BİR SOHBET DEĞERLENDİRMESİ DOST MECLİSİ Mİ?

Somuncu Baba

Bizim kültürümüzde sohbetin önemli bir yeri vardır. Hatta eğitim ve öğretimde bile sohbetin önemi inkâr edilemez. Hz. Peygamber (s.a.v)'in Mescid-i Nebevî'de yapmış olduğu derslerin müdavimlerine “Ashâb-ı sohbe” denildiğini biliyoruz.

Bizim kültürümüzde sohbetin önemli bir yeri vardır. Hatta eğitim ve öğretimde bile sohbetin önemi inkâr edilemez. Hz. Peygamber (s.a.v)'in Mescid-i Nebevî'de yapmış olduğu derslerin müdavimlerine “Ashâb-ı sohbe” denildiğini biliyoruz. Buradan İslâm'ın ilk eğitim faaliyetlerinin bu sohbet ortamında geliştiğini söyleyebiliriz. Bu sohbet geleneği daha sonraları diğer mescitlerde de devam etmiş¸ vaaz ve irşat faaliyetleri asırlar geçtikçe artarak devam etmiştir. Hatta bu dersler bazı saraylarda Huzur Dersleri adı altında sultanların huzurunda bile yapılmıştır ki bunlara da bir nevi sohbet diyebiliriz.


Dost meclislerinde de bir araya gelip çeşitli konularda sohbet eder¸ bir konu etrafında müzakerelerde bulunuruz. Böyle ortamlarda çoğu kez günlük mevzular konuşulduğu gibi bazı dinî ve ahlâkî konularda konuşulur. Hangi ortamda ve hangi konuda olursa olsun yapılan bu sohbet meclislerinde ölçüyü muhafaza etmek¸ söylediklerimizle yaptıklarımızın ne derece birbirine uygun olduğuna dikkat etmek bize en çok lazım olan hususlardandır. İyilik ve güzellik namına her şeyi söyleyip bunları kendi nefsimizde değil de başkalarının uyması gereken şeyler olduğunu düşünmenin uygun bir davranış olmadığı aşikârdır.


Hulûsî Efendi bu şiirinde davet edildiği bir mecliste konuşulan konulardan rahatsız olduğunu dile getirmekte¸ bir müddet dinledikten sonra orada bulunanlara yaptığı nasihatten söz etmektedir. Özellikle bir şeyhe intisap ederek tarikata girmiş insanlara yapılan ikazlar hepimiz için lâzım olan ahlâkî prensiplerdir.


Bu manzumeden ayrıca¸ bulunduğumuz sohbetlerde görülen bazı kusurları hatırlatmanın¸ yanlışları düzeltmenin¸ aksi takdirde o mekândan uzak durmanın takip edilmesi gereken yol olduğunu da anlıyoruz.


 GAZELİN METNİ:


 


1. Bugün vardım kurulmuş bezm-i  gam


hâl-i ferâgat yok


  Birikmiş ehl-i firkat cem'-i hâtırdan alâmet yok


 


2. Oturmuş kimi almış kimi satmış bir pazarlıkta


  Kuru sevdâ peşinde yelmede artık nihâyet yok


 


3. Dedim maksûdunuz cem eylemekken hâtırı hâlâ


  Bozulmuş bir düzendir halvet olmuş hâl-i vahdet yok


 


4. Ne mâtem-hâne gaybet hâl-i vahşet


sanki sohbettir


  Yiyip içmekteler hep şart-ı ülfet terk-i külfet yok


 


5.   Her iş erbâbı almış her metâın meclise gelmiş


  Bezenmiş meclis ammâ aşk ile tâb u tarâvet yok


 


6. Açarlar genc-i gaybetten saçarlar dürc-i kesretten


  Dedim esbâbınız hoş lâkin esbâb-ı muhabbet yok


 


7. Oturdum her taraf gözden geçirdim cümleyi bir bir


  Güzeller çok oturmuş bezme sultân-ı melâhat yok


 


8. Dediler cem'imiz Hak cem'idir shep


bezm-i vahdettir


  Dedim deryâ o deryâdır velâkin


  dürr-i hikmet yok


 


9. Dediler pîr-i kâmilden el aldık ders-i tevhîdden


  Dedim pîr kâmil ammâ ki mürîdde


kesb-i himmet yok


 


10. Tarîkat pîri hâşâ kimseyi ilhâda sevketmez


   Ona teslîm olanda pîr-i râha hüsn-i niyyet yok


 


11. Tarîkattan tutup bir el hakîkat oldunuz muhtel


   Maârif kılmadınız hal ki icrâ-yı şerîat yok


 


12. Erişip fakr-ı tâmma “fakru fahrî”den abâ giymiş


   Kanı bir pâk-dil bir merd-i meydân-ı kanâat yok


13. Çıkıp meclislerinden onlara son söz vedâ ettim


Hulûsî kûşe-i vahdet gibi semt-i selâmet yok


GAZELİN AÇIKLAMASI:


1. Bugün¸ gamla dolu bir meclise vardım. Baktım ki kimsenin buradan ayrılası yok. Bu mecliste çeşitli fırkalara mensup insanlar toplanmışlar¸ ancak gönüllerini cem edip¸ ruhlarını hoşnut edecek bir işaret yok.


2. Bu mecliste kimi almada¸ kimi de satmada. Her biri¸ sonu gelmeyen bir kuru sevdanın peşinde koşup gitmektedirler.


3. Ben¸ bu mecliste toplananlara şöyle dedim: “Sizler burada toplanmakla birbirinizin gönüllerini¸ hatırlarını hoş etmediğiniz gibi¸ ne yazık ki aranızda vahdetten¸ birlikten de eser yok.”


4. Burada gıybet edilmekte¸ bu vahşet verici durum sanki bir sohbet meclisi gibi kabul edilmektedir. Bu mecliste bulunanlar hep yiyip içmekteler. Bunlardan külfeti bırakıp¸ ülfeti şart koşan kimse de yok.


5. Ne kadar iş sahibi varsa¸ kendilerine ait neler varsa bu meclise getirmişler. Bulundukları mekânı iyice süslemişler ammâ aşk ve muhabbetten ne yazık ki bir nebze bile yok.


6. Böyleleri buralarda gıybet hazinelerini açıp¸ dünyanın çeşitli konularını ortaya saçarak konuşur dururlar. Ben de kendilerine şöyle dedim: “Evet¸ ele aldığınız çok çeşitli konularınız var amm⸠sizde de ne yazık ki muhabbetten bir eser yok.” 


7. Ben de bu meclise oturdum ve her tarafı bir bir gözden geçirdim; dikkatlice takip ettim. Dedim ki: “Evet burada güzeller gelip oturmuşlar. Ama meclisi sohbetiyle güzelleştirecek bir sultan yok.”


8. Onlar¸ “Bizim bu meclisimiz Hak Meclisi¸ vahdet bezmidir.” deyince ben de kendilerine şöyle cevap verdim: “Evet denizler hep birdir amma her birinde inci olmadığı gibi sizin bu meclisinizde de hikmet incileri bulunmamaktadır.”


9. Bunun üzerine onlar da dediler ki: “Biz kâmil bir zâttan tevhid dersi ve el aldık.” Ben de kendilerine¸ ” Evet pîriniz kâmil amm⸠müridleri ondan himmet elde edememişler.” diye cevap verdim.


10. “Çünkü tarîkat pîri hâşâ hiç kimseyi dinin emirleri dışına davet etmez. Demek ki ona müntesip olanlarda iyi niyet yok.”


 11. “Her ne kadar bir tarîkatten el aldınız ise de gerçekte sizin fikirleriniz ve davranışlarınız bozulmuş; sizde maârif ve şerîata bağlılık da kalmamış.”


12. “Hazret-i Peygamber'in¸ ‘Fakirlik benim övündüğüm şeydir.' prensibini kendi zatında taşıdığı hâlde sizde¸ gönlü temizliği ve kanaatkârlıktan eser yok.”


13. İşte böyle diyerek kendilerine vedâ edip¸ meclislerinden çıktım. Sonra da dedim ki: “Ey Hulûsî! İnsanlardan uzaklaşıp vahdet köşesinde tek başına olmak gibi selâmet semti yok.”

Sayfayı Paylaş