DÎVÂN-I HULÛSİ'DE SEHER VAKTİ

Somuncu Baba

"Osman Hulûsî Efendi'ye göre seher vakti¸ vuslatın gerçekleşeceği bir demdir. Bu yüzdendir ki hasretle beklenir ve özlenir. Seherler sevgiliye kavuşulan mübarek vakitlerdir. Ancak bunun için bir bedel ödenmeli; ayrılık gecesi yaşanmalıdır. Bundan sonradır ki karanlık geceler bitecek ve nûrlu sabahlara kavuşulacaktır."

Zaman mefhumu İslâm'ın üzerinde hassasiyetle durduğu bir kavramdır. Farz¸ vâcip ve nâfile ibadetler¸ çoğu defa bir vakit sınırlamasıyla mukayyet kılınmış; böylece insanların¸ hayatlarını bir düzen ve ölçü içerisinde devam ettirmesi sağlanmıştır. Yaşadığı her anın hesabını vereceğine inanan Müslüman¸ tüm zamanlar için aynı hassasiyeti göstermek durumundadır.[1] Bunun yanında mutasavvıflar¸ geçmiş¸ yaşandığı ve geri getirilemeyeceği için ona takılıp kalınmaması; gelecek ise henüz yaşanmadığı ve "gayb"dan sayıldığı için endişeye gerek olmadığına inanırlar. Onlara göre¸ dikkat edilmesi gereken yegâne zaman dilimi içinde bulunulan zamandır; yani ândır. Bu nedenledir ki sûfî¸ "ibnü'l-vakt: vaktin oğlu" şeklinde tanımlanmıştır. Bununla kasdedilen ise; sûfînin her vakit içinde¸ o vakitte işlenmesi en hayırlı olan şeyle meşgul olması ve o zaman içinde kendisinden istenen görevi yerine getirmesidir.[2]


Nefes alınıp verilen her an kıymetlidir ve değerlendirilmesi gerekir. Bununla beraber¸ aylar içerisinde Recep¸ Şaban ve Ramazan'ın; günler arasında Cuma'nın¸ geceler içinde Mevlid¸ Regâib¸ Mîrâc¸ Berât ve Kadir'in ayrı bir yeri vardır. Bunların yanı sıra gün içerisinde kuşluk¸ evvâbîn ve teheccüd zamanı gibi vakitler vardır ki¸ bunlar mânevî kemâl bakımından kaçırılmaması gereken özel zaman dilimleridir. İşte bunlar arasında özellikle mutasavvıfların büyük önem verdikleri zamanlardan birisi de seher vaktidir.


Seher vaktini diğer zamanlardan farklı ve değerli kılan nedenlerin başında¸ Kur'ân-ı Kerîm'in bu zaman dilimini Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ibadetle geçirdiğini bildirmesi gelmektedir: "(Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin¸ senin¸ gecenin üçte ikisine yakın kısmını¸ yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor…"[3] Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sünnetine sıkı sıkıya bağlı Müslümanlar¸ bu âyete ittibâen seher vaktini değerlendirmek istemişlerdir.



Seher vaktinin kıymetini ifade eden âyetlerin yanında¸ hadîs-i kudsî olarak rivayet edilen "Allahu Teâlâ her gece yarısından sonra şöyle seslenir: Her kim dua ederse duasına icabet ederim ve benden bir şey isterse istediğini yerine getiririm. Her kim mağfiret dilerse onu affederim."[4] şeklindeki müjde ve "Gecenin son saatlerinde ve farz namazlardan sonra yapılan dua"[5]nın makbul olduğunu ifade eden hadîs-i şerîf¸ yaşadıkları her ânı değerlendirme şuurunda olan inananları¸ bu zaman diliminde can ve gönül gözlerini açık tutmaya sevk etmiştir.


Mutasavvıflar için seher vakti çok değerlidir. Sûfîler¸ duaların kabul olduğu bu özel zaman dilimini ganimet bilmiş; seher vaktini namaz¸ zikir¸ kırâat¸ fikir ve murâkabe ile değerlendirmeye çalışmışlardır. Bu vakti uyanık olarak ihyâ edenlere "seherî" denmiş¸ hâl erbâbı için bu vakitler¸ mahv¸ gözyaşı¸ niyâz ve tazarru' ile geçmiştir.[6]



es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi (1914-1990)'nin şiir dünyasında da seher vakti önemli bir yere sahiptir. "Seher" kelimesi Hulûsî Efendi'nin Dîvân'ında 85 defa geçmektedir. Kelime¸ "vakti seher¸ seher vakti¸ tâ-be-seher¸ her seher¸ seher-gâh¸ vakt-i sehergâh" gibi ifadeler içerisinde bir zaman unsuru olarak ele alınmaktadır. "Dâmân-ı seher¸ hâb-ı seher¸ mihrâb-ı seher¸ gül-i nâ-yâb-ı seher¸ erbâb-ı seher¸ elhân-ı seher" gibi ifadeler ise¸ kelimenin tamlama içerisinde kullanıldığı şekillerdir. Seher ayrıca "gül¸ bülbül¸ zülf¸ hâb¸ gece¸ bâd-ı sabâ" gibi kelimelerle de çeşitli tasavvurlar içinde ele alınmıştır.


Dîvân'da yer alan "seher/seherden" redifli altı adet gazel¸ eserin tümüne yayılmış olan "seher/vakti" ile beraberinde getirdiği güzellikler ve özellikle Osman Hulûsî Efendi'nin şiirlerinin şaheserlerinden biri olan 


Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher


Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher


matla'lı gazeli¸ şairin seher vaktini¸ sadece şiirde kullandığı bir malzeme olmaktan öte¸ yaşadığı ve değerlendirdiği hissini uyandırmaktadır. Hulûsî Efendi'nin¸ insanın mânevî eğitimi konusunda¸ seher vakitlerinde uyanık bulunmayı önemsemesi de¸ dikkat çekici bir husustur.


Osman Hulûsî Efendi'ye göre seher vakti¸ vuslatın gerçekleşeceği bir demdir. Bu yüzdendir ki hasretle beklenir ve özlenir. Seherler sevgiliye kavuşulan mübarek vakitlerdir. Ancak bunun için bir bedel ödenmeli; ayrılık gecesi yaşanmalıdır. Bundan sonradır ki karanlık geceler bitecek ve nûrlu sabahlara kavuşulacaktır: 


Şeb-i hicrânı çek vuslat sabâhın bekle de ey dil


Ne gün akşam olur da şeb gidip vakt-i seher gelmez


Yukarıdaki beyitte geçen "şeb" ve "sabâh" mefhûmları da Hulûsî Efendi'nin manzûmelerinde kullandığı zaman mefhûmları arasındadır. Çoğu yerde seher vakti ile aynı anlamda kullanılması hasebiyle özellikle sabah vakti hakkında kısaca bilgi vermenin yerinde olacağını düşünüyoruz. "Subh" kelimesi Dîvân'da 27¸ "sabâh" ise 8 kez geçmektedir. Kelime eserde "subhu nikâbı¸ subh-ı visâl" tamlamaları içerisinde; ayrıca "subh u mes⸠subh u akşam¸ subh u şâm" hâlleriyle görülür. Tespitlerimize göre¸ "subh"un kullanım alanı seher vaktiyle paralellik arz etmektedir. Bu çerçevede sabah; sevgiliye kavuşmadır: visâldir. Sabahlara kadar gözyaşı dökülmeli¸ ağlayıp inlemeli; uykusuz kalınmalıdır. Sabah¸ gecenin karanlığını sona erdiren aydınlıktır.


"Gece" kelimesi ise Dîvân'da 60 defa geçmektedir. Kelimenin Farsça karşılığı olan "şeb" 40 defa geçer. Kelime "şeb-i hicrân¸ şeb-i aşk¸ hicr-i şeb¸ şeb-i tarîk-ı hicrân¸ şeb-i tarîk-ı zulmet¸ şeb-i muzlim" tamlamaları içerisinde yer alır. Yine Farsça olan "şâm" 3 kez; Arapça karşılığı olan "leyl" ise 17 defa geçer. ("Leylâ/î" kullanımı hariç.) "Gece" kelimesinin çoğu yerde gündüzle birlikte kullanıldığı görülür. "Gece-gündüz/rûz ü şeb" şeklindeki kullanımlarda Hulûsî Efendi "geceyi gündüze katmak"ta; sürekliliğe vurgu yapmaktadır. Bu çerçevede gece; uykusuz kalınan¸ âhların çekildiği¸ gamla dolu¸ şifâ beklenilen¸ sevgiliden ayrı düşülen¸ maşukun beklenildiği¸ sevgilinin yüzünün seyredildiği bir zamandır.


Dîvân'da geçen "şâm u seher" ifadesiyle zamanın sürekliliği vurgulanır. Gece gündüz sevgilinin yolunu bekleyen âşık¸ buna karşılık ondan vefa bekler. Âşığın içinde bulunduğu karanlık¸ sevgilinin doğan güneşiyle/sevgisiyle aydınlanacaktır:


Bu Hulûsî yolunu bekler iken şâm u seher


Destine sun varak-ı mihr ü vefâdan bu gece


Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî'de "seher" mefhumu üzerinde yaptığımız inceleme neticesinde tespit edebildiğimiz kadarıyla konu¸ aşağıdaki hususlar çerçevesinde ele alınmıştır:


 Tüm Yaratılmışların Cenâb-ı Hakk'ı Zikrettiği Zamandır


Yüce Allah¸ Kur'ân'da "Yedi gök¸ yer ve bunların içinde bulunanlar Allah'ı tesbih ederler. Her şey O'nu hamd ile tesbih eder. Ancak¸ siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O¸ Halîm'dir¸ çok bağışlayandır."[7] buyurmaktadır. Buna göre canlı-cansız tüm varlıklar kendi dillerince Allah'ı anmakta¸ O'na itaatlerini bildirmektedirler.


İşte Hulûsî Efendi¸ seher vaktinin kendine has dinginliği içerisinde¸ kalp gözlerinin açık olduğu vakitlerde¸ mâ-sivânın/bütün yaratılmışların bu sesini duyar. Bu aslında varlığın önündeki perdelerin kalkması¸ var edilenin gerçek hâliyle¸ aslî kimliğiyle arz-ı endâm etmesidir. Buna göre cansız gibi görünen dağlar¸ taşlar¸ ağaçlar bile kendi kabına sığmaz ve coşar. O vakit her nesneyi sevgiliye yakın olmanın telaşı kaplar ve lisân-ı hâl ile hep bir ağızdan feryat edilir:


Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher


Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher


 


Ol demde eşcâr u nebât tâze bulurlar hep hayât


Ol demde cümle mümkinât feryâd eder vakt-i seher


Görevleri Cenâb-ı Hakk'a kulluk etmek olan insanlar ve melekler; hatta sudaki balıklar¸ seher vaktinde Allah'ın adını anarak kendilerinden geçmekte ve dönen dünyayla beraber onlar da dönmekte¸ raks etmektedirler:


Ol demde ins ile melek raksa gelir çarh-ı felek


Hû Hû deyü suda semek feryâd eder vakt-i seher


Kâinattaki tüm varlıklar yüce yaratıcının rızâsına nâil olmanın derdine düşmüşken¸ bu saatleri uykuyla geçirenler¸ gerçek hayattan gâfil olan ölüler olarak tarif edilebilir. Bu mübarek vakitlerde beden gözü ile beraber kalp gözü de açık tutulmalı; diller ve gönüller Hakk'ı zikretmelidir:


Uyan ey mürde düşüp bir derde


Kalkıp seherde Hakk'ı zikr eyle


Sonuç


Seher vaktinin önemi ve değerlendirilmesi gerektiği hususu Kur'ân-ı Kerîm ve hadîslerde ifade edilmiştir. İnanç¸ duygu ve düşüncelerini öğretici bir üslup ile anlatma yolunu tercih eden mutasavvıf şairler için de seher vakti bu münasebetle değer verilen ve şiirlere konu edilen bir zaman mefhûmudur.


Dinî-tasavvufî dîvân şiiri geleneğinin son dönemdeki önemli temsilcilerinden biri olan Osman Hulûsî Efendi'nin Dîvân'ında da seher vaktinin ayrı bir yeri vardır. Hulûsî Efendi için seher¸ şairlerin şiirlerini süslemek üzere kullandıkları ve sadece muayyen bir vakti ifade eden bir zaman birimi olmaktan çok ötedir. Dîvân'da kimi zaman tek başına kimi zaman ise "dâmân-ı seher¸ hâb-ı seher¸ mihrâb-ı seher¸ gül-i nâ-yâb-ı seher¸ erbâb-ı seher¸ elhân-ı seher" gibi tamlamalar içerisinde toplam 85 defa geçen "seher"¸ Hulûsî Efendi için mânevî eğitim hususunda da büyük önem taşır.


Dîvân'da yer alan "seher/seherden" redifli altı adet gazel¸ eserin tümüne yayılmış olan "seher/vakti" ve beraberinde getirdiği güzelliklere dâir beyitler¸ bu vaktin Hulûsî Efendi tarafından önemsendiğini ve değerlendirildiğini göstermektedir. Kaleme aldığı kitapların yanında¸ tarihî eserlerin korunması ve onarımından¸ eğitim¸ sağlık¸ ilim¸ kültür ve sosyal faaliyetlere kadar geniş bir alana yayılan hizmetleriyle¸ yaşamı boyunca söyledikleriyle yaptıkları uyum içerisinde olan bir insan olduğunu kanıtlayan Hulûsî Efendi¸ seher vakitlerini de aynı duyarlılıkla şiirlerine konu edinmiştir. O¸ özü sözü bir olmanın verdiği güvenle¸ insanları seher vakitlerini değerlendirmeye çağırmıştır:


Gül gibi hoş tüte tüte


Gel seherin hoş demine


Bülbül olup öte öte


Gel seherin hoş demine


Son dönemin önemli mutasavvıf şairlerinden olan Osman Hulûsî Efendi'nin Dîvân'ında "seher" mefhûmu üzerinde yaptığımız incelemeler sonucunda tesbit edebildiğimiz kadarıyla konu¸ aşağıdaki hususlar çerçevesinde ele alınmıştır:


Seher vakti;


1. Tüm yaratılmışların Cenâb-ı Hakk'ı zikrettiği;


2. Gözlerin yaşla dolduğu;


3. Âşıklar kervanına dâhil olunan;


4. Aşkın hâllerinin tezahür ettiği;


5. Vuslatın gerçekleştiği;


6. Hakîkatlerin ortaya çıktığı ve sırların paylaşıldığı;


7. Cânân için cândan geçilen;


8. Rahmetin saçıldığı ve nûrlara gark olunan;


9. Rabbin lütuflar ihsan ettiği ve dertlerin deva bulduğu bir zaman dilimidir.


Tebliğimizi Hulûsî Efendi'nin seher vaktinin güzelliklerini ve nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlattığı "olur vakt-i seher" redifli gazelinin ilk beyitiyle bitirmek istiyoruz:


 


Kalk bak ki bî-çâre aceb seyrân olur vakt-i seher


Her nesneye bin lutf-ı Rabb ihsân olur vakt-i seher


 


 






[1]   Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "Sabah akşam Rabbinin adını an." buyurulmaktadır. 76/İnsân¸ 25.



[2]   Abdulkerîm Kuşeyrî¸ Kuşeyrî Risâlesi¸ (Hazırlayan: Süleyman Uludağ)¸ Dergâh Yayınları¸ İstanbul¸ 2003¸ s. 148.



[3]   74/Müddessir¸ 20.



[4]   Buhârî¸ Sahîhu'l-Buhârî (I-VIII)¸ Çağrı Yayınları¸ İstanbul¸ 1981¸ 25. Teheccüd¸ 14¸ hadis no: 1094¸ c. I¸ s. 384.



[5]   Tirmizî¸ es-Sunen (I-V)¸ Çağrı Yayınları¸ İstanbul¸ 1981¸ 45. Kitâbu'd-Da'avât¸ 78¸ hadis no: 3499¸ c. V¸ s. 526-527.



[6]   Ethem Cebecioğlu¸ Tasavvuf Terimleri&Deyimleri Sözlüğü¸ Anka Yayınları¸ İstanbul¸ 2004¸ s. 550-551.



[7]   17/ İsr⸠44.

Sayfayı Paylaş