HULUSİ EFENDİ'NİN ARAPÇA – TÜRKÇE NAT'I

Somuncu Baba

Edebiyatımızda en çok işlenen sevgilerin başında âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûlullâh (s.a.v)’in sevgisi gelmektedir.

Edebiyatımızda en çok işlenen sevgilerin başında âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûlullâh (s.a.v)’in sevgisi gelmektedir. Her şair ona olan sevgi ve hayranlığını¸ ona olan bağlılık ve teslimiyetini en güzel duygularıyla ve en samimi ifadeleriyle beyan etmişlerdir. Peygamberimizin Cenâb-ı Hak’tan almış olduğu İslâm’ı tebliğ etmek¸ hakkı ve adâleti hâkim kılmak için verdiği¸ vermiş olduğu mücâdeleyi¸ onun örnek ahlâkını¸ yüce şahsiyetini anlatmak¸ her türlü üstün vasıflarını tarif etmek için yazılmış olan manzumelere na’t diyoruz. Daha Rasûlullah hayatta iken na’t-ı şerifler yazılmıştır. Ka’b b. Züheyr’in yazdığı ve Kasîde-i Bürde olarak tanınan na’tı Hazret-i Peygamber tarafından beğenilmiş ve kendisine hırka hediye edilmiştir. Böylece ilk örneklerini gördüğümüz na’tlar günümüze kadar artarak gelmiştir.
Hulûsî Efendi merhûm da pek çok na’t yazmıştır. Bunlar arasında bu sayıda ele aldığımız na’t Arapça ve Türkçe olarak kaleme alınmıştır. Bu gazelde şairimiz¸ hâlini Rasûlullâh’a arz etmekte¸ kapısında ondan şefaat taleb etmektedir. Uzun yollar kat ettikten sonra toz toprak içinde¸ pek çok hatasıyla¸ kusuruyla beraber¸ nice zamandır aşkıyla yanıp tutuştuğu Rasûlullâh’ın huzûruna varmaya çekinmekle birlikte¸ onun lutuf ve kerem dolu kapısında bağışlanacağına¸ kendisine şefaat edeceğine olan inancı da tamdır. Nice peygamber aşığı bu şekildeki duygularını ifade ettikten sonra Medîne’de Rasûlullâh’a mücâvir olmayı¸ onun mescidinde ibadet etmeyi ve bu dünyadan göç vakti gelip de emr-i Hak vâki olunca orada vefat etmeyi arzu etmektedir. Bu tarz şiirler çoktur. Mehmet Akif Ersoy merhumun “Necid Çöllerinden Medine’ye” isimli şiirinde¸ elli üç yaşındaki bir Sudanlının hasretiyle yanıp tutuştuğu Ravza-i Mutahhara’ya gelip salât u selâm verdikten sonra teslîm-i rûh etmesi bu duyguyu anlatan en güzel örneklerdendir. Osman Hulûsî Efendi merhûm da bu kısa ve anlamlı şiirinde âdeta böyle bir hissiyâtı terennüm etmektedir.
Şimdi önce şiirin Arapçasını¸ sonra Türkçe ifadesini ve nihâyet bugünkü anlamını vereceğiz:
Kapında bir zelîl-i hâk-sârım Yâ Rasûlallâh
Garîb ü bî-kes ü bî-i’tibârım Yâ Rasûlallâh
Yâ Rasûlallah! Ben toz toprak içinde senin Ravza’nın kapısına gelmişim¸ senin ayağının altının toprağıyım; garip ve kimsesiz bir haldeyim¸ senden başka kimseye itibar etmem.
Ser-â-ser defter-i a’mâlim isyân ile memlûdur
Huzûr-ı hazretinde şerm-sârım Yâ Rasûlallâh
Yâ Rasûlallâh! Benim amel defterim baştan başa sana isyanla ve senin gösterdiğin örnek hayata uymayan davranışlarla dopdoludur. Ben bu haldeyken senin huzuruna gelmekten utanıyorum.
Kabul etsen Hulûsî kemteri dergâh-ı lutfunda
Civârında n’ola olsa mezârım Yâ Rasûlallâh
Yâ Rasûlallah! Bu âciz Hulûsî’nin senin lutfu¸ keremi ve bağışlaması bol olan makamında ziyaretini kabul ediver. N’olur Yâ Rasûlallâh! Ben bu halde iken Medine’de vefat etsem de senin Ravza’na yakın Cennetü’l-Baki’de defnedilsem.

Sayfayı Paylaş