı¸ dünya hayatına da tesir ederek¸ onun dünyada da iyi ve meşrû yollarda yürüyen bir insan olmasını temin eder. Âhirete inanan kimse bir taraftan Allah için ibadet ve tâatını yerine getirirken¸ diğer taraftan da Rabbinin rızasını kazanmak için¸ O'nun gösterdiği yolda aşk ve şevkle çalışarak hem kendine ve hem de insanlara daha faydalı olur.


Âhiret inancı¸ en iyi bir oto kontrol sistemi (kendi kendini denetleme) olarak kabul edilebilir. Bu inanca sahip olan kimse kanun ve polis korkusundan uzak olan yerlerde dahi kötü söz ve davranışlarda bulunmaz. Daima insanlara yardım ve hayra koşmayı prensip edinir. Çünkü kendisinin bir başıboşluk içinde olmadığını¸ kontrol edildiğini bilmektedir. Bu inanca sahip olan kimse¸ bu dünyada zulüm ve haksızlıklar karşısında kalabilir. Böyle bir durumda¸ mücadele gücünü kaybetmeden çalışmasına devam eder¸ sabretmesini bilir. Yine şuna emindir ki¸ ebedî ve sonsuz hayatta mutlaka hakkını alacaktır. Kısaca bu inanç¸ kişiye moral ve irade gücü verir. Böyle bir inanç¸ insanı her türlü israftan alıkoyar. Çünkü o kimse¸ hesap gününde¸ kendisine verilen bütün nimetlerin hesabını vermenin güçlüğünü idrak ederek¸ ömrünü¸ sıhhatini¸ zamanını¸ gençliğini iyi bir şekilde değerlendirmeye çalışır. Âhirete inanan kimse ölüm gerçeğini düşünmekten ve hatırlamaktan da korkmaz. Aksine ölümü sık sık hatırlamak suretiyle bencil duygularını ve ihtiraslarını dizginler.


Âhiret inancı olan kişi bu dünyada yaptıklarının teker teker kaydedildiğini ve âhirette o kayıt defterinin önüne konulacağını ve bu dünyada yaptıklarından dolayı hesaba çekileceğini bildiğinden dolayı asla hiçbir kimseye kötülük yapamaz. Yaptığı işlerde ve söylediği sözlerde kontrollü olur. Allah'ın emrine aykırı davranışlarda bulunmaktan ve kötü söz konuşmaktan kendini uzak tutar.


Netice olarak diyebiliriz ki¸ âhiret inancı hak dinlerin hepsinde de mevcut olan ve bütün peygamberler tarafından teyid edilmiş bir iman esasıdır. Bu inanç Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın varlığının ve birliğinin bir tamamlayıcısı olarak yer almıştır.


Âhiret inancı¸ insanlar için en büyük mutluluk kaynağıdır. Bu inanç¸ insanın sadece âhirette değil¸ dünyada da huzur kaynağı olur. Âhiret inancı olan kimse¸ âhiret hayatında¸ bu dünyada yaptığı işlerin karşılığını göreceğine inanır. Bu sebepten işlerini Allah'ın emirleri çerçevesinde yapar. Daima ve her yaptığı işte Allah'ın rızasını kazanmayı düşünür. Bu da insanın hem dünyada hem de âhirette saadete ermesine vesile olur. 


 








[1] 23/Mü'minûn¸ 115

Sayfayı Paylaş