İLÂHÎ AŞKLA MEST OLMAK

Somuncu Baba

Dîvân edebiyatımızda sâkî¸ câm¸ bâde¸ şarâb¸ mest gibi¸ aslında insanı sarhoş eden ve içki meclisini hatırlatan bir takım unsurlar çokça kullanılmış¸ bu meclislere dair tavsiflere o nisbette yer verilmişr. Burada kullanılan kelimelerden sâkî içki sunan kişiyi¸ câm içki kadehini¸ bâde ve şarâb içkiyi¸ mest de bunların etkisiyle kendinden geçip sarhoş olmayı akla getirmektedir. Bunları böyle düşününce dost kelimesi de içki sunan sevgiliyi hatırlatmaktadır. İkinci beyitteki firâkın nârı da sevgiliden ayrı kalmanın sebep olduğu ateşi düşündürmektedir. Diğer beyitlerdeki Leylâ ve Mecnûn¸ gül ve bül

Dîvân edebiyatımızda sâkî¸ câm¸ bâde¸ şarâb¸ mest gibi¸ aslında insanı sarhoş eden ve içki meclisini hatırlatan bir takım unsurlar çokça kullanılmış¸ bu meclislere dair tavsiflere o nisbette yer verilmişr. Burada kullanılan kelimelerden sâkî içki sunan kişiyi¸ câm içki kadehini¸ bâde ve şarâb içkiyi¸ mest de bunların etkisiyle kendinden geçip sarhoş olmayı akla getirmektedir. Bunları böyle düşününce dost kelimesi de içki sunan sevgiliyi hatırlatmaktadır. İkinci beyitteki firâkın nârı da sevgiliden ayrı kalmanın sebep olduğu ateşi düşündürmektedir. Diğer beyitlerdeki Leylâ ve Mecnûn¸ gül ve bülbül¸ küfür ve zülüf tabirlerini de bunlara ilâve edecek olursak¸ sanki Hulûsî Efendi maddî bir aşktan ve bu dünyadaki meclislerden söz ediyormuş gibi düşünmek mümkündür. Halbuki durum tamamen bunun tersinedir.
Burada şairimiz dîvân edebiyatı geleneğine uyarak bu kelimeleri kullanmış¸ ancak gazeli söz konusu kelimelerin mecâzî mânâlarını dikkate alarak yazmıştır. Nitekim gazelin aşağıda verdiğimiz bugünkü dille ifâdesine ve açıklamasına bakılacak olursa¸ bu kelimelerle kasdedilenin tamâmen onların mecâzî anlamları olduğu anlaşılacaktır. Nasıl Kur’ân-ı Kerîm’de geçen şarâb ve ke’s kelimeleriyle cennetteki tertemiz içecekler ve bunların sunulacağı kadehler kasdediliyorsa burada da aynı anlamlar dikkate alınmıştır. Zaten dîvân şiirinde birçok kelimenin sözlük mânâsıyla tasavvufî düşüncedeki karşılıkları farklıdır. Eğer bu husus dikkate alınmazsa söz konusu kelimeleri kullanarak şiirler yazan ve dîvânlar tertip eden nice mutasavvıf şairi¸ din âlimini; aynı şekilde şiirler yazmış olan şeyhülislamları¸ yazmış oldukları eserlerine bakarak hatâ ve kusurlar içinde görebilir¸ hatta dindışı kabul etmek gibi yanlışlara düşebiliriz.
Eski edebiyatımızda maddî aşka dair kelimeler çok kullanılmış ve güzellere dair tavsifler çokça yapılmıştır. Bundan dolayı sanki yazılan şiirlerde müşahhas bir kişi tarif ediliyormuş gibi anlaşılabilmektedir. Oysa bunlar çoğu zaman hayâl mahsûlü bir tanımlama ve mecâzî anlatımlardır. Bundan dolayı şiirlerinde veya eserlerinde kullandıkları her kelimeyi günlük hayatımızdaki çağrıştırdıkları anlamları dikkate alarak anlamaya çalışacak olursak ecdâdımız hakkında yanlış kanâatlere varmış oluruz. Halbuki onlar yâr denilince Yâr-ı Hakîkî’yi¸ yani Cenâb-ı Hakk’ı veya Habîbu’llâh olan Hazret-i Peygamber’i; aşk denilince de onlara duyulan ilâhî aşkı; şarapla ve mest olmakla da bu ilâhî aşkın manevî hazzını kasdetmektedirler.
Daha önce de çeşitli vesilelerle temâs ettiğimiz gibi Hulûsi Efendi’nin aşağıdaki gazelinde ve buna benzer şiirlerinde geçen bazı kelimeleri böyle mütâlâa etmek¸ metinlerin genelini bu çerçevede anlamak gerekmektedir.
Gazelin Metni
1. Men o dostun bâdesiyle gönlümü mest eyledim
Gayrı bir câm ile bu mest gönlü hüşyâr eylemem

2. Men firâkın nârına yakdım vücûdum terkîbin
Başka bir âteş urup bu cismimi nâr eylemem

3. Men gülistân-ı bekânın gülleri hayrânıyam
Şol bekâsız güllere yüz döndürüp zâr eylemem

4. Men cemâl-i Leylî’nin müştâkıyım Mecnûn’uyum
Bes bana Leylî meger gayrıları yâr eylemem

5. Men o dostun küfr-i zülfün tutmuşum îmân deyü
Andan ayrı dîn ile îmânı ikrâr eylemem

6. Men Hulûsî bâğ-ı behcet bülbülü hem gülüyem
Gül nedir bülbül nedir esrârın izhâr eylemem
Gazelin Açıklaması
1. Ben gönlümü gerçek dost olan Cenâb-ı Hakk’ın ilâhî aşkının şarabıyla mest eyledim. Bundan dolayı ben ilâhî aşkın sarhoşu olarak kalmayı tercih ederim¸ başkasının sunacağı kadehe aldanıp da gönlümün bu halini değiştiremem; gönlümü O’nun aşkı ve sevgisinin dışında hiçbir şeyle meşgul edemem.
2. O sevgiliden uzak kalmanın¸ O’nun rızâsına aykırı işler yapmanın acısıyla yanmaktan vücudumun düzeni alt üst oldu.. Ama ben böyle yanmaya râzıyım; başka bir şeyin sevgisine düşüp onun ateşiyle vücudumu cehennemde bütünüyle ateşe atamam; O’nun emirlerine aykırı davranıp da bu cismimi cehennemlik eyleyemem.
3. Ben ebedî âlemin cennetteki güllerinin hayrânıyım. Bu dünyadaki tazeliği geçecek ve solup gidecek güllere yüzümü dönüp de bülbül gibi ağlayıp inleyemem; kendimi dünyanın geçici güzelliklerine ve nimetlerine kaptırıp da âhiretimi mahvedemem.
4. Nasıl Leylâ Mecnun’un¸ Mecnun de Leylâ’nın cemâline âşık ise¸ ben de cemâlu’llâh’ın âşıkıyım¸ O’nun sevgisinin delisiyim. Bana gerçek Sevgili ve O’nun sevgisi yeter; ben bunun dışındakilere gönlümü kaptıramam¸ onlara sevgi besleyemem.
5. Nasıl maddî sevgilerde güzellerin yanaklarında tek olan simsiyah zülüflerine bağlanılırsa ben de ilâhî mânâda Cenâb-ı Hakk’ın vahdetine îmân eylemişim¸ o tevhîde bağlanmışım. Bu vahdetin dışında din ve iman diye sunulan hiçbir şeye îmân eyleyemem.
6. Ben Hulûsî¸ mutlak güzellik olan cemâlullâh bahçesinin hem gülü¸ hem bülbülüyüm. Buradaki gülün ve bülbülün ne olduğunu ancak ben bilirim¸ onların sırlarını gayrılara açıklayamam.

 

Sayfayı Paylaş