NASİHATNÂMELER VE HULÛSİ EFENDİ'NİN DİLİNDEN NASÎHATLAR

Somuncu Baba

"Tarihimizde nasîhatnâme türü eser yazanlar arasında daha
birçok sîmâ bulunmaktadır: Meselâ Yûnus Emre (v. 1320)'nin
Risâletü'n-Nushiyye'si¸ meşhûr şair Nâbî (1626-1712)'nin
Hayriyye'si bunlardandır. Hatta İbrahim Hakkî-i Erzurumî (v.1781)¸
Marifetnâme'yi de oğluna nasîhat için kaleme aldığını eserin
mukaddimesinde zikr etmektedir."

Arapça "nush" kökünden gelen "nasîhat" kelimesi¸ dilimizde "öğüt" anlamında kullanılmaktadır. Aynı anlama gelen ve Farsça'dan dilimize geçen "pend" kelimesi de özellikle yazılı eserlerimizde çokça yer almaktadır. Nasîhat ve pendlerin yer aldığı eserlere de Nasîhat-nâme ve Pend-nâme isimleri verilmektedir. Buradan hareketle¸ nâsih ve nasîhatçı kelimeleri de "öğüt veren" mânâsına gelmektedir. 


Bu anlamıyla Kur'an-ı Kerim'de Hûd (a.s.)'ın kavmine hitabı anlatılırken kullanılmıştır. Onun¸ kavmine gönderildiğinde onlara şu şekilde hitâb ettiği bildirilmektedir.


"Size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm. (Ve ene leküm nâsihun emîn)"[1]


 hadisinde Peygamber bir "nasihat" kelimesini "samîmiyet" anlamında kullanmıştır. Allah Rasûlü "ed-Dînü en-nasîha"¸ "Din¸ samimiyettir" hadisiyle dini¸ samimiyet şeklinde tarif etmiştir. Buna göre nasîhat¸ Cenab-ı Hakk'a içtenlikle bağlanmak¸ O'nun emir ve yasaklarını samimiyetle yerine getirmek¸ Allah Rasûlü'nün sünnetine uygun bir hayat tarzı sürdürmektir.


 


Öyleyse¸ nâsih = öğütçü olmak için bu değerlere samimiyetle bağlı kalmak ve bizim dışımızdakilerin de bu yolu takip etmelerini sağlamak¸ bizim aslî vazifelerimizdendir.


Pek tabiîdir ki¸ iyiliği emr etmek ve kötülüklerden sakındırmak¸ öğüt vermekle¸ insanları iyiye¸ güzele¸ doğruya çağırmak ve onlara tavsiyelerde bulunmakla mümkün olacaktır.


En yakınlardan başlamak üzere hemen her kesimdeki insanlara nasîhat etmek maksadıyla yazılmış birçok eser¸ bizim engin kültürümüzün ölmez eserleri arasında yer almaktadır.


İlk yazılı eserlerimizden olan Yusuf Has Hacib'in (v.1077) kaleme aldığı manzum Kutadgu Bilig'i; Edib Ahmed-i Yüknekî'nin Atebetü'l-Hakâyık'ı ve Ahmed-i Yesevî'nin (v. 1166) Hikmetler'i daha Ortaasya'dan beri nasîhat-nâme türü eserlerin kaleme alındığını göstermektedir. Bu eserler müellifler tarafından ya kendi çocuklarına¸ ya devlet başkanlarına¸ ya da bütün insanlara Hakk'ı¸ doğruyu¸ güzeli tavsiye etmek maksadıyla kaleme alınmışlardır.


Bu kabil eserlere daha ziyade Ferîdüddîn-i Attâr (1119-1193)'ın Farsça Pend-nâme'si güzel bir örnek olmuştur. Diğer taraftan Somuncu Baba'nın irşad etmiş olduğu Hacı Bayram Velî'nin damadı olan Eşrefoğlu Rûmî'nin (v. 1469) de Nasîhat-nâme[2] adlı bir eseri vardır.


Tarihimizde nasîhatnâme türü eser yazanlar arasında daha birçok sîmâ bulunmaktadır: Meselâ Yûnus Emre (v. 1320)'nin Risâletü'n-Nushiyye'si¸ meşhûr şair Nâbî (1626-1712)'nin Hayriyye'si bunlardandır. Hatta İbrahim Hakkî-i Erzurumî (v.1781)¸ Marifetnâme'yi de oğluna nasîhat için kaleme aldığını eserin mukaddimesinde zikr etmektedir.


Musa Tektaş¸ Darende'de Şeyh Hamîd-i Velî Kütüphanesi'nde Yazma Eserler kısmında bulunan Şeyh Zarîfî'nin (v. 1795) Pendnâme'si hakkında tanıtıcı bir yazı kaleme almıştır.[3]


Sarı Abdullah Efendi'nin (v.1660) Nasîhatü'l-Mülûk[4] adlı eseriyle¸ 19. asır mutasavvıflarından Hüseyin Kudsî-i Edirnevî[5] (ö.1886)'nin iki oğluna nasîhatlarını ihtivâ eden Pend-i Mahdûmân'ı bu sahada yazılan daha birçok eser olduğunu göstermektedir.


 Yukarıda kısaca ifade ettiğimiz gibi kültür tarihimiz boyunca nice müellif tarafından nasîhat-nâme ve pend-nâme gibi müstakil eserler verilmiştir. Bunların dışında müstakil eser olmamakla birlikte birçok şair ve müellif de dîvânlarında veya diğer eserlerinde nasîhat maksatlı şiirler kaleme almışlar¸ yazılar yazmışlardır. Hemen her şairin eserinde bunu sıklıkla görürüz.


es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi hazretleri de eserlerinde nasîhat vermeyi elden bırakmaz. Onun oğlu Mahmud Kemal Efendi'ye yazdığı ve "Yavrum Kemal'e!" diye başlayan 1. Mektubu'ndaki[6] şu cümleler ne kadar güzeldir:


 


1.  "Kişinin hüsn-i nesebi¸ hüsn-i edebidir. Dâimâ büyüklere karşı hürmet ve küçüklere şefkat et. Tâ ki hürmet ve şefkat gibi iki haslet-i cemîleye sâhip olmuş olasın.


 


(Kişinin nesebinin güzelliği¸ edebinin de güzelliği olmalıdır. Büyüklere saygılı¸ küçüklere de şefkatli ol. Böyle yaparsan saygı ve şefkat gibi iki güzel değere sahip olmuş olursun.)


 


2.  "Hasîs olma kim¸ hased rûh-ı insâniyyeyi dereke-i esfel-i sâfilîne ulaştıran bir vesâittir."


 


(Cimri olma! Cimrilik ve hased¸ insan rûhunu en aşağı derecelere indiren vâsıtalardandırlar.)


 


3.  "Cömert ol¸ çünkü cömertlik bir civân-mertlik şiârıdır. Onun vâsıtasıyla a'lâ-yı illiyyîne irtikâ etmeye yol bulasın."


 


(Cömert ol! Çünkü cömertlik¸ asâlet ve temiz bir kişi olmanın ölçüsüdür. Böylelikle sen¸ en yüksek mertebelere ulaşmak için kendine yol bulmuş olursun.)


 


 


4.  "Her zaman iyilere mukârin ol¸ kötülerden ictinâb et. Kişinin mi'yârı mukârin olduğu kimsedir. Mezbeleden dâimâ fen⸠attâr dükkânından ise iyi koku intişâr eder."


 


(Her zaman iyilerle arkadaşlık et¸ onların yakınlarında bulun; kötülerden sakın! Kişiliğin derecesi¸ onun arkadaş olduğu kimseden anlaşılır. Çünkü kokucu dükkânından daima iyi kokular yayıldığı gibi¸ çöplükten hep kötü kokular yayılır.) 


 


5.  "Filânın oğluyum¸ filân yere müntesibim diye davada bulunma. Zâhirî edebin¸ manevî kemâlin âyînesidir."


 


(Ben filan zâtın oğluyum¸ filan tarikata müntesibim diye üstünlük iddiasında bulunma. Çünkü senin yaşantın¸ iç âleminin¸ gönlünün aynası gibidir.)


 


6.  "Bir kimseye bir şey tavsiye edeceğin zaman evvelâ nefsine tatbik et¸ kabûl eder ise halka da söyle. Nefsinin kabul etmediği bir şeyi başkalarına söylerken Allah'tan utan."


 


 


Hulûsi Efendi'nin şiirlerinde de muhiblerine¸ müntesiplerine ve bütün insanlara yönelik son derece güzel ve anlamlı nasîhatları vardır. Bunlar arasında¸


 


Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma


Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol[7]


 


matla'lı gazeli¸ nasîhat konulu şiirlerin en güzellerinden biridir.


 


Onun Dîvân'ında müfredleri arasında yer alan özlü nasîhatlarından birkaçını da kısaca zikr edelim:


 


Zâhir ü bâtında bir ol hiç ikilik katma hâ


Bir kurulmuş sofradır ye iç de gâfil yatma hâ[8]


 


Bu beyitte¸ insanın içi ve dışının¸ özüyle sözünün bir olması¸ hiçbir şekilde riyaya bulaşmaması gerektiğini ifade ettikten sonra¸ Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimetlerden yiyip de O'ndan gafil olunmamasını tavsiye etmektedir.


 


 


Hayât-ı câvidânı bulmak istersen Hulûsîyâ


Varıp ölmezden ön ölüp olasın tâ-ebed ihyâ[9]


 


(Ey Hulûsi¸ dipdiri bir hayatı bulmak istiyorsan¸ ölmeden evvel öl de ebediyen dipdiri kalasın.)


Burada Peygamberimiz (s.a.v)'in¸ "Ölmeden evvel ölünüz¸ ölümü tefekkür ediniz¸ yarın kıyamette hesaba çekilmeden hayatınızın muhasebesini iyi yapınız." mealindeki hadislerine dikkat çekmektedir.


 


 


Zikr-i Mevlâ gönlü her âlâm u gamdan dûr eder


Meyl-i fânî zevk-i Mevlâ'dan kulu mehcûr eder[10]


 


(Daima Mevlâ'mızı zikr etmek¸ onu bir an bile aklımızdan çıkarmamak¸ gönlümüzde bulunan ne kadar elem ve gam varsa onların hepsini ber-taraf eder¸ uzaklaştırır. Bunun aksine¸ fani ve geçici olan bu dünyaya fazla meyl etmek¸ Mevlâ'nın sevgisinden¸ muhabbetinden¸ zevkinden kulu ayırır¸ uzaklaştırır.)


 


Buraya kadar olan açıklamalarımızdan anlaşılmaktadır ki¸ va'z ve nasîhat etmek¸ öğüt vermek¸ "emr-i ma'rûf¸ nehy-i münker"  (iyiliği emr edip¸ kötülüklerden sakındırmak.) için yapılan faaliyetler cümlesindendir. Enbiyâ-yı kirâmın yolu da¸ onların vârisleri olan âlimlerin yolu da bu olmuştur. Bu meyânda sayısız eserler kaleme alınmış¸ nice dîvânlar tertib edilmiş¸ ne güzel sözler¸ ne hoş şiirler terennüm edilmiştir.


Somuncu Baba geleneğinde de nasîhatın yeri büyüktür. es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin eserleri bu husus dikkate alınarak mütâlaa edilecek olursa ne kadar güzel örneklere rastlanacaktır.


Osman Hulûsi Efendi'nin kendi ismiyle anılan vakfın Nasîhat Yayınları ismiyle bir yayınevi tesis etmesi¸ bu anlamlı hizmeti gerçekleştirmek için kurulmuş güzel bir müessesedir.


 










[1] 7/A'râf¸ 68.



[2] Osmanzâde Hüseyin Vassâf¸ Sefine-i Evliya¸ Kitabevi Yayınları¸ İstanbul¸ 2006¸ c. 1¸ s.100-104.



[3] Bkz. Darende Haber Gazetesi¸ 20 Aralık 2008¸ s.1.



[4] Osmanzâde Hüseyin Vassâf¸ Sefine-i Evliya¸ Kitabevi Yayınları¸ İstanbul¸ 2006¸ c. 2¸ s.521-527



[5] Hayatı ve eseri hakkında bkz.: Fatma Ergin¸ Hüseyin Kudsî-i Edirnevî'nin Hayatı ve Pend-i Mahdûmân Adlı Eseri¸ (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi)¸ A.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü¸ Ankara 2003.



[6] Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ Nasîhat Yayınları¸ İst. 2006¸ s.1-2.



[7] Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ Nasîhat Yayınları¸ İst. 2006¸ s. 179.



[8] Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ s. 374.



[9] Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ ¸s. 375.



[10] Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ s.3 82.

Sayfayı Paylaş