ÖMÜR SU GİBİ AKIP GEÇİYOR

Somuncu Baba

"Es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi (k.s.) de okuyanlarını¸
sevenlerini îkâz etmek için bu konuya dikkat çekmekte¸ insana
ârız olan bir derdi bizlerle paylaşarak¸ gaflet içinde geçen bir
ömürden bahsetmekte¸ böyle bir hayatın insanın gönlünü¸
bedenini hasta edip¸ tâkatsiz düşürdüğünden söz etmektedir."

İnsanoğluna takdir edilmiş bir ömür var. Hayatımız bununla sınırlı. Ömür bir gün bitecek¸ ne zaman bilmiyoruz. Ancak yüce kitabımız ömrün bir an öne alınmayacağı gibi¸ bir an da ileriye bırakılmayacağını bize haber veriyor. Bize ihsân edilen hayat içinde Cenâb-ı Hakk'ın bize emr ettiği kulluk vazifelerimizi yerine getirip getirmediğimizden bir gün mutlaka hesaba çekileceğiz. Bunun için her an sorumluluk şuuru ile vazifelerimizi yerine getirerek yaşamalıyız.


Hayatın her anını aynı dikkat ve titizlik içinde yaşamak kolay değildir. Bazen günlerin¸ ayların hattâ yılların nasıl gelip geçtiğinin farkında bile olamıyoruz. Yaptıklarımızın olumlu veya olumsuz¸ faydalı veya zararlı olduğunu düşünmüyoruz. Bazı şeylerin peşine takılarak kendimizi onların sevgisine kaptırıp kulluğumuzu ihmâl ediyoruz. Bin bir çeşit dünya meşgaleleri arasında yok olup gidiyoruz. Kendimize gelince de nice zamanların¸ fırsatların elden kaçıp gittiğine şahit oluyoruz. Yunus bunu şöyle ifade etmektedir:


 

Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibi
İşbu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibi

 


Bazen dünya ve dünyalık sevgisini her şeyin önüne geçirip¸ gaflet içinde kulluğumuzu bir yana bırakarak dünyamızı ve ahiretimizi harab etmekteyiz. Dünyada elde ettiklerimizin kıymetini bilmeyip¸ ulaşamadığımız nice şeylerin derdine düşmekteyiz. Oysa tasavvufî tabirle zamana vâkıf olmalıyız. İmkânlarımıza şükr etmesini bilmeli; yitirdiklerimize¸ elde edemediklerimize hayıflanmamalıyız. Zamanında yapılması gerekenleri sonraya bırakmamalıyız. Vaktimizi nerelerde harcadığımızdan sorulacağımızı ifade buyuran Peygamberimiz (s.a.v)'in tavsiyelerini unutmamalıyız.


Es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi de okuyanlarını¸ sevenlerini îkâz etmek için bu konuya dikkat çekmekte¸ insana ârız olan bir derdi bizlerle paylaşarak¸ gaflet içinde geçen bir ömürden bahsetmekte¸ böyle bir hayatın insanın gönlünü¸ bedenini hasta edip¸ tâkatsiz düşürdüğünden söz etmektedir. Gönül dünyamızı Allah sevgisinden başka sevgiler ne kadar çok işgal ederse¸ gaflet de o kadar artmaktadır. Gaflet insanı saracak olursa bu takdirde gönül bahçesinin gülleri solacak¸ bülbülleri susup¸ dilsiz olacaktır. Gönül aynasının pasını silip¸ gönül hânesini pür-nûr eylemek bizim elimizde. Okuduklarımız¸ dinlediklerimiz¸ dostluklarımız¸ beraber olduklarımız¸ top yekün yaşantımız gönlümüzde izler bırakmaktadır. Bunun için zaman akıp gitmeden gerçek gönül dostlarının eserlerinden ve sohbetlerinden istifade etmeli¸ noksanlıklarımızı tamamlayıp¸ olumsuz yönlerimizi müsbete çevirmeliyiz.


 


 


Gazelin Metni


 


1.  Nedir bu hikmeti bilmem ki yâ Rabbi ne hâl oldu[i]


Bu derdim gün-be-gün artıp işim âh u melâl oldu


 


2.  Beni bir yâr derdine giriftâr eyledin ki hîç


Halâsı yok ne derd olduğunu bilmem muhâl oldu


 


3.  Kime arz eylesem bu derdimi hergiz devâ bilmez


Kesildi tâb u tâkât cism-i bîmâr bî-mecâl oldu


 


4.  Harâb oldu gülistân-ı gönül şimden geri artık


Figân etmez olup bülbüllerin dilleri lâl oldu


 


5.  Cemâl-i vasl-i cânân ile handân olmuş iken dil


Geçen eyyâm-ı vuslat şimdi hep hâb u hayâl oldu


 


6.  Yatarsın gaflet içre ey gönül bir gün sana derler


Uyan ey gâfil uyan gör ki vakt-i irtihâl oldu


 


7.  Hulûsî ayrı düştü andelîb-veş şu gülistandan


Murâdı vasl iken tağyîr-i hâl-i infisâl oldu


 


 


Gazelin Açıklaması



  1. Ey Allahım! Bana ne hal oldu bir türlü anlayamıyorum; benim bu derdim gün geçtikçe artmaktadır. Bunun hikmeti nedir bilemiyorum. Bundan dolayı hep âh vâh etmekte¸ sıkıntı çekçekteyim.

 



  1. Beni öyle bir sevgilinin derdine mübtelâ eyledin ki bundan kurtulmanın çaresi yok. Bu derdin¸ sevginin nasıl olduğunu bilmemin de imkânı yok.

 



  1. Ben derdimi kime söylediysem hiç kimse aslâ buna bir ilaç bilmiyor. Gücüm kuvvetim kalmadı¸ zaten hasta olan vücûdum dermansız kaldı¸ bitkin düştü.

 



  1. Gönlümün gül bahçesi de harâb oldu. Artık bundan sonra bülbüller dilsiz¸ sessiz¸ sadâsız kaldı ve ötmez oldular.

 



  1. Bu gönül hânesi¸ sevgilinin vuslatıyla onun cemâline kavuşup sevinçli ve güleç iken¸ şimdi günler geldi geçti; kavuşma günleri ne güzeldi; o güzel ve neşeli zamanlar artık birer hayâl ve rüya gibi oldu.

 



  1. Ey gaflet içinde uyuyan gönül! Bir gün olur da sana¸ "Kalk¸ uyan ey gafil uyan; gaflet içinde hayatını boş yere geçirme." derler. O zaman anlarsın ki hayatın sonu¸ ölüm vakti gelip çatmış.

 

Bu Hulûsî bülbül gibi gül bahçelerinden ayrı düştü. Vuslat arzusunda iken şimdi durum değişti¸ artık bu dünyadan ayrılmanın zamanı geldi.




[i] Not: Bu mısra¸ daha önce yayınladığımız nüshada (Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ Nasihat Yayınları¸ İst. 2006 s.293¸ gazel 439)¸ "Nedir bu hikmeti bilmem ki yarayı ne hâl oldu" şeklinde yanlış okunmuştur. Bu şekilde olması daha doğrudur. Düzeltir¸ özür dileriz.

Sayfayı Paylaş