LEYL BİR ÖZGE ‘CAN'DIR

Somuncu Baba

Âşıklık nefes alıp verecek bir vakitte bile sevgilinin hayâlinden düşüncesinden uzak olmamayı gerektirir. Âşık artık kendini bütün dünyâlıklardan sıyırmak ve tecrid etmek zorundadır. Çünkü aşk çölünü geçmek ızdırap ister çile ister…

Leylâ ile Mecnûn bir Arap halk hikâyesidir. Amiroğulları kabilesinden Kays adlı bir genç¸ kabile reisinin Leylâ adlı güzel kızına gönlünü kaptırmıştır. Kızı vermedikleri için Kays aklını kaçırıp çöllere düşmüş¸ gönlüne düşen aşk ateşinin etkisiyle yanık şiirler söylemiş¸ vahşî hayvanlarla hemdem olmuş¸ deli anlamına gelen “Mecnûn” adıyla şöhret kazanmıştır.


Sonucunda¸ Leylâsına kavuşamayıp öldüğünü duyunca¸ gidip kabrine kapanıp can vermesiyle biten bu hikâye asırlardır dilden dile dolaşmış meşhur bir aşk hikâyesidir. Leylâ ile Mecnûn hikâyesi¸ Leylâ'nın evlenmesi¸ kocasının "Bana bir cin musallat oldu. Eğer dokunursan seni öldürecek." yalanına inanıp Leylâ'ya yaklaşmaması ve ölümü; bir kabile reisinin¸ Leylâ'yı Mecnûn'a almak için Leylâ'nın babasıyla savaşması gibi birçok tamamlayıcı ve süsleyici ögenin yer aldığı bir hikâyedir. Araplardan İran edebiyatına geçen ve İran'ın Hamse sahibi büyük şairi Nizamî ile klasikleşen bu konu¸ birçok İran ve Türk şairi tarafından kaleme alınmıştır. Bu hikâye her yüzyılda tekrar tekrar yazılmıştır. Ancak bizim edebiyatımızda bu hikâyeyi en güzel yazan Fuzûlî'dir. Fuzûlî'nin yazmış olduğu hikâye metni kendisinden sonra yazılacak bütün hikâyelere temel oluşturacak niteliktedir.


Leylâ ile Mecnûn


Hulûsi Efendi (k.s.)'nin¸ yazımızın konusunu teşkil eden gazeli bu hikâyenin temelleri üzerine oturtulmuştur. Leylâ ile Mecnûn her ne kadar beşeri bir aşk hikâyesi olsa da sonucu Hakk'a varmaktadır. Herkes hikâyenin sonunda Leylâ'nın aşkından Allah aşkına varan bir Mecnûn hatırlamaktadır. Mecnûn'un geçtiği evreleri Fuzûlî usta bir sembolizmle beşerî aşk ilişkisi içinde anlatmaktadır. Oysaki Mecnûn'un geçtiği yol ve temsil ettiği aşk¸ beşeri aşkın çok ötesindedir. Mecnûn aşkı ve gönlü temsil etmektedir. Leylâ ise hikâyenin başlangıcında dünya nimetlerini ve dünyalık aşkı temsil ederken. Zamanla Mecnûn için farklı bir anlam ifâde etmeye başlamıştır. Artık Mecnûn için Leylâ aşkın bizatihi kendisi olmuştur. Tasavvuf ile yoğrulan bu aşk hikâyesi bize mutlak hakîkate kavuşmanın yolunu göstermektedir.


Mutlak hakîkat olan Allah‘a varmanın aşk ve akıl olmak üzere belli başlı iki yolunun olduğu kabul edilmiştir. Aşk mutasavvıfların; akıl ise medrese erbabının¸ bilginlerin yoludur. Tasavvufta esas olan aşktır. Aşk akıldan çok daha üstün ve tesirlidir. Hakîkate ancak aşk ile erişilir. Aşk vahdet âlemini idrak edebildiği halde¸ akıl bundan âciz kalır. Akıl sınırlıdır¸ aşk sonsuzdur. Akıl sahibinin nazarı¸ seyir halindeki âşığın adımına yetişemez. Akıl çamurdan çıkmayan topal bir eşek¸ aşk ise Muhammed‘i Allah'ın huzuruna çıkaran kanatlı Burak gibidir. Dünya konusunda aktif olan akıl¸ Allah'a ulaşma yolunda hiçbir işe yaramaz. Hakk'a ancak aşk ile varılabilir


Şiirlerde¸ aşkı âşıklar¸ aklı ise zâhidler temsil eder. Bundan dolayı aklın temsilcisi sayılan zâhidler¸ şiirlerde devamlı yerilir. Şairlerin kendilerini aşk yolunu tercih edip âşık olarak telakki etmelerinde¸ tasavvufun etkisi vardır. Zira onlar da âşıklar gibi aşka âşin⸠akla yabancıdırlar. Gönül¸ daima aklın unutulup¸ aşkın gözetilmesini tavsiye eder. Aklın temsilcisi olan sofular cennetten başka bir şey istemezlerken¸ aşkın temsilcisi âşıklar ise Hakk'ın dîdârına talip olmuşlardır:


Anâ Mecnûn denir ki ezber etmiş


Dilinde her nefes evrâd-ı Leylâ


(Ona Mecnûn denir ki¸ Leylâ'nın virdi her nefeste dilindedir.)


Bu beyitte Hulûsi Efendi (k.s.) Mecnûn'un halini arzetmektedir. Mecnûn dilinde her dâim Leylâ'nın adıyla dolaşmaktadır. Adeta onun adını bir dervişin kendine vird edinmesi gibi vird edinmiştir. Ancak Mecnûn tasavvufta âşık-ı sâdığın; Leylâ ise gerçek sevgilinin¸ Zât-ı Hakîki'nin sembolüdür. Çekilen çile ve meşakkat ise ehl-i aşkın aşk yolunda yaşadıklarını temsil etmektedir. İşte Leylâ ile hemdem olan Mecnûn artık kendini ondan ayrı görmemektedir. Mecnûn'un vardığı yer tasavvuftaki en üst makam olan; fenâ makamıdır.


Gözü yârın cemâlin manzar etmiş


Şuhûdu şâhidi irşâdı Leylâ


(Mecnûn'un gözü yârin güzelliğini görmüş. Leylâ hakikati anlatan¸ hakikati gören ve hakikatin kendisi olmuştur.)


 


Âşıklığın sembolü Mecnûn'dur


Âşıklığın sembolü Mecnûn'dur. Mecnûn'un gönlüne muhabbet ve aşkın şevki düşünce halk arasından ayrılıp yalnızlığı seçti. Vahşî hayvanları kendine dost çölleri mesken etti. Ümrandan vazgeçti¸ hârâbatı tercih etti¸ halkın methetmesine de aşağılamasına da aldırmadı. Onların konuşması da susması da onun indinde müsâvî oldu. Ondan razı olmaları da hoşnut olmamaları da bir oldu. Bazen ona:


– Sen kimsin¸ denildi. Dedi ki:


– Leylâ.


– Nereden geldin?


– Leylâ.


– Nereye gidersin?


– Leylâ.


Mecnûn'un gözü Leylâ'dan başka hiçbir şeyi görmüyor¸ kulağı ondan başka bir şey işitmiyordu. İşte bu aşk bizatihi Hakkın aşkıdır. Mecnûn seyr-i sülûkte artık yüce bir makama erişmiştir. Artık Leylâ onun için bir özge candır.


Açıp ders-i cünûnu etdi ta'lîm


Kitâb-ı hüsnünü üstâdı Leylâ


(Güzellik kitabının üstâdı Leyl⸠açıp cinlenme dersini talim etti.)


Mecnûn âşığın sembolü olduğu gibi Leylâ ise güzelliğin ve sevginin sembolüdür. Leylâ güzellik kitabında ‘Cünûn' bölümünü talim etmektedir. Cünûn ise Mecnûn'un ismine yapılan bir atıftır. Çünkü gerçek adı Kays iken yakalandığı aşk hastalığı nedeniyle anlam verilemeyen tavır ve davranışları dolayısıyla divâne anlamına gelen Mecnûn ismi ile anılır olmuştur.


Değişmez iki dünyâya muhakkak


O kim Kays ola ede yâd-ı Leylâ


(O ki¸ Kays olup Leylâyı yâd eden kişi¸ bu aşkı iki dünyaya değişmez.)


Ehl-i aşk zaten bu dünyâsından vazgeçmiştir. Hayatı kıymeti ölçüsünde yaşamaktadır. Ancak âşık veya sâlik için bu dünyanın bir kıymeti olmadığı gibi cennetin ve cennet nimetlerinin de bir ehemmiyeti yoktur. Köşkü huriyi isteyenlerin ona kavuşacağına inanırlar. Ancak ehl-i aşkın tek istediği vardır: ‘Sevgili'. Bana seni gerek seni diyerek bu taleplerini dile getirmişlerdir.


Muhabbet ana derler yâr ilinde


Ola Mecnûn-dilin feryâdı Leylâ


(Mecnûn'un dilinde Leylâ'nın feryâdı olursa¸ ona sevgilinin yurdunda muhabbet derler.)


Akıl Sâhibi O Meczûplar


Kays Leylâ'nın aşkından çöllere düşmüş ve her yerde Leylâ'sını arar olmuştur. Bu meczûb hâlin adı mecnûnluktur. Oysaki asıl akıl sâhibi o meczûplardır ki; gerçek aşkı bulup mâsivâdan ve geçici sûretlere sahip sevgililerden vazgeçmişlerdir. Kaynaklarda Akşemseddin Hazretlerinin bu cezbe ve mucnûnluk halini şu ifadelerle dile getirdiği nakledilir. "Zikir ile meşgul olan sûfiye¸ esma ve sıfatlardan tecelliler gelir¸ bir mürşide bağlı olan kimse¸ bu gelenleri hazmedebilme gücüne sahiptir. Bir mürşide bağlı olmaksızın¸ kendi başına birtakım virdler tertip eden kimseler “Allah” veya “la ilahe illallah” zikirlerini çekerken¸ bir ân içinde zât tecellisine maruz kalırlar. Onun¸ bir mürşide bağlı olmadığı için koruyucu bir kalkanı yoktur¸ bu yüzden akıl nuru yanar¸ akıl elden gider¸ bu durumdaki kişi¸ artık sürekli olarak¸ o bir andaki zât tecellisini yaşamaktadır. Ancak¸ bu kimselerde erkeklik ve irşâd başta olmak üzere¸ kendi geçimlerini bile sağlayamama hususları gündemdedir. Artık bunlar¸ bir tür delidir."


Olursa her demin yârın gamıyla


Eder bir gün visâli şâdı Leylâ


(Her nefesin yârın gamıyla alınıp verilirse¸ Leylâ bir gün sana kavuşmanın sevincini verir.)


Âşıklık nefes alıp verecek bir vakitte bile sevgilinin hayâlinden düşüncesinden uzak olmamayı gerektirir. Âşık artık kendini bütün dünyâlıklardan sıyırmak ve tecrid etmek zorundadır. Çünkü aşk çölünü geçmek ızdırap ister çile ister… O yolda sabretmek gereklidir. Mâsivâdan sıyrılmak ve tecrid ehli olmak Mecnûn gibi her nefeste sevgiliyi düşünmekten geçmektedir. Tasavvufi anlamda tecrid ise; dervişin yaptığı her işi Allah rızâsı için yapması ve bu uğurda hal ve makamlara bile değer vermemesi anlamlarındadır. Dünyayı terk eden ve onunla ilgisini kesen hal sahiplerine de tecrid ehli denir.


Hulûsi yâr olup gayrı unut kim


Kala ortada ancak adı Leylâ


(Hulûsi yâr olup başkalarını unut ki¸ ortada ancak Leylâ'nın adı kalsın.)


Mecnûn için varsa yoksa Leylân'ın adı vardır. Ondan gayrı her şey mâsivâ hükmündedir. Bu nedenle terkedilmesi gereklidir. Hatta Leylâ'nın kendisi bile artık Mecnûn için terkedilmesi gereken bir varlıktır. Ancak onun adı kalmalı ortada. Ehl-i aşk terki kendine düstur ve rehber edinmiştir. Öyle ki¸ terk etmeyi bile terk etmeli ve gurura girmemelidir. Yazımızı yine Hulûsi Efendi'ye ait ve konumuzu özetleyen bir dörtlük ile bitirelim:


Mecnûn Hulûsi'ye vefâ kim ede Leylâ


Mahzûn Hulûsi'ye cefâ kim ede Leylâ


Medyûn Hulûsi'ye ezâ kim ede Leylâ


Mağbûn Hulûsi'ye safâ kim ede Leylâ

Sayfayı Paylaş