GÖNÜL AYNASINDAKİ SEVGİLİ

Somuncu Baba

"Her iki cihanda (dünya ve ahirette) da öncelikle bize lazım olan¸ katıksız sevgi ve mutlak sevgilidir. Buradaki sevgili şüphesiz ki bütün sevilenlerin Rabbi olan Allah'tır. Gerçek mânâda sevilmeye layık olan da odur."

At varlığı varı n'iden ko ârını ârı n'iden


Bul yârı ağyârı n'iden her dem enîsin yâr ola


 (Maddî varlığı bir kenara at¸ neyine yarayacak bu? Yaptıklarından dolayı insanlar karşısında utanmayı bırak¸ utanıp da ne olacak? Sevgiliyi bul¸ başkasını ne yapacaksın? Her dem sana dost olacak bir sevgili…)


Beyitin Şerhi:


Mutasavvıf şair Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)¸ bu beyitte dünyevî varlıkları elimizin tersiyle itmemizi istiyor. Çünkü Yüce Yaratan'ın bedenimizdeki tek tecelligâhı olan yüreğimizi maddî varlıklara duyulan sevgiyle doldurursak Hakk'ın nuru oraya tecelli etmez. Oranın dünya kirlerine bulaşmamış¸ tertemiz olması gerekir. Gönlün¸ dünyaya ait olan değerlerle ağzına kadar doldurulması manevî felaketin yaklaştığının işaretidir. Mâsivaya gönül verenlerin manevî tekâmülü sekteye uğrar. Fakat bu¸ dünyadan elini eteğini tamamen çekmek anlamına da gelmez. "Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış¸ yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol."[1] hadisi ölçümüz olmalıdır. Öte yandan unutmamak gerekir ki "Kadın¸ oğul¸ yığın yığın birikmiş altın ve gümüş¸ salma atlar¸ sağmal hayvanlar (gelir getiren her şey) dünya hayatının süs ve metaıdır."[2] Hem ahiretlerini kaybedenlerin bu dünyada da mutlu olmaları beklenemez. Dünya-ahiret dengesini sağlamak¸ hayatın muvazenesi için mutlak gereklidir.


Hulûsi Efendi bu beyitte yine devamla diyor ki mala mülke olan kayıtsızlığınızdan ve öteki dünyaya olan bağlılığınızdan dolayı başkalarının sizi kınamasından utanmayın¸ endişe etmeyin. Varsın sizi kınasınlar¸ sizinle alay etsinler. Onların düşmanlığı sizi korkutmasın¸ endişelendirmesin. "Allah¸ dost olarak yeter. Allah¸ yardımcı olarak da yeter."[3]


Her iki cihanda (dünya ve ahirette) da öncelikle bize lazım olan¸ katıksız sevgi ve  mutlak sevgilidir. Buradaki sevgili şüphesiz ki bütün sevilenlerin Rabbi olan Allah'tır. Gerçek mânâda sevilmeye layık olan da odur. Diğer sevgililer¸ gerçek sevgilinin tecelli kırıntılarından başka bir şey değildir. Onun için cılız ışıklarla oyalanmaktansa ışığın kaynağına yönelmeliyiz.


Âşıksan özle yârını terk edip âr u varını


Sa'y eyle bul dil-dârını kim manzarın dîdâr ola


(Gerçekten âşık isen utanmayı ve benliği terk edip sevgiliyi özle. Çalış ve gönlünü alan o sevgiliyi bul. Baktığın her yerde onun güzel yüzünü gör.)


Edebiyatın ana temalarından biri şüphesiz ki aşktır. Geçmişten günümüze kadar nice şair ve yazarlar bu gizemli kavramın bir tarafından tutmuştur. Herkes kendince aşkı yorumlamış¸ onu zenginleştirmiş¸ onunla zenginleşmiştir.  Osman Hulûsi Efendi (k.s.) de şiirlerinde aşk konusunu sıkça işlemiştir. Fakat onun ele aldığı aşk¸ beşerî sevgiyi de ihata eden ilâhî bir aşktır. O¸ en büyük sevgili ve sevilmeye layık mâşûk olarak Allah'ı bellemiştir.


O¸ bu beytinde muhatabına seslenerek aşkta özlemenin çok mühim bir husus olduğunu ifade ediyor. Çünkü hasret¸ insanı yakıp kavurarak bir anlamda olgunlaştırır. Nasıl ki demir kızgın ateşte uzun süre bırakılıp dövülünce daha sağlam ve dayanıklı olursa; aşkından dolayı hasret acısı çekip sabredenler de Allah katında makbul ve güçlü sayılırlar. Sevgiliye kavuşmak için acı çekmenin¸ ağlayıp inlemenin ayıbı yoktur. Âşık bu konuda enaniyet hissine de kapılmamalıdır. Âşık¸ her şeyini feda etmeyi göze alarak vuslat yolundaki bütün engelleri kaldırma azim ve gayreti içerisinde olmalıdır. Bu durum aşkta kararlı ve sabit olmaktır.


Bu şiirde ilâhî aşktan söz edildiği için "sevgili" ile kastedilen şüphesiz ki bizi ve cümle mevcudatı var eden Allah'tır. Zaten gerçek anlamda sevilmeye layık olan da O'dur. Zira bütün sevgiler ilâhî sevginin yansımalarıdır. Malum olduğu üzere Allah bilinmeyi ve sevilmeyi murat ettiği için¸ dünyamızın da içinde olduğu bu uçsuz bucaksız kâinatı var etmiştir.


Kişi¸ aşkı uğruna ne kadar fedakârlık ederse¸  aşkının o derece güçlü ve içten olduğuna hükmedilir. Çünkü gerçek âşığın gözü¸ sevdiğinden başkasını gör(e)mez. O¸ nereye baksa orada sevgilisinin emsalsiz suretini görür. Koca dünya onun için sevgiliden ibarettir.


Ey cân u dil dîdâra bak hem hâl ü hem ruhsâra bak


Ko gayrıyı bu kâra bak kârın meğer bir kâr ola


 (Ey cân ve ey gönül¸ sevgilinin güzel yüzüne bak. Yüzündeki bene ve o güzel yanağa bak. Her şeyi bırak da bununla ilgilen¸ (böylece) kazancının sana bir faydası olsun.)


Bu ve diğer beyitlerde Hazret¸ karşısında bir dinleyici (nasihat alıcı¸ mürit) varmışçasına nasihatler vermektedir. Cân olarak remzettiği bu şahsa veya gönüle seslenerek ondan sevgilinin güzel yüzüne (cemaline) bakmasını istemektedir. Bu beyitte geçen Farsça "ruhsâr" kelimesi  "yüz¸ ilâhî isim ve cemalin zuhuruna neden olan tecelli; zuhuru-bütünü kapsayan vahdet noktası"[4] demektir. Şair nasihatte bulunduğu kişiden her şeyi bırakarak bu noktaya odaklanmasını istemektedir. Çünkü esas olan budur; bunun dışında her ne varsa gölgeden ibarettir. Asıl varlık dururken gölgelerle uğraşmak abesle iştigaldir.


Burada Allah dışındaki varlıklara gereğinden fazla itibar etmememiz önerilmekte¸ onlarla olan ilişkimizin ölçülü olması gerektiği vurgulanmaktadır. Aksi halde özden uzaklaşarak ayrıntılarda boğuluruz. İnsan için en kazançlı iş Hakk'la hemhâl olmaktır.


İmanın nuruyla kalbini nurlandıran mü'min¸  her nereye baksa orada Hakk'ın tecellisini görür. Çünkü Rabbimizin gözleri kamaştıran sonsuz nuru¸ bütün cihanı çepeçevre kuşatmıştır. Tefekkür ehli insanlar¸ baktıkları her yerde onun tecellisine şahit olurlar.


Bu dünyadaki en kârlı alışveriş¸ ömrün sayılı günlerini Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından sakınarak geçirmektir. Bunun mükâfatı ebediyen kalınacak olan cennet yurdudur. Akıllı insan sonluyu (bu dünyayı¸ kısa ömrü) vererek sonsuzu (ahireti¸ cenneti) kazanır. Kişi para ve malını kaybetse daha sonra çok çalışarak kaybettiği malını ve parasını tekrar yerine koyabilir. Fakat kişi dünya hayatında ahiret azığı olan imanını ve güzel amellerini kaybederse her şeyini kaybetmiş sayılır. Gerçek müflis dünyalıklarını kaybeden değil¸ ahiret azığını kaybedendir.


Er sâfiyâne bul safâ senden kamu olsun nümâ


Âyîne-i dildeki tâ görünen ol dîdâr ola


 (Saflığa ve temizliğe eriş¸ herkes ve her şey sende görünsün. Gönül aynan o kadar temiz olsun ki¸ bakıldığında sevgili görünsün orada.)


İnsan için önemli olan şey¸ kötülerden ve kötülüklerden uzak durmaktır. Şeytan bizi pisliğe bulaştırmak için gecesini gündüzüne katmaktadır. Kişinin nazarları ne kadar saf ve temiz olursa eşyaya bakışı da o derece makul çizgide olur. Aslında baktıklarımızda biraz da kendimizi görürüz. Yani belki farkında bile olmadan karşımızdaki kişi ve varlıkları birer ayna olarak kullanırız. Nazarlarımız gönlümüzün saflığı ölçüsünde temiz veya kirli olur. Bu noktada Mevlâna'nın şu güzel sözlerini kendimize şiar edinerek hayata öylece bakmalıyız:


"İçinde temizlik¸ güzellik ve iyilik olanlar¸ seni ve senin her şeyini güzel görürler veya güzelliğe yorarlar. Fakat içinde kötülük ve çirkinlik olanlar ise daima senin kötü yönlerini ve eksiklerini dillerine dolarlar. Bu insanları dikkate alıp kendinden ve özünden ödün verme. Asaletini kaybetme. Kıskançlıklara ve kötü niyetlilere aldırma. Sürekli güzellik ve doğruluk üzere ol. Dostlarının güzel huylu¸ dürüst ve erdemli insanlar olmasına dikkat et."


Gönül bir halvetgâhtır. O¸ daima sevgilinin hayaliyle avunur; mâşûktan (sevilen) hiçbir zaman ümit kesmez. Onu öldüren ümitsizlik¸ ayakta tutan da yarınlara dair ümittir. Şayet gönül¸ umudunu kesmişse manen ölmüş demektir. O çok kere perişandır¸ dertlidir¸ sergeşte (sersem) ve şikeste (kırılmış)dir. Gönlünü kirden pastan temizleyen¸ dünya ve onun içindekilere karşı duyulan sevgiyi gönlüne yaklaştırmayan kul¸ Hakk'tan buraya yansıyan tecellilerle doyumsuz manevî hazlar yaşar. Bu sevgi hiçbir şeyle mukayese edilemeyecek kadar eşsizdir. Fakat bu hususta sabretmeyi bilmek gerekir. Zira aşkta esas olan sabır¸ tahammül ve kararlılıktır.


Bu beyitte olduğu gibi¸ tasavvufta ayna sembolü sıkça kullanılır. Tasavvufta insan-ı kâmilin kalbine 'ayna' denir.[5] Onun içindir ki gönül bir aynaya benzetilir. Burada Rabbin sureti tecelli¸ eder. O ayna ne kadar temiz olursa Hakk'ın cemali o aynada o kadar net yansır. Âşık¸ aslında gönlüyle konuşur¸ onun sözleri dilinin ucundan değil¸ gönlünün derinliklerinden çıkar.


 






[1] Câmiu's-Sagîr¸ 2/12¸ Hadis No:1201



[2] 3/Â l-i İmran¸ 14: "Kadınlara¸ oğullara¸ yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe¸ salma güzel atlara ve diğer hayvanlara¸ ekinlere olan ihtiraslı sevgi insanlar için bezenip süslenmiştir. Bunlar dünya hayatının iğreti metalarıdır. Allah'a gelince¸ en son dönülüp varılacak yerin bütün güzelliği O'nun yanındadır…"



[3] 4/Nis⸠45



[4] CEBECİOĞLU¸ Ethem¸ Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü¸ Anka Yay.¸ İstanbul 2005



[5] Ethem Cebecioğlu¸ Age

Sayfayı Paylaş