SABÂH RÜZĞARIYLA SELÂM

Somuncu Baba

Edebiyatımızda hemen her şairin kaleme aldığı na’t-ı şeriflerde şairin Hazret-i Peygamber’e duyduğu muhabbetin¸ ona olan özlem ve hasretin¸ kıyamet günü kendisinden şefâat talebinin dile getirildiğini görmekteyiz.

Edebiyatımızda hemen her şairin kaleme aldığı na’t-ı şeriflerde şairin Hazret-i Peygamber’e duyduğu muhabbetin¸ ona olan özlem ve hasretin¸ kıyamet günü kendisinden şefâat talebinin dile getirildiğini görmekteyiz. Şairler hemen her vesileyle onun hoşnutluğunu kazanmayı arzularlar. Bunun için de sünnetine uygun bir hayat sürmeyi¸ onun Ravza-i Mutahharasını ziyaret etmeyi hedeflerler.
Geçmiş asırlarda Hazret-i Peygamber’i ziyaret etmek için daha ziyade hac mevsimi beklenirdi. Ulaşım imkanlarının bir hayli zor olduğu zamanlarda hac dışında umre seyahetleri pek fazla düzenlenmezdi. Bilindiği gibi hacca gitmek için de belli bir maddî imkâna sahip olunması gerekir. Dolayısıyla haccın farz olmasını gerektirecek kadar zengin olmayan veya yol şartları bakımından Mekke ve Medine’ye gidemeyenlerin gönlünde hep o mukaddes mekanları ziyaret edebilme arzusu vardır. Böyle âşıkların¸ sâdıkların gönülleri Rasûlullah (s.a.v)’ın muhabbetiyle yanıp tutuşmaktadır. Yunus’un tabiriyle¸ “Bir mukaddes sefer olsa da gitsem / Ayağının tozuna yüzümü sürsem” diye her zaman ümit içinde bekleşir dururlar. Hattâ bizim kültürümüzde kendileri gidemedikleri halde “Rasûlullâh’a benim de selâmımı arz eyle.” diye gidenlerle selam göndermek bile âdet haline gelmiştir.
Şairlere gelince onlar bir başka vesîle daha bulmuşlardır. Kendilerinin gidemediği o nurlu beldenin âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Rasûlüne selam göndermek için başka bir yol bulmuşlardır. Nasıl Fuzûlî akıp giden nehirlerin suyunu Medine’ye uğratırsa¸ bazıları da sabahın erken vaktinde esen seher yelini vesîle edinip¸ “İn nilte yâ rîha’s-sabâ yevmen ile’l-ardı’l-harem / Belliğ selâmî ravzatan fîhâ’n-Nebiyyü’l-muhterem” diyerek ¸ “ Ey sabâ rüzgarı bir gün mukaddes Harem bölgesine yolun düşecek olursa¸ orada muhterem Peygamber’in Ravza’sı var¸ ona benim de selâmımı iletiver.” şeklinde selam göndermenin yollarını aramışlardır.
Hulûsî Efendi de bu şiirinde böyle bir vesileyi dile getirmektedir. Ancak o selâmı buradan göndermeyi değil¸ Hazret-i Peygamber’in kutlu diyarından esip gelecek sabâ rüzgârını beklemektedir. Çünkü kendisinin ve dolayısıyla müminlerin¸ tozuna toprağına hasretlik çektikleri sevgilinin beldesinden esecek bir nesîme muhtaç olduğu kanâatindedir. Böylece Rasûlullâh’ın Ravza’sının bulunduğu yerden esecek rüzgârın getireceği tozların¸ ağlamaktan hasta düşmüş gözlerine şifa olacağına inanmaktadır.
Tabiidir ki Hulûsî Efendi Hazret-i Peygamber sevgisini sadece şiirlerdeki ifadeleriyle dile getirmemiştir. O bulduğu her vesileyle hacca ve umreye gitmiş¸ Rasûlullâh’ı defalarca ziyaret etmiştir. Ancak Rasûlullâh’ı sevmek Allah’ın emri olunca¸ bunu her vesileyle dile getirmek¸ her fırsatta ziyaretle devam ettirmek¸ onun sünnet-i seniyyesine bağlı bir hayat sürdürmek vazgeçilmez bir şeydir. Bu şiirle Hulûsi Efendi Ravza’yı ziyaret şerefine erememişlere de sanki seher vakitlerinde salât u selâm getirmeyi de öğütlemiş olmaktadır. Böylece Ravza’ya gidecek seher yeli¸ oradan gelirken O Habîbullah’ın diyarından cânânın cana can katacak olan güzel kokularını getirecektir. Çünkü Hazret-i Peygamber¸ kendisine getirilen salât u selâma karşılık vermektedir.
Gazelin Metni:
1. Sabâ iklîm-i cânândan getir hoş-bû-yı cânânı
Nesîm-i câvidân ile muattar eyle bu cânı

2. Esîr-i gurbetim kurb-ı kabûlün iste var benden
Huzûruna durup arz et ana hâl-i perîşânı

3. Ayağına sürüp rû-yı niyâzım eyle istilâm
Ola kim lutf edip arzım kabûl ede kerem-kânı

4. Ayağından getir şol hâk-i pâk-i tûtiyâyı kim
Anınla zinde eyle mürde olmuş çeşm-i giryânı

5. Anın kûyun tavâf ettikde lutf et eyle der-hâtır
Hulûsî zâr u hasta bülbül-i bâğ-ı gülistânı
Gazelin Sadeleştirilmiş Şekli:
1. Ey gönlüme ferahlık veren sabâ rüzgârı! Sevgilimin yöresinden bana onun hoş kokularını getir. Bana ebediyen canlılık verecek olan bu güzel esinti ile benim canıma güzel kokular bahş eyle.
2. Ben bu gurbet ellerinde esir kaldım. Ey sabâ rüzgârı! N’olur git de onun huzûrunda benim perişan hâlimi arz et. Durumumu arzet ki beni daima yakınında bulunup makbul olanlar sınıfına dâhil etsin.
3. Kendisinden niyazda bulunmak üzere yüzümü ayaklarına süreyim de ona selam vereyim. Umulur ki o bağışı ve ihsânı bol olan sevgili böylece lutf edip benim arzumu kabul ediverir.
4. O cânânın şifa kaynağı olan ayağının tertemiz toprağından getir de ağlamaktan ölmek üzere olan gözlerimize sürüp onları canlı kılalım.
5. Ey sabâ rüzgârı! Sevgilinin köyüne varıp orada estikçe¸ Ravza’sını tavâf ettikçe lutf et de gül bahçesinin ağlayıp inlemekten hasta olmuş bülbülü Hulusî’yi de hatırdan çıkarma.

Sayfayı Paylaş