BENLİKTEN GEÇMEK

Somuncu Baba

Ahsen-i takvîm (en güzel yaratılış) üzere yaratılan insanın bir madde bir de manâ yönü vardır.

Ahsen-i takvîm (en güzel yaratılış) üzere yaratılan insanın bir madde bir de manâ yönü vardır. Daha önceki yazılarımızda da temas ettiğimiz gibi tasavvuf¸ insanın manevî tarafını güçlendirmeyi¸ kötü ahlak ve davranışların kaynağı olan nefiş şehvet ve şeytanın aldatmalarından uzaklaştırmayı gaye edinmiştir.
İnsanı yanlış davranışlara sevk eden yönlerinden biri olan nefiş benlik onun manevî kemâlinin önünde engel gibidir. Nitekim bir çok mutasavvıfımız bu konu üzerinde önemle durmuş¸ bunu tedavî etmenin yollarını göstermişlerdir. Her insanda mutlaka bir ben vardır. Ancak bu benin benlike dönüşmesi ve nihâyet kişinin ulu orta bilip bilmediği konularda benlik taslaması tasvip edilmeyen taraftır. Bu iki kelimenin Arapçadaki karşılığı ise¸ ene ve enâniyettir. Bunları bir de ego ve egoizm şeklinde batı dilleriyle ifadelendiriyoruz. Kısaca herkesin bir beni¸ enesi ve egosu vardır.
Bunlar benlike¸ enâniyete ve egoizme dönüşünce¸ sahibinin manevî cihetine zarar verir hâle gelir. Bunun için ecdâdımız ben demeyi pek uygun görmediklerinden¸ bendeniz¸ ben fakîr¸ âcizâne ben ¸ ben âciz ü fakîr gibi sıfatları kullanarak benliği öldürmüşlerdir. Nitekim Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde “Ölmeden önce ölünüz” diyerek¸ nefsimizin her türlü tekebbür ve benliğinden sıyrılmamızı tavsiye etmiştir.
Nefsini¸ benliğini firenleyen Yunus Emre¸ “Bir ben vardır bende¸ benden içerü” demektedir. O¸ benlikten geçilerek ancak Allah’ın gerçekten râzı olduğu bir kul olabileceğimizi söyler.
Al gider benden benliği¸ doldur içime senliği
Bundayiken öldür beni¸ varup anda ölmeyeyin
İlâhî bir aşk vir bana¸ ben benliğim bilmeyeyin
Yavu kılayım ben beni¸ isteyüben bulmayayın
Mutasavvıflarımızdan biri de şöyle diyerek herkesi kendisinden üstün görüp¸ benlik taslamaktan uzak durmuştur:
Herkes buğday ben saman
Herkes yahşı ben yaman
Aşağıdaki gazelde de Hulûsî Efendi¸ Cenâb-ı Hakk’a kavuşmanın önündeki benlik perdesinden kurtulmanın lüzûmunu anlatmaktadır.
Gazel:
1. Sen ben deyü gezerdim ilm-i rüsûm içinde
Bu benliğim bıraktım geçtim o nazlı tenden

2. Bildim ki benliğimmiş aradaki o perde
Benliğimi yok ettim çıktım libâs-ı benden

3. Bir mürde idi cânım işbu libâs içinde
Hayyım hayâtı buldum çıkınca ol kefenden

4. Gördüm ki benliğimdir boynumda bir selâsil
Tahrîk edince anı kurtuldum her resenden

5. Geldim cihâna lâkin bildim ki bir garîbim
Benlik beni ayırmış efsûs ki ol vatandan
6. Bir ses işitti gûşum ko benliğini yâr ol
Çâk eyleyip girîbân çıktım ol pîrehenden

7. Bu sözleri Hulûsî yazmak muhâl olurdu
Dâd olmasaydı tâ ki ol serv-kad semenden
Gazelin Bugünkü dille İfâdesi:
1. Ben şimdiye kadar insanlar arasında maddî ilimlere sahip olarak ve kendimde bir benlik hissederek dolaşır dururdum. Şimdi ise ben¸ o nazlı tenden vaz geçtim ve benliğimi de bir tarafa bıraktım.
2. Bildim ki Rabbimle aramda perde olan şey hep o benliğimmiş. Bundan dolayı benliğimi yok edip¸ benlik elbîsesinden çıkıp kurtuldum.
3. Ben terk ettiğim bu benlik elbisesinin içinde âdetâ bir ölü gibiydim. Bu kefen gibi olan¸ beni gaflete düşüren benlik elbisesini çıkarınca esas diriliği¸ hayâtı bulmuş oldum.
4. O zaman anladım ki¸ benlik denilen bu kötü sıfat¸ benim boynumda dâimâ bir zincir gibi asılı durmaktadır. Ne zaman ki harekete geçtim ve o bağdan kurtuldum.
5. Âdemoğlunun bu dünyaya bir garip varlık olarak geldiğini anladım. Ne yazık ki¸ benlik sıfatı beni esas vatanımdan ayırmış. Yani Âdem (a.s.) cennetten bu yüzden ayrılmış.
6. Benliğimin beni bu durumlara düşürdüğünü fark edince¸ kulağıma bir ses geldi: Benliği bırak da sevgili ol. Bu sesi duyunca¸ yakamı yırtıp¸ parçaladım da üzerimdeki benlik gömleğini sıyırıp attım.
7. Ey Hulûsî! O servi boylu¸ yâsemin kokulu dosttan bir ihsân olmasaydı senin bu duyguları buraya yazman imkansız olurdu.

Sayfayı Paylaş