GÖNÜL AYİNESİ

Somuncu Baba

Aşığın gönlü hep yaralıdır. Bu kıyafetinden yaralı
sinesi de zaten rahatlıkla görülebilmektedir. Âşığın
gönlündeki yaralar iki şekildedir¸ şerha şeklinde
‘elif' ve göz göz olmuş ‘he'. Böylece âşık sinesine
‘ah' nidasını nakşetmiştir."

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri¸ tasavvufî düşüncesini gönül süzgecinden geçirerek mısralara dökmüş bir Hak dostudur. Ona göre gönül¸ aşkın kaynağı ve madenidir. Aynı zamanda Hakk'ın kâinatta tecelli etmeye layık gördüğü tek mekândır. Bu gazelde Osman Hulûsi Efendi (k.s.) gönül âyinesinde tecelli eden ezelî muhabbeti kendi gibi ehl-i aşk ve muhabbet olanlar ile paylaşmıştır. Bizlere düşen yalnızca onun bu engin muhabbetine ortaklık etmek.


 Göz göz olan bu sîne mir'ât-ı hüsnün olmuş


 Yüz gösteren boyuna âyât-ı hüsnün olmuş


(Bu sîne göz göz dağlanarak güzelliğinin aynası¸ güzelliğinin inkâr edilemez delili olmuştur.)


Beyitte geçen "göz göz olmak" tabiri önemli bir geleneğin işaretçisidir. Eskiden tasavvuf ehli olanlar dünyalık kılık kıyafete çok ehemmiyet vermezlerdi. Yakaları yırtık¸ yamalı kıyafetlerle gezmeyi adet edinmişlerdi. Âşığın gönlü hep yaralıdır. Bu kıyafetinden yaralı sinesi de zaten rahatlıkla görülebilmektedir. Âşığın gönlündeki yaralar iki şekildedir¸ şerha şeklinde ‘elif' ve göz göz olmuş ‘he'.  Böylece âşık sinesine ‘ah' nidasını nakşetmiştir.


Hulûsi Efendi (k.s.)  işte bu göz göz olmuş yaraları sevgilinin güzelliğinin bir neticesi olarak anlatmaktadır. Bunu anlatırken de ayna benzetmesiyle sevgilinin güzelliğinin sînede yansımasını akıllara getirmiştir. Çünkü ayna sevgilinin kendi güzelliğini seyrettiği bir yerdir. Tüm bu benzetme ve somut ifadelerin arkasında ki gerçek tasavvufî his ve duyuş ile anlaşılmaktadır.


İnsan-I Kâmil Gönül Aynası


Tasavvufta ayna "tecellî-gâh"tır. Sevgilinin göründüğü¸ kendini gösterdiği yerdir. Tüm âlem¸ âlemdeki eşyanın¸ yaratılmışların her biri¸ insan¸ insan-ı kâmil¸ mü'min¸ insanın gönlü¸ kalbi Allah'ın mazharıdır; göründüğü yerdir; yani aynadır. Hulûsi Efendi (k.s.)“Ben hiçbir yere sığmam¸ sadece mü'min kulumun gönlüne sığarım.” hadis-i kudsîsini kendi veciz ifadesiyle yorumlamıştır.


Her yan açılmış ey yâr ezhâr u gül ne kim var


Bu ay u gün-i seyyâr mişkât-ı hüsnün olmuş


(Ey yâr her yanımda çiçekler ve güller açılmış¸ böylesi kimse de yok; bu ay ve güneş güzelliğinin kandili olmuştur.)


Âşık vücudunda ve sinesinde açılmış aşk yaralarından şikâyetçi değildir. O yaraları açmış çiçek ve gül gibi görmektedir. Çünkü sînede açan aşk yarası hem renk hem de şekil itibariyle güle benzer. Bu nedenle âşığın sinesi bir gül bahçesi gibidir. Beytin ikinci mısraında ayın ve güneşin gerçek mahiyeti anlatılmış. Bizim için bir hayat kaynağı olan bu iki gök cismi¸ Zât-ı Ulûhiyyet'in güzelliğini gösteren birer kandil hükmündedir.


 Zülfün ayağa salmış uşşâkın aklın almış


Cân görmüş ana dalmış hâlât-ı hüsnün olmuş


(Saçlarını ayağına kadar yere salmış¸ âşıkların aklını başından almış¸ can görmüş ona dalmış güzelliğinin haleti olmuş.)


Dîvân edebiyatında saç ile ilgili birçok benzetme unsuru vardır. Ancak tasavvufî manada saç iki anlam ifade etmektedir. Öncelikle saç¸ hiç kimsenin ulaşamadığı gaybî hüviyet; Hakk'ın zâtı ve künhüdür. Ancak burada ifade edilen saç ayaklara kadar uzanan saçtır. Tasavvufta uzun saç¸ sınırsız varlıklar¸ çokluk ve ta'ayyünler¸ celâlî tecellileri ifade etmektedir. Bol ihsan ve nimetler karşısında âşıkları aklının başından gitmesi¸ yani cezbe hali ifade edilmiştir.


Her yanı çesm-i hâlin koymuş gama hayâlin


Gâh hicr ü gâh visâlin lezzât-ı hüsnün olmuş


(Dertli göz her yeri ve hayali gamlı eylemiş¸ güzelliğinin lezzeti bazen ayrılık bazen kavuşmak olmuş.)


Tasavvuf ehli için göz Allah'ın güzelliklerini müşahede etmede bir araçtır. Ancak gözün başka bir hususiyeti burada özellikle vurgulanmaktadır. Eğer kişi ağlarken yaşlı gözler ile etrafına bakarsa herkesi de kendi gibi ağlar bir vaziyette görecektir. Bu nedenle Hulûsi Efendi (k.s.)¸  ‘Hayalleri gama koydun.' tabiriyle bu ruh halini ifade etmek istemiştir.


Ötedeki Asıl Lezzet


 İkinci beyitte âşıklığın başka bir boyutu ele alınmıştır. Âşığa her dâim sevgiliyle birlikte olmak lezzet vermez. Her nesnenin zıttı ile bilinmesi prensibiyle¸ visâl lezzeti ancak ayrılık ile bilinebilir. Yani kimi zaman ayrı kalınsa da sonunda kavuşulacak olması¸ o ayrılığında lezzete dönüşmesine neden olmaktadır. Tasavvuf ehlinin dünyaya ve dünya hayatına bakışını yansıtan veciz bir ifadedir. Çünkü ehl-i aşk için dünya Allah'tan ayrılığa sebep olan bir mekândır. Ancak neticesi yine mutlak sevgiliye kavuşmak olacağı için lezzet vermektedir. Ve dünya lezzeti ise ötedeki asıl lezzetin bir numunesidir.


Bir gün inâyet etdi sâkî beşâret etdi


Meyden hikâyet etdi hâcât-ı hüsnün olmuş


(Sâki bir gün inâyet etti ve müjde verdi¸ güzelliğinin hacâtı olmuş meyi anlattı.)


Hulûsi Efendi (k.s.) Hak dostu bazı kişilerin eriştiği ve o makamı bilmeyenlerin çok da idrak edemediği bir mertebeden bahsetmektedir. Sâki inayet ve yardım ile sevgilinin güzelliğini anlayabilecek idrake ulaştıran meyi anlattır. Mey¸ bâde şarap demektir. Ancak mey tasavvufî sembolizmde¸ âşk¸ zevk¸ ilâhî sevgi gibi mânâları ifade etmektedir. Sâki ise mürşit ve kâmil manalarında kullanılmış bir semboldür. Böylelikle beytin tasavvufî manası çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Hulûsi Efendi (k.s.) idrak ufkunu aşarak yükseldiği mertebeyi ifade etmiştir.


Uşşâkın cân u mâlı îmânı dîni hâli


Hem akl u hem hayâli gârât-ı hüsnün olmuş


(Âşıkların canı¸ malı¸ imânı¸ dini¸ hâli¸ aklı ve hayali güzelliğinin yağması olmuş.)


Beytin hem gerçekte ifade ettiği hem de mecâzi¸ yani tasavvufî olarak ifade ettiği mana çok güzeldir. Sevgilinin güzelliği¸ âşıkların bütün idrak ve hayal dünyasını elinden almıştır. Böylece âşık olma hali ortaya çıkmıştır. Çünkü bu hal normal şartlarda meydana gelmesi mümkün olmayan bir haldir. Âşık sahip olduğu her varlığı sevgili uğruna tüketmeye razıdır.


Allah aşkıyla kendini kaybetmiş bir Hak dostu artık tenden de candan da geçmiştir. Artık onun için hiçbir durumun ve halin değeri kalmamıştır. Hem maddî hem manevî bütün varlığının Allah yolunda yağma olmasını istemektedir. Tasavvufî ilhamları gönül süzgecinden geçiren Hulûsi Efendi¸ hissiyatını yukarıdaki beyitiyle anlatmışken¸ tasavvuf ehlinin en zirve isimlerinden Yunus Emre aynı duyguları şu deyişleriyle ifade etmiştir:


Canlar cânını buldum bu cânım yağma olsun


Assı ziyandan geçtim dükkânım yağma olsun


…


Yûnus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin


Ballar balını buldum kovanım yağma olsun


Biz yine şerh ettiğimiz gazelin beyitlerine dönelim:


Uşşâkı derde salmak hayretle hâlî kalmak


Cevr eyleyip cân almak âdât-ı hüsnün olmuş


(Âşıklarını derde salmak¸ hayret halinde kalmak¸ cevr edip canını almak güzelliğinin âdeti olmuştur.)


Dîvân edebiyatında sevgilinin en değişmez özelliğidir cevri ve cefası. Âşık nasıl dert ve elem çekmeye müptela ise¸ sevgilide o doğrultuda cevr ve cefâyı âdet edinmiştir. Âşık sevgilinin cevri ve cefasından memnundur. Çünkü bu durum sevgilinin onunla ilgilendiğini göstermektedir. Asıl büyük cefa sevgilinin âşıkla ilgilenmemesidir.


Hayat Dertsiz Olmuyor


Hulûsi Efendi (k.s.)'nin mevzu ettiği sevgili Zât-ı Mutlâk olması dolayısıyla beytin anlamı bambaşka bir hüviyet kazanmaktadır. Sıkıntısız ve dertsiz geçen hayat ehl-i aşk için makbul bir hayat değildir. Zira Allah'ın onu kendi haline bırakması mevzu bahistir. Hâşâ bütün kusur sıfatlardan münezzeh olan Allah unutmaz. Ancak dert ve sıkıntı vermediği kulunu kendi haline bırakmış olur. Bu nedenle ehl-i aşk olan kişi yine Yûnus misali demeli:


Gelse celâlinden cefâ 
Yahut cemâlinden vef⸠
İkisi de câna safâ 
Kahrın da hoş¸ lutfun da hoş.


Gazelimiz şu beyitle tamamlanıyor:


Yârın Hulûsî yâdı gönlün müdâm murâdı


Her müşkilin küşâdı tâât-ı hüsnün olmuş


(Ey Hulûsi gönlünün muradı her dâim yârin yâdıdır¸ her müşkilin çözümü güzelliğinin tâati olmuş.)


Hulûsi Efendi (k.s.)“Kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur."(13/Rad¸ 28) ayetinin veciz bir yorumunu yapmıştır. Zira kalp her dâim Allah'ı anmak arzusundadır. Bütün müşküllerin ve problemlerin çözümleri bununladır. Hak dostları dertdaş olduklarından ötürü bazen diller ayrı olsa da ifadeler birdir. Bu nedenle Hulûsi Efendi'nin beyitte ifade ettiklerini Alvarlı Efe Hazretleri daha farklı bir şekilde söylemiştir. Bizlerde Alvarlı Efe'nin beytimizi şerh eden güzel deyişiyle bitirelim yazımızı:


Sen Mevlâ'yı sevende¸ Mevlâ seni sevmez mi?
Rızasına erende¸ rızasını vermez mi?
Sen Hakk'ın kapısında canlar fedâ eylesen
Emrince hizmet kılsan Allah ecrin vermez mi?

Varlığın mahv eylesen¸ terk-i vücûd eylesen
Bu sahra-yı âdemde¸ Yar yanına varmaz mı?
Şer-i şerîf yolunda¸ peygamberin halinde
Allah desen dilinde¸ bin kez hâlin sormaz mı?

Derd ile cangâhından cânân diye çağırsan
Derdin dermân ederler¸ yaran merhem urmaz mı?
Sular gibi çağlasan¸ Eyyûb gibi ağlasan
Cihergâhı dağlasan ahvalini sormaz mı?

Sayfayı Paylaş