BİR ÖZGE CÂN OLMAK

Somuncu Baba

Elest bezminde yaratıcısına verdiği sözden sonradır ki insanoğlu büyük bir özlem içerisinde yanıp tutuşmaktadır. Sonsuzluğa özlem… Evvel ve Âhir¸ Bâtın ve Zâhir olan Allah¸ insanı muhatap tutarak ondan bir ahit almıştır. İnsanlığın serüveni/sınavı da zaten böylece başlamıştır.

Elest bezminde yaratıcısına verdiği sözden sonradır ki insanoğlu büyük bir özlem içerisinde yanıp tutuşmaktadır. Sonsuzluğa özlem… Evvel ve Âhir¸ Bâtın ve Zâhir olan Allah¸ insanı muhatap tutarak ondan bir ahit almıştır. İnsanlığın serüveni/sınavı da zaten böylece başlamıştır.


Dünya ve ona ait olanlar¸ a'lây-ı illiyyîne/yücelerin yücesine çıkabilme kapasitesine sahip olan insanı tam anlamıyla tatmin edememekte¸ yarasına merhem olamamaktadır. Mâ-sivâ/sahte varlıklar ona ağır gelmekte¸ yaşam salt maddeyle sınırlı kaldığında yaşanmaz hâle gelmektedir. Özünde yaratılışın sırrına vâkıf olan Âdemoğlu yaşamı boyunca bu hakikati aramaktadır¸ aramalıdır.


Herkesin ve herşeyin bir anda anlamsızlaştığı¸ daha doğrusu gerçek manada anlam kazandığı bu hakikat bir beyitte şöyle ifâde edilir:


Kendi hüsnün hûblar şeklinde peydâ eyledin


Çeşm-i âşıkdan dönüp sonra temâşâ eyledin


Seyreden O'dur¸ seyredilen O. Maşuk da O'dur¸ âşık da. Bir hazinedir O ve tüm yaratılmışlar bu hazineyi bilmekle vazifelendirilmiş¸ mutlak varlığa itaat etmekle görevlendirilmişlerdir. Varlığı baş gözüyle değil de gönül gözüyle gören ve bir özge cân olma peşinde hayatı boyunca koşan Hak âşıklarından birisi de Es-Seyyid Osmân Hulûsî Efendi'dir. Kesret/çokluk âlemini Cenâb-ı Hakk'ın tecellî ettiği ayna mesabesinde gören Hulûsî Efendi varlık ötesine dâir duygu ve düşüncelerini "olaydı" redifli gazelinde şöyle dile getirir:


 


1. Âh varlığı dağılıp gönlüm vîrân olaydı


  Pervâne-tek şem'ine dostun sûzân olaydı


Âh beni meşgul eden sahte sevgiler¸ dünyevî ilgiler yok olasaydı da gönlüm hakîkî aşkla darmadağın olsaydı. Kalbim pervaneler gibi gerçek dostun ateşine yansaydı.


Çoğu kez bir şeylere sahip olduğumuzu zannederiz. Hayatımız onlarla mamurdur bizce. Onlarla mutlu olur¸ onlarla seviniriz; onları severiz. Ama hakikat hiç de öyle değildir. Gerçek sevgi¸ hakîkî aşk¸ ezelî ve ebedî olanın aşkında yanıp tutuşmaktadır. Ham iken pişmek ve nihayet yanmaktadır.


 


2. Gayrılardan göz yumup dostu kendinde bulup


     Cümle cihâna dolup bir özge cân olaydı


Gönlüm dışarıdaki sözde güzelliklere gözlerini yumarak gerçek dostu kendi içinde bulabilseydi keşke. Tüm kâinâtla bir olup bambaşka bir cân olabilseydi.    


Sahte güzellere¸ aldatıcı güzelliklere kanmamalı. Gözler sadece O'nu görmeli¸ kulak sadece O'nu işitmeli. Zihinde¸ kalpte hep O olmalı. Başka¸ farklı¸ iyi biri olmalı.


 


3. Bakdıkça her yaneye dost yüzünü seyr edip


  Dostun gözüne dostun yüzü seyrân olaydı


Gönül baktığı her yerde seviliyi görseydi; O'nu seyretseydi. Bakan göz de bakılan yüz de bir olsaydı.


Doğu da Allah'ın batı da. Bakılan her yönde O. Gören göz O¸ görülen yüz O. Seven O¸ sevilen O.


 


4. Bu âlem-i kesretde gizli halvete erip


  Vahdet ile bir olup ol bî-nişân olaydı


Gönlüm bu çokluk âleminde gizlice inzivâya çekilseydi. Birliğe ulaşsa ve kendine dâir ne varsa yok etseydi.


Halk içinde Hak'la olabilmek. Çokluk içerisinde birliği bulmak. Yaratıcı ile başbaşa manen konuşmak¸ rûhen sohbet etmek. Adsız¸ sansız bir şekilde fenâ makâmına ermek¸ belirsizlik mertebesine ulaşmak…  


 


5. Görünen ol gören ol aralıkda kimse yok


  Yokluk ilinde varlık cümle cânân olaydı


Gören de görünen de O; başka kimse yok. Yokluklar âleminde var olduğunu zanneden her ne varsa hepsi sevgiliyle olsa¸ O'nunla var olsa. O'ndan başka hiçbir şey olmasa.


Çokluğu¸ değişmeyi ve bölünmeyi kabul etmeyen mutlak varlığın O olduğu¸ evrenin ise kendi başına bir varlığı ve gerçekliği olmadığı anlaşılsa. Tüm kâinâtın Allah'ın varlığı nedeniyle var olduğu bilinse. Herşeyin/hepimizin Allah'tan geldiği ve yine O'na döneceği hakikati bir an olsun unutulmasa…


 


6. Hulûsî'yi bu sırra mahrem kılıp Sultânı


  Gizli bu sırlar ana cümle ayân olaydı


Sultân'ı Hulûsî'yi varlığın gizli hakikatlerine sırdaş kılsaydı da tüm sırlar açıklansa¸ bilinmeyenler ortaya çıksaydı.


Gazelin son beytinde geçen "Sultân" kelimesi ile Cenâb-ı Hak da kastedilmiş olabilir¸ mürşid-i kâmil de. Ancak her hâl ü kârda Hulûsî Efendi'nin talebi bellidir: Gönül ehlinden ve keşif sahibi kimselerden başkasının idrâk edemediği gerçeklere tâliptir o. Sırlara mahrem olmak istemekte¸ O'ndan gayrı ne varsa unutmak istemektedir:


 


  Bir güzeli sever ki cân cümle güzelden göz yumar

   Bir sırra erer ki nihân gayrı ne var unutulur

Sayfayı Paylaş