SOMUNCU BABA'DAN OSMAN HULÛSİ'YE İRŞAD VE HİZMET KERVANI

Somuncu Baba

“Hâmid-i Velî geçimini temin etmek maksadıyla burada kendi eliyle yapıp pişirdiği ekmekleri çarşı pazarda satan yaşlı bir zât olarak tanındığından kendisi ‘Somuncu Baba’ ve ‘Ekmekçi Koca’ olarak şöhret kazanmıştır.”

“Hâmid-i Velî geçimini temin etmek maksadıyla burada kendi eliyle yapıp pişirdiği ekmekleri çarşı pazarda satan yaşlı bir zât olarak tanındığından kendisi ‘Somuncu Baba’ ve ‘Ekmekçi Koca’ olarak şöhret kazanmıştır.”

“11. asırdan itibaren Ortaasya’nın çeşitli bölgelerinden göç eden ecdâdımız Anadolu’ya yerleştikleri zaman yeni coğrafyada İslâmlaşma faaliyeti için de son derece gayret sarf etmişlerdir”

Onbirinci asırdan itibaren Ortaasya’nın çeşitli bölgelerinden göç eden ecdâdımız Anadolu’ya yerleştikleri zaman bu yeni vatanda sadece ziraatla uğraşmamıştır. Birkaç asır zarfında gittikçe artan göç dalgaları yanında yeni coğrafyada İslâmlaşma faaliyeti için de son derece gayret sarf etmişlerdir. Bir bakıma irşad ve hizmet kervanı diyebileceğimiz bu çalışmaları yürütenlerin tarihimizdeki bazı âbide şahsiyetlerden ilhâm alan dervişler olduklarını görürüz. Doğudan gelen bu kolonizatör dervişlerin yaptıkları faaliyetler Anadolu’nun her bir şehrinde ayrı okullar halinde ortaya çıkmışlardır.1
Anadolu’yu etkileyen bu önemli mutasavvıflar ve onların tarikatlarının bazılarını şöyle zikredebiliriz: Ahmed Yesevî ve Yesevîlik¸ Seyyid Yahyâ-yı Şîrvânî ve Halvetiyye¸ Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Mevlevîlik¸ Muhammed Bahâeddîn-i Nakşıbendî ve Nakşıbendîlik¸ Abdulkâdir-i Geylânî ve Kâdirîlik. Bu mutasavvıflara baktığımızda tarih boyunca Anadolu’muzda Türkistan¸ Bakü¸ Belh ve Bağdat’tan gelen ulemâ ve meşâyıhın etkilerinin daha ziyade olduğu dikkatimizi çekmektedir. Bunlardan Yesevîlik Hacı Bektaş-ı Velî ile yeni bir hüviyet kazanmış¸ Orta Anadolu’da önemli hizmetler görmüş ve Yeniçeri ocağında bile etkili olmuştur. Muhammed Bahâeddîn-i Erzincânî¸ Tâceddîn-i Kayserî¸ Habîb-i Karamânî ve Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî ile de Halvetîlik birçok önemli şehirlerde etkili olmuş¸ yeni tesis olunan bazı şubeler vasıtasıyla Anadolu¸ Rumeli ve Mısır’da hizmet ve irşad imkânı bulmuşlardır. Yine Yesevîliğin devamı niteliğinde olan ve 14. asırda Molla İlâhî ile gelen Nakşıbendîlik de başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde faaliyet göstermiştir. Mevlevîliğin hizmet alanı ise Mesnevî ve Mevlevîhânelerle Osmanlının her yerinde ve özellikle elit kesimlerde taraftar bul muştur.2
Biz bu yazımızda 14. asrın önemli mutasavvıfı olan Somuncu Baba’yı ve onun devamında oluşan irşad ve hizmet kervanından bahsedeceğiz:
Somuncu Baba’nın Yetişmesi ve
Hizmet Alanı
Asıl adı Hamîdeddîn olan Somuncu Baba genel kanâate göre 1331’de Kayseri’nin Akçakaya köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Şemseddîn Musa da aslen Türkistanlı olup Kayseri’ye yerleşmiş ailelerdendir. Somuncu Baba¸ ilk tahsilini babasından ve zamanının Kayseri ulemâsından almıştır. Babasının Kutbeddîn-i Ebherî (ö.1225) tarafından kurulan Ebheriyye tarikatına mensup olduğu dikkate alınırsa daha çocukluk yıllarından itibaren tasavvufî bir ortamda yetiştiği görülür.
Hamîdeddîn Efendi¸ Kayseri’den sonra¸ Bursa’ya gitmiş ve bir ara Şeyhülislam da olan Molla Fenârî ile burada tanışmış ve onunla birlikte müderrislik yapmıştır. Bir müddet Bursa’da kaldıktan sonra ilmini daha da geliştirmek maksadıyla Şam’a hareket etmiştir.
Şam’da önemli bir merkez olan Bâyezidiyye Dergâhı’nda bulunan Somuncu Baba¸ buradaki birçok meşâyıhın ve özellikle Şâdî-i Rûmî’nin sohbetinde bulunarak onların mânevî feyzinden istifâde etmiştir.
Somuncu Baba Şam’daki ilim ve irfân sohbetlerinden sonra Erdebil’e gitmiştir. Burada Safiyyüddîn-i Erdebilî’nin oğlu Hâce Alâeddîn’e intisap ederek kendilerinden tasavvufî seyr ü sülûkunu tamamlamıştır. 1392’de şeyhinin vefatı üzerine irşâd faaliyetinde bulunmak üzere Anadolu’ya dönmüş ve Bursa’ya yerleşmiştir.3
Hâmid-i Velî’nin Bursa’daki hayatının ikinci döneminde¸ önceleri kendini gizlediğini görüyoruz. Bu hususu Hasan Kâmil Yılmaz şöyle açıklamaktadır:
“Somuncu Baba’nın Bursa’daki ilk yılları onun mürşidi olduğu Halvetiyye tarîkatının âdâbına ve sâhip bulunduğu melâmet meşrebine münâsip düşmektedir. Zirâ Bursa’ya geldiğinde eskiden icrâ ettiği müderrislik mesleğini icrâ etmemiştir. Ancak zâhiren de bir iş yapmaktan kaçınmamıştır. Tek çâre olarak ümmî tavrı takınıp ekmekçilik yaparak geçinmeyi uygun görmüştür. Bilindiği gibi melâmet Hakk’a yakınlığını belli bir hâl ve kıyafetle teşhir etmeyi düşünmeyen¸ herkesle berâber ve herkes gibi işi gücü peşinde¸ ubûdiyet vazîfesini sessiz sedâsız yerine getirmekle meşgul olan¸ görünürde halkla ve gönülde ise Hak ile beraber olan ehlullâhın meşrebine denir.”4
Hâmid-i Velî geçimini temin etmek maksadıyla burada kendi eliyle yapıp pişirdiği ekmekleri çarşı pazarda satan yaşlı bir zât olarak tanındığından kendisi “Somuncu Baba” ve “Ekmekçi Koca” olarak şöhret kazanmıştır.
Somuncu Baba’nın halk arasındaki bu mahviyeti Bursa Ulu Camii’nin açılışı sırasında sona ermiştir. Bilindiği gibi Yıldırım Bâyezid¸ Niğbolu Savaşı’ndan sonra şükrâne olarak Ulu Camii yaptırmıştı.  Camiin açılışı padişâhın dâmadı olan Emîr Buhârî’nin tavsiyesi üzerine¸ o zamana kadar kendisini gizleyen Somuncu Baba tarafından yapılmıştır. Okuduğu hutbeyle maddî ve mânevî ilimlerdeki vukûfiyeti ortaya çıkan Somuncu Baba bu olaydan sonra Hacı Bayram-ı Veli’yle birlikte Bursa’yı terk ederek Hacca gitmiştir. Dönüşünde de önce Aksaray’a uğramış burada oğlu Yûsuf-ı Hakîkî’yi bırakarak¸ diğer oğlu Halil Taybî ile Darende’ye gitmiş ve burada 1412 yılında vefat etmiştir. Tarihî vesîkalarda Hamîd-i Velî’nin Darende’de medfûn bulunduğu ve burasının Zâviye Mahallesi olarak zikredildiği kaydedilmektedir.5
Buraya kadar anlattıklarımızda¸ Somuncu Baba’nın müderris olarak medresede¸ Ekmekçi olarak halkın hizmetinde¸ vâiz olarak câmide hizmet ettiğini; Emîr Buhârî ve hükümdârın sohbetinde bulunduğunu görüyoruz. Diğer taraftan maddî ve mânevî ilimlerde birçok kişi yetiştirmiş¸ bunlardan bazıları vasıtasıyla hizmetleri çok geniş alanlara yayılmıştır. Onun en önemli takipçisi Hacı Bayram-ı Velî’dir.
Hacı Bayram-ı Velî’nin menkabevî hayatı yanında¸ onun da şeyhi Somuncu Baba gibi müderrislik yaptığı¸ Ankara’da müridleriyle ziraat faaliyetinde bulunduğu¸ Edirne’de hükümdarla görüşüp burada va’z ettiği bilinmektedir. Ancak sonunda hükümdarın yanında kalmayıp tekrar Ankara’ya halkın arasına dönmüştür.
Hacı Bayram’dan sonra Akşemseddîn Hazretlerinin de¸ Fatih’in yanındaki mevkiini bırakıp Göynük’e gelmesi ve böylece halkın içinde Hak’la beraber olarak yaşamayı tercih etmesi aynı  irşad ve hizmet anlayışının devamı niteliğindedir.
Somuncu Baba’nın etkilediği ve Bursa’da beraber bulundukları bir başka şahsiyet de o sıralarda kadılık yapan Şemseddîn Molla Fenârî’dir. Molla Fenârî¸ Hâmid-i Velî’nin Ulu Cami açılışındaki Fâtihâ tefsirindeki kudretini görerek ona intisap etmiştir.
Somuncu Baba sadece bunlarla yetinmemiş¸ Kırk Hadis Şerhi¸ Zikir Risâlesi ve Duâ Mecmûası gibi eserler de vererek medresede yetiştirmiş olduğu öğrencilerinin¸ müntesiplerinin ve umum halkın ilim irfan ve kültürünün artması yolunda çaba göstermiştir.
Somuncu Baba Hizmet Halkasının Bugünkü Durumu:
Somuncu Baba ahfâdından gelen Es-Seyyid Os

 

“Ulu Camiin açılışında okuduğu hutbeyle maddî ve mânevî ilimlerdeki vukûfiyeti ortaya çıkan Somuncu Baba bu olaydan sonra Hacı Bayram-ı Veli’yle birlikte Bursa’yı
terk ederek Hacca gitmiştir.”

 

“Hamîdeddîn Efendi¸ Kayseri’den sonra¸ Bursa’ya gitmiş ve bir ara Şeyhülislam da olan Molla Fenârî ile burada tanışmış ve onunla birlikte müderrislik yapmıştır. Bir müddet Bursa’da kaldıktan sonra ilmini daha da geliştirmek maksadıyla Şam’a hareket etmiştir”

man Hulûsi Efendi’nin gerek kendi yaşadığı dönemde (1914-1990)  ve gerekse kendisinden sonra yetiştirdiği talebeleri ve kurduğu vakıf vasıtasıyla aynı irşad ve hizmet halkasını devam ettirdiğini görüyoruz. Osman Hulûsi Efendi’nin mürşidi İhrâmcızâde İsmail Hakkı Toprak (1880-1969)’ın insanları irşâd hizmetleri yanı sıra hayatı boyunca cami¸ okul¸ içme suyu ve köprü inşa ve imârındaki faaliyetleri saymakla bitmez.6 Yine silsilenin ondan önceki meşâyıhından Mustafa Takî (1873-1925) müderrisliği yanında¸ bir müddet Sivas milletvekilliği yapmış¸ Arapça ve Farsçayı ileri derecede bilen âlim ve şair bir mürşittir.7 “Melek Hâfız” diye bilinen Tokâdî Mustafa Hâkî (1855-1919) ise Mekke’de medfûn bulunan Dağıstanlı Hamdi Efendi tarafından irşad vazifesiyle görevlendirilmiştir. 1908’den sonra Tokat mebusu olarak hizmet yaptığı sırada İstanbul Fatih’te Mustafa Efendi Dergâhı’nda ikamet etmişlerdir.8
Osman Hulûsi Efendi’nin Hizmet Alanları
Osman Hulûsi Efendi kendinden önceki meşâyıhının takip ettiği halkı irşad hizmetlerinin yanında cemiyetin her konuda ihtiyaç duyduğu maddî alanlardaki hizmetleri de ihmâl etmeyip çeşitli faaliyetler yapmayı gaye edinmiştir. 1986 yılında kurmuş olduğu Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı vasıtasıyla bu hizmetleri yapmaya başlamıştır. Onun bizzat yaptırdığı ve yapımına vesile olduğu okul¸ cami¸ kütüphane v.s. sayısı 13’tür. Bunların yanı sıra yapılmasını arzu ettiği¸ fakat ömrü vefâ etmediği için sonuçlandıramadığı hizmetleri de kendinden sonra yerine geçen muhterem oğulları Hâmid Hamîdeddîn Efendi devam ettirmiş¸ birçokları da tamamlanarak hizmete açılmıştır. Bu çerçevede yine 200 Yataklı Darende Hulûsi Efendi Devlet Hastanesi’nin inşası başta olmak üzere bazı cami¸ türbe ve kütüphane gibi tarihi eserlerin restorasyonu¸ Tohma Kanyonu ve Gökpınar projelerinin uygulamaları bitirilmiştir.
Bazılarını zikrettiğimiz bu hizmetleri genel olarak şöyle sınıflandırabiliriz:
İmamet ve Hitabet Hizmetleri:
Hulûsi Efendi¸ babası Hatip Hasan Efendi’nin 25 Ocak 1945’te vefat etmesi üzerine onun yerine Şeyh Hamîd-i Velî Câmiinde imam ve hatiplik görevine başlamıştır. Sekiz sene fahrî olarak sürdürdükten sonra 1953 senesinde kadroya geçmiş ve 01.07.1987 tarihinde emekli oluncaya kadar bu görevi aralıksız devam ettirmiştir.  Camide yaptığı va’zları ve hutbeleri kendisi hazırlamıştır. Çeşitli zamanlarda okuduğu hutbelerinden 150 adedi bir araya getirilerek meydana getirilen eser¸ günümüz alfabesi ile çevrilerek yayınlanmıştır.9
İrşad ve Tebliğ Hizmetleri:
Osman Hulûsi Efendi¸ sık sık babasını ziyarete gelen Sivaslı İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi’yi küçük yaşından itibaren tanımış¸ hizmetinde bulunmuş¸ daha sonra da kendisine intisap ederek gösterdiği usûl üzere seyr ü sülûkunu tamamlamıştır. Şeyhinin 2 Ağustos 1969’da vefat etmesi üzerine onun halifesi olmuştur. İmamlık vazifesiyle cemaate va’z ettiği gibi irşad hizmetiyle görevli olduktan sonra da ziyaretlerle ve çeşitli sohbetleriyle müntesiplerini irşad etmiştir. Bunun yanında yazmış olduğu mektuplarıyla da onlara nasihatlarda bulunmuş ve çeşitli sorularını cevaplayarak mânevî terbiyelerini takip etmiştir. Yazmış oldukları mektupları da ayrıca basılmış bulunmaktadır.10
Maârif ve Kültür Hizmetleri
Osman Hulûsi Efendi¸ Darende’nin içinde¸ civar köy ve ilçelerde bir çok ilkokul¸ ortaokul¸ lise¸ fakülte ve Kur’ân kursu binalarının yapılması için dernekler kurulmasına önderlik etmiş¸ toplanan yardımlarla bu öğretim kurumlarının hizmete açılmasını sağlamıştır. Bunların dışında hayatı boyunca cami¸ minare¸ medrese¸ bedesten¸ çeşme¸ kütüphane¸ türbe v.s. gibi tarih ve kültür bakımından önemli olan eserlerin tamir ve bakımı için gayret sarf etmiştir. Bunlardan birçoğu sağlığında bitirilmiş¸ proje safhasında kalan bazı eserler de vefatından sora kendisinin kurduğu vakıf tarafından ikmâl edilmiştir.
Osman Hulûsi Efendi bunların yanında hayatı boyunca Darende ve çevresinde bulunan elyazma ve matbu kitapları toplamış¸ içinde binlerce elyazması eserin yer aldığı iki kütüphane meydana getirmiştir. Bunun yanında çok değerli birçok kültür eşyalarını¸  arşiv belgelerini¸ Darende tarihî vesikasındaki netileğindeki ve tarihi şahsiyetlere ait fotoğrafları toplamış¸ bunların sergilendiği bir de müze oluşmasını sağlamıştır.
Sosyal Dayanışma ve Yardım Hizmetleri
Osman Hulûsi  Efendi bir şiirinde şöyle demektedir:
Garazsız hem ivazsız hizmet et her canlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol
Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzulu
Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol11
Bu beyitlerde ifade edilen tavsiyeleri Hulûsi Efendi önce kendi nefsinde tatbik etmiş ve bunları gerçekleştirmek için nerede ihtiyaç sahibi bir öğrenci¸ âile¸ hasta ve fakir görse onlara ulaşmak için gayret sarfetmiş¸ onların ihtiyaçlarını gidermek için müesseseler kurulmasını arzu etmiştir.
Orta ve Yüksek öğretim için modern yurtlar yaparak öğrencilerin daha rahat ortamlarda okumalarını temin etmiş¸ başarılı ve muhtaç olanlara burslar vermiş¸ Ramazan ayında ihtiyaç sahiplerine aynî ve nakdî yardımlar dağıtmış ve Kurban münasebetiyle de yurt işi ve dışında binlerce Kurban organizesi yaparak nice fakirleri sevindirmiştir.
Yayın Faaliyetleri
Başta Somuncu Baba ve oğlu Yusuf-ı Hakîkî olmak üzere bu yolun devamında Hacı Bayram-ı Velî¸ Eşrefoğlu Rûmî¸ Akşemseddîn v.b bazı şeyhlerin manzum ve mensur irili ufaklı eserler verdiği bilinmektedir. Osman Hulûsi Efendi de bu vâdîde yürümüş¸ manzum ve mensur eserler ortaya koymuştur. Bu eserlerden bazıları önceleri Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezi¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı ve daha sonra da Nasihat yayınları tarafından yayınlanmaktadır. Bunların yanı sıra Somuncu Baba Dergisi ve ekindeki çoçuk dergisiyle her yaşta insanımızın kültür ve irfan hayatına katkıda bulunulmaktadır.
Osman Hulûsi Efendi’nin sağlığında kendisinin ve vefâtından sonra oğlu Hâmid Hamîdeddîn Efendi’nin başkanlığını yaptığı Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı’nın hizmetlerini böyle kısa bir yazıyla tanıtmak mümkün değildir. Bu konudaki yeterli bilgi ancak ortaya konulan eserleri yerinde görerek veya yazılan eserlere müracaat edilerek elde edilebilir.12
Darende’deki Somuncu Baba zâviyesinin tarih boyunca nice velilerin yatağı; gönüllere ferahlık veren feyz ve rahmet bucağı olduğunu; rûhî sıkıntılarla ve gamla gelenlerin tabîî ve mânevî feyizler alarak zevk ve sürûr elde ederek döndüklerini; ilim ve hikmet kaynağı olduğunu ifade eden Osman Hulûsi Efendi’nin şu şiiri bunları çok güzel özetlemektedir:
Somuncu Baba ocağıdır Zâviyem
Yüce velîler yatağıdır Zâviyem

Gönüllere hep ferahlık bahşeder
Feyz ü rahmet bucağıdır Zâviyem

Tâceddîn Velî Hazretlerinin
Kurulmuş bir otağıdır Zâviyem

Gamlı gelen neşelenip şâd gider
Zevk ü sürûr kaynağıdır Zâviyem

Ol güzeli ancak bilenler bilir
Darende’nin yüz ağıdır Zâviyem

Perde-i gaybı bilenler söylemiş
İlim hikmet menbaıdır Zâviyem

Bunda huzur bunda sürûr bunda nûr
Hep güzeller oymağıdır Zâviyem13

 

Dipnot
* Prof. Dr.

1          Bu hususta geniş bilgi için bkz.: Ömer Lütfü Barkan¸ “Kolonizatör Türk Dervişleri”¸ Vakıflar Dergisi¸ c.II¸ s.279-304.Ankara¸ 1942.
2          Ahmed-i Yesevî’nin Türk dünyasındaki etkileri için bkz: Yesevîlik Bilgisi¸ (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mustafa İsen – Prof. Dr. Cemal Kurnaz – Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tatçı)¸  Ahmed Yesevi Vakfı Yayınları¸ Ankara 1998.
3          Bkz. Osmanzâde Hüseyin Vassâf¸ Sefîne-i Evliy⸠(Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mehmet Akkuş – Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Kitabevi Yayınları¸ İstanbul 2006¸ c.II¸ s.433-434
4          Hasan Kamil Yılmaz¸ XV.Asırda Anadolu Mutasavvıfları Arasında Somuncu Baba’nın Yeri¸ Somuncu Baba Sempozyumu Bildirileri s. 21¸ Ank.¸1997.
5          Somuncu Baba’nın hayatı ve nesebi hakkında bakınız: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz¸ Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba ve Neseb-i Âlîsi¸ es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Yayınları¸ İstanbul Mayıs 1995.
6          Bu hususta bakınız.: Yard. Doç. Dr. Lütfi Alıcı¸ İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi Hayatı Şahsiyeti ve Eserleri¸ Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezi Yayınları¸ Ankara 2001.
7          Doç. Dr. Cemal Ağırman¸ Sivas Mebusu Mustafa Takî Efendi Hayatı Eserleri ve Bazı Düşünceleri¸ Sivas 1000 Temel Eser¸ Sivas 2006.
8          Bu hususta bakınız: İsmail Palakoğlu¸ Gönüller Sultanı es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸  Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezi Yayınları¸ (2. baskı) Ankara¸  2005.
9          Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Şeyh Hâmid-i Velî Minberinden Hutbeler¸ (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mehmet Akkuş- Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yayınları¸ İstanbul¸ 2006.
10        Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Mektûbât¸ (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mehmet Akkuş- Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yayınları¸ İstanbul¸ 2006.
11        Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî¸ (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mehmet Akkuş- Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yayınları¸ İstanbul¸ 2006.
12        Bkz. Meselâ: İsmail Palakoğlu¸ A.g.e.
13        Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî¸ s.216.

Sayfayı Paylaş