MEKTÛBÂT'DA İHRAMCIZADE İSMAİL HAKKI TOPRAK

Somuncu Baba

"Osman Hulûsî Efendi'nin Mektûbât'ında yer alan 66 mektuptan 3 tanesi doğrudan şeyhi İhrâmcızâde İsmail Hakkı Toprak merhûma yazılmıştır. Bazı mektuplarda ise şeyhinden söz etmektedir."

Her ne kadar günümüzde önemini kaybetmiş görünse de tarih boyunca haberleşme araçlarından biri olmuştur mektup. Mektuplarla nice dostluklar kurulmuş¸ nice sevgiler gelişmiştir. Mektuplar vuslatı zor olanların gönüllerindeki sevgi ve muhabbetin tercümanı olmuştur. Birinden mektup gelmesi sanki onunla kavuşmak gibi anlaşılmıştır. Mektuplar ulaşınca nice yanık gönüllere su serpilmiş¸ nice hasret ve ayrılıklar¸ acı ve ızdıraplar bir an olsun unutulup¸ yerine sevinç ve mutluluklar kâîm olmuştur.


Edebiyat tarihimizde birçok şâir ve edibin mektupları ifade ettiğimiz açılardan önemine binâen neşredilmiştir. Bu mektuplar¸ zamanın birtakım olaylarına ışık tutmakta; bazı tarihî şahsiyetlerin kimlerle ne derece alâkalı olduğunu veya olayların meydana gelmesine nelerin hangi ölçüde sebep olduğunu tespit etme imkânı sağlammaktadır.


Biz bu yazımızda 20. asrın ikinci yarısında verdiği eserler ve yaptığı hizmetlerle gönüllerde taht kuran Osman Hulûsî Efendi'nin Mektûbât'ından¸ özellikle de şeyhi İhrâmcızâde İsmâil Hakkı Toprak'a yazdığı mektuplarından¸ ona karşı kullandığı gâyet samîmî ve hürmetkâr ifadelerinden söz edeceğiz.


Hulûsî Efendi'nin mektuplarının hitab cümleleri gâyet samîmâne ve içtendir. Çok kullandığı ifâdelerden bazıları şöyledir:


Babasına: Sebeb-i hayâtımın huzûr-ı saâdetine; kardeşlerine: Ey aziz kardeş¸ muhterem kardaşım¸ Aziz can kardaşım; çocuklarına: Yavrum¸ Kerîmem¸ Nûr-ı ibtihâcım; dostlarına ve muhiblerine: Aziz rûhum¸ Huzûr-ı uhuvvet-i ekremîye¸ Ey gözüm nûru aziz canım¸ Ey nûr-ı dîde ve cân-âferîde¸ Gül-i gonca¸ Ey nûr-ı dîde¸ Gözüm nuru.


Osman Hulûsî Efendi mektuplarından ana ve babasına hitab ederken onlara olan hürmet ve şükrân duygularını; çocuklarına yazdıklarında sevgi ve şefkatlerini; dostlarına¸ arkadaşları ve sevenlerine gönderdiklerinde muhabbet ve vefâyı; haksızlık ve yanlış işler yapanlara ise hatadan dönmeleri için îkâz ve nasîhatları konu edinmiştir.


Birçoğu nesir olmakla beraber¸ nazım ve bazen nazım nesir karışık mektuplarıyla nice gönüller almış¸ kırgınlıkları ve dargınlıkları gidermek için onları birer vesile kılmıştır.


Kendisine gönderilen cevaplara son derece sevinen Hulûsî Efendi bir mektubunda şöyle demektedir:


"Göndermiş olduğunuz muhabbetnâmenizi aldım.


 


Ey nâme sen ol mâh-likâdan mı gelirsin


Ey Hüdhüd-i ümmîd Seb'e'den mi gelirsin


 


diyerek memnun ve müteşekkirâne okuyup¸


 


Öyle şâd oldum ki ey cismimdeki cân neş'eden


Gözlerim yaş doldu rûhum oldu handân neş'eden


 


Mektûbunuzun da'vâ-yı muhabbet senedi olduğuna fikrimce bir yakîniyyet ve fıtrat-ı zâtiyyenizin bizi unutmayacak kadar âlî olduğuna da kanâat-ı kâmilem hâsıl olduğu şüphesizdir. Sizi sizden mukaddem yâd etmek şerefine nâil olamadığıma müteessirim. Mektûbunuzu aldığımda bu şerefin sizden zuhûruna gönlümün ne derece mesrûr ve memnûn olduğunu tarif edemem. İşte esâsen şart-ı muhabbet¸ mektup yazmak değil¸ belki mahbûbunu bir ân bile hâtırdan ferâmuş etmemek ve hayâlini bir lahza gözden götürmeyip rûh rûh ile beraber bir vahdette¸ cisim ise hayâlen gözde tecessüm etmiş bir hâlde bulunmaktadır."[1]


Diğer taraftan şeyhi İsmail Hakkı Toprak gibi¸ yeni inşasına başlanan veya yarım kalan nice hayır eserinin tamamlanması için imkan sahiplerine yazdığı mektuplarla onları hayır ve hasenâta teşvik etmiştir.


Osman Hulûsî Efendi'nin Mektûbât'ında yer alan 66 mektuptan 3 tanesi doğrudan şeyhi İhrâmcızâde İsmail Hakkı Toprak merhûma yazılmıştır. Bazı mektuplarda ise şeyhinden söz etmektedir. Meselâ babasına gönderdiği bir mektubun sonundaki manzûmede şöyle demektedir:


 


"Pîrsin İslâm'da yetmiş yıl sürüp ömr-i azîz


  Dâmenin tuttun Garîbu'llâh'a ettin imtisâl


 


  Kim seni incitse yâr-ı ihtiyârın incitir


  Kim sana buğz eylese buğzuyla olur pây-mâl


 


  Sen Garîbu'llâh Hakkî'nın gözünün nûrusun


  Kim o göz nûruna hürmet eylemez bulmaz visâl"


    Hasretinizle garîbü'd-diyâr oğlunuz Hulûsî


 


İsmail Hakkı Toprak Hazretlerinin vefatı üzerine kaleme aldığı tarih manzûmesi de Mektûbât'ta yer almaktadır:


 


Tarîk-ı Nakşıbendî Pîri mürşid-i kâmil


Garîbu'llâh Hakkî Gavs-ı A'zam Şeyh İsmâl


 


Engin gönlünde nice murâdı hâsıl oldu


Toprağa verildi Hakk'a vâsıl oldu


 


1. Mektup:


 


es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi 47. mektubunu[2] şeyhi İhrâmcızâde'nin hastalığı münâsebetiyle kaleme almıştır. Hastalığına geçmiş olsun temennîlerini ifade ettikten sonra¸ "Her ne kadar maddî ve mânevî kusurlarım bu şerefe ermeye mânî ise de biliyorum ki büyükler mürüvvet sahibi olup küçükleri şefkat kanatlarının gölgesinden uzak tutmazlar; âşıklarını hiçbir zaman bir nefes bile hatırdan çıkarıp unutmazlar." diyerek bazı kusurları olsa da bağışlanmasını talep etmektedir. Mektubun bugünkü dille ifadesi şöyledir: 


 


"Fazîlet Menbaı Efendim!


 


Fazîletli bakışlarınızla bana bir nazar kılmanızı kendime bir övünme vesilesi bilirim. Her nefes sıhhat haberinizi ve size kavuşma ümîdini gönlümden geçirirken¸ âcizâne hastalığınızı duyunca hüzün denizinde boğulur gibi oldum. Ben her zaman hayâlinizle neşelenir¸ size kavuşmak arzusuyla şevk ve zevkten dünyâlara sığmaz olurum.


Bu rahatsızlığınız bende tarif edilmez bir üzüntüye sebep oldu. Bundan dolayı hiç olmazsa mektuplaşarak hâlinizden mâlûmât sahibi olmak için bu mektubu yazmaya cesaret ettim ve mektubumun size ulaşarak mübarek ellerinizi öpme şerefine erecek olmasına sevinmekteyim. Her ne kadar maddî ve mânevî kusurlarım bu şerefe ermeye mânî ise de biliyorum ki büyükler mürüvvet sahibi olup küçükleri şefkat kanatlarının gölgesinden uzak tutmazlar; âşıklarını hiçbir zaman bir nefes bile hatırdan çıkarıp unutmazlar.


İnşallah sıhhat haberlerinizle gönlüm râhat ve huzur içinde olurum. Böylece memnûn ve müteşekkir olurum ümidiyle mektubuma son veriyorum.


Sıhhat ve âfiyetiniz için âcizâne duâlar ederek¸ mübârek ellerinizi öperim Efendim."


 


2. Mektup:


 


Osman Hulûsî Efendi'nin Mektûbât'ında yer alan aşağıdaki 52. mektubu[3] şeyhinin Kurban Bayramını tebrik etmek üzere yazılmıştır. Bu mektup sadece bir tebrikten ibaret olmayıp¸ metinden anlaşıldığına göre İhrâmcızâde'ye yaptığı bir ziyâret sonra kendisini uzun zamandır görememiş olmaktan hayıflanmakta ve yedi aylık bu ayrılığın bıraktığı hüznü Mevlânâ Hazretlerinin Mesnevî'sinden bir beyiti de kaydederek ifade etmektedir:


 


"Fazîlet-meâb Efendim!


 


Girmiş bulunan Kurban Bayramınızı tebrik edip kutlayarak¸ kendime bir vazife saydığım mukaddes ellerinizden öperim. Sizden ayrılmakla başkalaşmış olan ahvâlimi haber vermek istiyorum. Yedi aya yaklaşan ayrılığınız sînemde öyle yaralar açtı ki¸ bunun çaresi de ancak sizin hayâlinizdir.


Mevlânâ'nın Mesnevî'sinde meâlen¸ "Sana olan iştiyak derdini anlatabilmem için ayrılık sebebiyle şerha şerha olmuş bir gönül isterim." dediği gibi¸ ben de gönlümdeki hâli size ifâde etmek istiyorum.


Sabah akşam hayâlimden hiç gitmeyen hâliniz gözlerimin önüne geliyor. Bu durumda gözüm hayâlinizle hayrette şaşa kalmış iken¸ gönlüm de o hayâlin zevki ile kendini vuslatta sayarak¸ eğleniyor.


 


Ey sevgisi gönlümde saklı olan Hocam!


 


Bazen sizi görmeden ayrıldığım için pişmanlık duyuyor¸ bazen de şanssız tâlihime bakarak ağlıyorum. Bununla beraber hayâlinizin hazîn gönlüme verdiği şevk ile sizi kendime mağara dostu kabul ederek yüzüm gülüyor¸ seviniyorum.


Lutf edip göndereceğiniz bir mektubu gözlerken mahzûn gönlümün şenleneceğini ümid ediyorum. Ancak gözlerim beklemekten rahatsız olduğundan ümitsiz bir hâlde kalemim gözümün ve dilimin tercümanı olan şu muhabbet-nâmeyi yedi aylık bir ayrılığın ardından taraf-ı âlînize gönderiyorum.


"Mektuplaşmak¸ vuslatın yarısı gibidir." denildiği gibi¸ ben de kendimi bu mektupla hayâlî bir vuslatta sayıyor ve lutfunuza teşekkürle¸ kararsız olan şu gönlüme ebediyen en güzel teveccühte bulunacağınızı ümit ediyorum.


Bu vesile ile âcizâne hakkımda hayır dualarınızı bekler¸ tekrar ellerinizden öperim."


 


3. Mektup:


 


Mektûbât'ta 8. sırada yer alan bu mektupta[4] Osman Hulûsî Efendi¸ şeyhine olan muhabbetinin hiç kesilmemesini arzu etmektedir. Bazı dünya ahvâlinin veya bazı söylentilerin aralarında olan muhabbet ve alâkanın devamına halel getirmesinden endişe duymuş olmalı ki bu satırları kaleme almıştır. Bu mektubun ser-levhasında Hazret-i Ebûbekir (r.a.) için kullanılan "Sıddîk" ve "Yâr-ı Gâr" ifadelerini kullanarak¸ aralarındaki muhabbetin¸ Hazret-i Ebûbekir ile Hazret-i Peygamber (s.a.v.) arasındaki bağ kadar kuvvetli olduğunu belirtmiş olmaktadır. 


 


Söz konusu mektubun bazı kısımlarının bugünkü dille ifadesi şöyledir:


 


"Gamımıza her zaman ortak olan dostumuz; Hz. Ebûbekir'in mağaradaki dosluğu gibi vefalı sevgilimiz Efendim!


 


Bu aşağılık dünyanın çeşitli hâlleri nice zamandır devâm eden kadîm muhabbetimize aslâ mânî olamaz. Yine Allah korusun da gönüllerimizde ayna gibi karşılıklı olarak aks eden ezelî muhabbetimiz yok olmaz. Toprağın tozları göklere yükselse de yine ayağın toprağı yerdedir. Bizim yaratılıştaki mayamız¸ tâ ezelden beri büyüklerimizin tertemiz ayaklarının bastığı topraktandır.


İşte o günden beri sizi büyüğümüz bilir¸ değersiz olan şu özümüzü ve yüzümüzü ayaklarınızın toprağı kabul eder ve iltifâtınızdan mahrûm olmaktan Allah'a sığınırız.


 


Zanneyleme ki kibr ü nahvet bu tab'ımı inhirâf kıldı


Hâşâ ki bî-vefâ bu gurbet ol hubb-ı kadîmi ihtilâf kıldı


 


"Sen zannetme ki bu kibir ve gurur benim tabiatımı değiştirdi…


 Allah korusun bu vefâsız gurbet mevcut olan o eski dostluğumuza zarar vermesin."


 


Mektubumun sonunda¸ benden zuhûr eden âcizliğimin affını dilerim. Fazîlet yuvası gibi olan gönlünüze girmek arzusuyla ellerinizden öperim."


 


 


 


 


 


 


 


Not: 4 Ekim 2009 tarihinde Sivas Belediyesi tarafından düzenlenen "İsmail Hakkı Toprak Sempozyumu"nda sunulan tebliğ metinin özetidir.


 


 






[1] es-Seyyid Osmân Hulûsî-i Dârendevî¸ Mektûbât¸ (Yayına Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mehmet Akkuş – Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasîhat Yayınları¸ İstanbul 2006¸ s.205–206. 



[2] es-Seyyid Osmân Hulûsî-i Dârendevî¸ a.g.e.¸ 165-167.



[3] es-Seyyid Osmân Hulûsî-i Dârendevî¸ a.g.e.¸ s. 185-186.



[4] es-Seyyid Osmân Hulûsî-i Dârendevî¸ a.g.e.¸ s. 17-20.

Sayfayı Paylaş