GÖNÜL BİR AYNADIR

Somuncu Baba

Peygamberimiz (aleyhi's-selâm) bir hadîsinde; ” İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Eğer o¸ sağlam olursa bütün beden sağlam olur¸ şâyet hasta olursa bütün beden hastadır. İşte o¸ kalbdir.” buyurmaktadır. Kalb¸ sadece maddeden ibaret bir organ değildir. Onun bir de manevi yönü vardır.

Peygamberimiz (aleyhi's-selâm) bir hadîsinde; ” İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Eğer o¸ sağlam olursa bütün beden sağlam olur¸ şâyet hasta olursa bütün beden hastadır. İşte o¸ kalbdir.” buyurmaktadır. Kalb¸ sadece maddeden ibaret bir organ değildir. Onun bir de manevi yönü vardır. Nitekim âyet-i kerîmede¸ ” Onların kalbleri vardır¸ anlamazlar”(A'râf Sûresi¸ 179) denilmek suretiyle kalbin sadece bir et parçası olmadığı ifade edilmiştir. Yine bir başka ayette de¸ ” Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak¸ göz ve kalb¸ bunların hepsi o şeyden mesuldür.”(İsrâ Sûresi¸ 36) buyurularak işitmenin¸ görmenin ve kalbin de eylemlerinden sorumlu olduğu belirtilmektedir. Burada geçtiği gibi kalbin bir anlamı da fuâd'dır. Bizim dilimizde ise kalb kelimesi kullanılmakla beraber¸ edebiyatımızda daha ziyade kelimenin manevî cephesi üzerinde durulmuş¸ bu anlamda da Farsça'dan dilimize geçen “Dil” kelimesi öne çıkmıştır. Türkçemizdeki ifadesiyle bu Farsça kelimenin karşılığı ise “Gönül”'dür.

Edebiyatımızda hem Türkçe gönülle¸ hem de Farsça dil kelimesiyle bir çok atasözü¸ deyim ve şiirler bulunmaktadır. Gönül kelimesi daha çok manevî anlamlar ihtiva eder. Gönül¸ gözle görülmez ama maddî bir varlık gibi hem kırılır¸ hem de etraftaki kirlerden etkilenir. Çünkü gönül âyinedir¸ kırılır ve çirk-âb ve gubâr gibi maddî ve hased¸ kin¸ gazab v¸ş gibi kötü huylarla kirlenip¸ tozlanabilir. Bunun için gönül aynasını temiz tutmak lazımdır. Gönlü temiz tutmak da ancak Allâh'ı zikirle¸ tefekkürle olur. Nitekim Sultan I. Ahmed'in meşhur ilâhîsindeki şu ifadeler bunların en güzel misallerindendir:

Dil hânesi pür-nûr olur
Envâr-ı zikru'llâh ile
İklîm-i dil ma'mûr olur
Ezkâr-ı zikru'llâh ile

Bir kudsî hadîste ise¸ ” Ben¸ yere göğe sığmam¸ Ancak mümin kulumun gönlüne sığarım.” buyurulur. Durum böyle olunca gönüle gösterilmesi gereken ihtimâm daha da önem kazanmaktadır. Bunun için şâir şöyle demektedir:

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hak
Pâdişah konmaz saraya hâne ma'mûr olmadan

Bu ifâdelerde şâir¸ Cenâb-ı Hakk'ın gönülde tecellî etmesi için¸ gönüldeki bütün sevgileri¸ sevgilileri çıkarıp¸ sâdece muhabbetu'llâhı bırakmak gerektiğini söyler. Çünkü pâdişahların bir saraya girmesi için o mekânın son derece bakımlı olması icap eder. Böyle olduğu taktirde gönülde ilâhî tecellî meydana gelir. Yunus Emre de bu durumu şöyle dile getirir:

Gönül Çalab'ın tahtı¸ gönüle Çalap baktı
İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise

Yunus Emre daha da ileri giderek¸ bir gönül yapmanın¸ imar etmenin nâfile hac ibadetinden de sevap olduğunu söyler:

Dürüs kazan¸ ye yedir¸ bir gönül ele getir
Yüz Ka'be'den yeğrekdir bir gönül imareti

Bu sözleriyle Yunuş çalış¸ kazan; kazandıklarından ikramda bulun. Böylece gönüller elde et. Çünkü bir gönül elde etmek¸ bir gönül kazanmak¸ nâfile ibâdet maksadıyla yüz defa Ka'be'ye gitmekten daha sevap olduğu kanâatini belirtmektedir. O hâlde bir çok ilâhî tecellînin kaynağı durumundaki gönül aynasını temiz tutmak¸ gönül incitmeyip gönüller kazanmak¸ yaptığımız işlere gönlümüzü de katarak gönülsüz adım atmamak¸ gönüller sultanlarını bulup onların feyzlerinden istifâde etmek lazımdır.

Bir müminin manevî dünyası için bu kadar ehemmiyeti olan gönül¸ dil¸ kalb üzerine şairlerimizin söyledikleri bir çok şiir bulunmaktadır. Es-Seyyid Osman Hulûsî efendi hazretleri de bu sayıda üzerinde duracağımız gazelinde aynı hususu bir başka şekilde dile getirmektedir. Daha önceki sayılarda da olduğu gibi gazelin bugünkü dille ifadesi kısaca şöyle olabilir:

1. Yârin kitâb-ı hüsnünün hayrânı olmuştur gönül
Bülbül gibi gül yüzünün nâlânı olmuştur gönül

2. Gül âşinâlık arz eder vechine karşı açılıp
Gül gibi dostun yüzünün handânı olmuştur gönül

3. La'l-i şarâbından nişân cân olsa olur câvidân
Zâhir olup sırr-ı nihân mestânı olmuştur gönül

4. Mest gözleriyle baksa yâr kaplar her yanı âh u zâr
Kâbil değil ola tımâr hayrânı olmuştur gönül

5. Sunsa lebinden katre hâlî olur her dem harâb
Baştan ayağa pür-kebâb büryânı olmuştur gönül

6. Cân kande ansız şâd ola yârsız işi feryâd ola
Bir gün gönle âbâd ola vîrânı olmuştur gönül

7. Dâim Hulûsî'ye meded etse o yâr-ı müstemend
Derdi olunca bî-aded dermânı olmuştur gönül

1. Gönül¸ sevgilinin güzellik kitabının hayrânı olmuştur. Onun gül yüzüne¸ bülbülün güle âşık olduğu gibi âşık olmuştur.

2. Gül kendini saklamayıp¸ güzel yüzünü açtığı gibi¸ kul da Cenâb-ı Hak gönülde tecellî edince sevinçli olmuştur.

3. Bir kişi¸ (büyüklerin sözlerinden¸ nasihatlarından ibaret olan) manevî şarabtan bir nebze içecek olsa gönlü mest olur ve nice nice gizli sırlara vâkıf olur ve manevî hakikatlar meydana çıkar.

4. Sevgili mest olmuş gözlerle¸ ibret nazarıyla kâinattaki eşyaya bakacak olsa her tarafı ağlayıp inleme kaplar. Böyle bir ibretli nazara sahip olan gönlü ise bu hayranlıktan vaz geçirmek mümkün değildir.

5. Eğer o sevgili dudağından bir katrecik sunacak olursa¸ perişan olmuş gönül birden ma'mûr olur. Böyle olunca¸ kul baştan ayağa ilâhî sevginin ateşinden yanıp tutuşur.

6. Âşık insan¸ sevgilisinin olmadığı yerde nasıl mutlu olabilir! Sevgilinin olmadığı yerde insan feryâd edip ağlar. Bunun gibi Cenâb-ı Hakk'ın tecellî ettiği gönülde bir an olsun ilâhî aşk olmazsa o gönül viran olmuş demektir.

7. Gerçek sevgili olan Cenâb-ı Hak¸ sayısız derdi olan Hulûsî'ye yardımını sürekli gönderecek olursa işte o zaman dertli gönlünün hakîkî dermânını bulmuş olur.

A

Sayfayı Paylaş