AŞKIN KÜL ETSE YANDIRIP

Somuncu Baba

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s) zamanımızın âlim¸ mutasavvıf ve eren şairlerindendir. Dîvân ve Tasavvuf şiirimizin 20. yüzyıldaki müstesna temsilcilerinden biridir. Arûzu çok güzel bir şekilde kullanmıştır. ‘Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî' adlı eseri haklı olarak bu takdiri yaptırmaktadır. Dîvân'ında gazel¸ ilâhî¸ kaside¸ rubaiyyat ve müstezat türünden şiirler yer almaktadır. Şiirlerinde buram buram ilâhî aşk¸ Peygamber aşkı kokmaktadır. Kendini vererek okuyanlara büyük mânevî zevk yaşatmaktadır.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s) zamanımızın âlim¸ mutasavvıf ve eren şairlerindendir. Dîvân ve Tasavvuf şiirimizin 20. yüzyıldaki müstesna temsilcilerinden biridir. Arûzu çok güzel bir şekilde kullanmıştır. ‘Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî' adlı eseri haklı olarak bu takdiri yaptırmaktadır. Dîvân'ında gazel¸ ilâhî¸ kaside¸ rubaiyyat ve müstezat türünden şiirler yer almaktadır. Şiirlerinde buram buram ilâhî aşk¸ Peygamber aşkı kokmaktadır. Kendini vererek okuyanlara büyük mânevî zevk yaşatmaktadır.


 


Tasavvufta Aşk Teması


Tasavvufun umûmî hedefi aşktır. Peygamber aşkı¸ Allah aşkıdır.


Aşkta da gaye sevgiliye ermek¸ sevgiliye vuslattır.


Aşkla alâkalı bizim edebiyatımızda¸ geniş mânâsıyla doğu edebiyatında pek çok şiir¸ efsane¸ hikâye vardır.


Bilhassa Allah aşkı ve Peygamber aşkı için yazılanlar erişilmez güzelliktedir. Çok derin mânâlara sahiptir.


Anadolu'da Mevlânâ ve Yûnus aşk hakkında kolay erişilemez şiirler yazmış¸ vecizeler söylemiştir:


Mevlânâ'nın aşk hakkındaki pek çok beyitinden ve vecizelerinden bazıları şunlardır:


"Bizim mesleğimiz aşktır."


"Aşk öyle alevdir ki¸ parlayınca maşûktan başkasını yakar mahveder."


"Aşkın şerhini devamlı olarak söylesem; yüzlerce kıyamet geçer de¸ o şerh yine tamam olmaz."


"Aşk¸ denizi bir çömlek gibi kaynatır. Aşk¸ dağı kum gibi ezer eritir."


"Aşk¸ gökyüzünü çatlatır¸ yüzlerce yarık açar. Aşk¸ sebepsiz yeryüzünü titretir."


Yine Yûnus'un aşkla alâkalı pek çok beytinden bazıları şunlardır:


Dört kitabın mânâsın¸ okudum ezber ettim¸


Aşka gelince gördüm¸ bir uzun hece imiş


 


Aşk ateşi yüreğimi¸ yaka geldi yaka gider¸


Garip gönlüm bu sevdâyı¸ çeke geldi çeke gider


 


Her kaçan anarsam Seni¸ kararım kalmaz Allah'ım


Senden artuk gözüm yaşın¸ kimseler silmez Allah'ım


 


Göyündüm aşk ile tâ kül olunca


Boyandım rengine solmazam ayruk


 


Beni bende demen bende değilim


Bir ben vardır bende benden içerü


 


Bu hususta söylenecek pek çok şey var ama biz şu menkıbeyi tekrarlayarak sözü bağlayalım:


Süfyan-ı Servî bir gün hasta olmuştu. Zamanın halifesinin gayet sâdık Hıristiyan bir tabibi vardı. Onu¸ Süfyan'ı tedaviye gönderdi. Tabib¸ Süfyan'ın idrarını şişeye alıp baktı. Başını salladı ve ağladı:


‘Bu serverin Allahu Teâlâ korkusundan¸ aşkından ciğeri pare pare olmuş.' dedi. Hemen zünnarını kesip Müslüman oldu.


Halife dedi ki: ‘Biz sandık ki hekimi hastaya gönderdik. Meğer biz hastayı hekime göndermişiz.'


 


Aşktan Mahrum Olmayalım


Bugün İslâm dünyasının eski ihtişamını kaybetmiş olmasının sebebi kâmil imana sahip olamayışı¸ kendine Peygamberi ve Allah'ı bulduran aşktan mahrum oluşudur.


İnsanlık ise sanki kaknüs yumurtasının çıkmasını beklemektedir. Kitaplarda Kaknüs hakkında pek çok bilgi vardır. Onlardan bazıları şunlardır:


Malum Kaknüs efsanevî bir kuştur. Çok güzeldir. Yeri-yurdu da Hindistan'dadır. Bu kuşun eşi de yoktur; tektir bu kuş.


Gagasında ney gibi birçok delikler bulunur. Öttüğü zaman her delikten dinleyeni mest eden ayrı bir çeşit ses çıkar.


Bu kuşun ömrü bin yıla yakındır. Öleceği vakti iyi bilir. Öleceğini anladığında¸ kendinden ümid kesti mi çalı çırpı toplar¸ onları çepeçevre yığar. Tam ortasına da kendisi geçer. Yüzlerce türlü namelerle feryada başlar. Âdetâ rûhunun her deliğinden¸ başka bir çeşit name çıkar.


Nihayet bir soluk ömrü kalınca kaknüs şiddetle kanatlarını çırpar. Kanadından bir kıvılcımdır sıçrar; alev alır¸ ateşlenir. O ateş¸ çevresindeki çalı çırpıyı da tutuşturur; bu suretle tamamıy­la yanıp gider.


Kaknüsla çevresindeki çalı çırpı tamamıyla yanar kor olur. Bi­raz sonra o kor¸ kül haline gelir. Külde bir zerre bile ateş kalma­yınca yeni bir kaknüs kuşu yaratılır¸ meydana gelir.


Ateş¸ o çalı çırpıyı kül haline getirince¸ külün içinde bir kak­nüs yavrusu baş gösterir. Hiç kimseye böyle bir şey nasip olur mu; öldükten sonra doğsun yahut doğursun.


Doğunun¸ İslâm dünyasının¸ kaknüs gibi aşk iklimine tekrar kavuşması için çalışanların başında Hulûsi Efendi gelmektedir. Müstesna kişilere verilen ilhamlarla yazdığına inandığımız şiirleri bunu göstermektedir.


 


Şiirin Açıklaması


 


Aşkın kül etse yandırıp cism ile cânı sevdiğim¸


Derdin dar etse başıma kevn ü mekânı sevdiğim.


 


(Ey sevgili…  Aşkın cismimi¸ cânımı yaksın kül etsin. Derdin kevni de mekânı da başıma dar etsin.)


 


Bu şiir Hulûsi Efendinin Peygamberimizin aşkıyla yazdığı müstesna şiirlerden biridir.


 


Senin aşkın beni yaksın kül etsin. Cismimi¸ cânımı neyim varsa yaksın¸ yok etsin. Derdin yaratılmış ne varsa¸ kevn¸ mekân hepsini başıma dar etsin.


 


Yağmaya verse varımı¸ nâmusumu hem ârımı¸


Aşkın alıp karârımı¸ hem ad u sanı sevdiğim.


 


Ey sevgili…  Varımı¸ namusumu¸ arımı hepsini yağmaya versen. Aşkın kararlılığımı¸ adımı¸ sanımı alsın.


 


Sevgili; Varım yoğum ne varsa… Namus¸ ar ne varsa… Hepsini yağmaya verse ne kadar güzel olurdu. Akıl fikir ne varsa… Ad¸ san ne varsa… Aşkın bunları alsın¸ yok etsin.


 


Burada üzerinde durulması gereken bir husus bulunmaktadır. Namus ve ar meselesi… Burada sözü edilen namus gündelik hayatta kullandığımız namus değildir. Burada kast edilen kişinin itibarıdır. İçtimaî ve ilmî hayatta insanın bazı dereceleri olabilir. Namus¸ ar¸ isabetli karara sahip olma¸ akıllı-fikirli oluş¸ ad¸ san itibar gören meziyetlerdir. Ve bunlar insanlar tarafından itibar görüyor olabilir. İşte halkın rağbet ettiği bu muteber şeyler ortadan kalksın. Onların yerine sadece Senin aşkın kalsın.


 


 


Zinde olup da bu beden¸ çıksa aradan sen ü ben¸


Kurbanın olsa cân u ten¸ açsam dehânı sevdiğim.


 


Ey sevgili… Beden zinde olsun. Aradan Sen ve ben kalksın. Bu cân ve ten kurbanın olsun. Dehânı açsam.


 


Burada tasavvufta bir derece olan ‘fenâ fi'l-Rasûl' derecesinin yani Rasûlullah'ta fâni olma derecesinin bir ifade şeklini görmekteyiz. Arada sen ben olmasın. Ben Sende fenâ bulayım denmektedir. Eriyip yok olayım denmektedir.


 


Bu vesileyle kurban veya şehidlik meselesine temas etmek yerinde olacaktır. Peygamber yoluna kurban olmak onun getirdiği din yoluna şehid olmak en büyük derecelerden biridir. Şehadet¸ Peygamberlikten ve sıddîkıyetten sonra gelen en büyük derecedir. Allah âşıkları bunun için cân atmaktadırlar. Bu yolda cân vermeyi cânlarına minnet bilmektedirler. Ama kendilerini buna lâyık görmemektedirler. Nitekim Hulûsi Efendi bir başka beyitinde:


 


Cân Sana lâyık ola mı¸ hançer-i müjgâna göre


 


Yani canımı Senin yoluna vermeyi çoktan istiyorum ama o hançer olmuş güzelim kirpiklerine lâyık olur mu?


 


Malum her koçu kurban etmezler. Kurban olacak koç bazı hususiyetler taşır. O hususiyetleri taşıyan koçlar ancak kurbanlığa lâyıktır. Allah'a kurban olacak dervişler ve âşıklarda da bazı hususiyetler olmalıdır. Yoksa Allah onları kurban olarak huzuruna almaz.


 


Söz buraya gelmişken şehidlerle alâkalı iki âyeti mealen zikredelim:


 


"Allah için öldürülenler için ölülerdir demeyin. Hayır¸ onlar diridirler. Fakat siz bilmezsiniz." (2/Bakara¸ 154)


 


"Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Hayır¸ onlar Rableri katında diridirler¸ rızıklanmaktadırlar." (3/Al-i İmran¸ 169)


 


Sine-i pâre pâreme¸ baksın tabîbim çâreme¸


Sarsan da vaslın yâreme¸ koysam figânı sevdiğim.


 


Ey sevgili…  Sînem pâre pâredir. Tabîbim çâreme baksın. Vuslatını yâreme sarsan da figân etmeyi bıraksam.


 


Peygamber âşığının sînesi¸ onun aşkından pâre pâre olmuştur. Bu yaranın çaresi o yarayı açandadır. Bu yarayı açan mâşuk¸ yani Peygamberimiz ancak tedavi edecektir. Peygamber vuslat lutfederse bu dert devâ bulur. Âşık da figân etmeyi bırakır.


 


Aldanmadım bu sûrete¸ yanmadım nâr-ı hasrete¸


Unutsam dalsam hayrete¸ devr ü zamanı sevdiğim


 


Ey sevgili… Bu sûrete aldanmadım. Hasret ateşine yanmadım. Hayrete dalarak; devr ve zamanı unutsam.


 


 


Soksam başım meyhâneye¸ dönse tenim vîrâneye¸


Bir şeb-i bezm gam-hâneye¸ gelsin nihanı sevdiğim.


 


Ey sevgili… Başımı (aşkın) meyhanesine soksam¸ tenim virâneye dönse. Bir bezm (meclis) gecesi gamhânemizde ortaya çıksa.


 


Başımı ilâhî aşk şarabını içiren meyhânelere soksam. Orada vücudum virâneye dönse. O haldeyken gecelerden birinde Sevgilim geliverse.


 


Kim olsa vasla lâyıkın¸ oldur yolunda sâdıkın¸


Kalmaz¸ kalır mı âşıkın¸ nâm u nişânı sevdiğim.


 


Ey sevgili… Vaslına lâyık olanlar¸ yolunda sâdık olanlardır. Âşığın nam ve nişanı kalır mı? Elbette kalmaz.


 


Hulûsi'yi hayâline¸ bend etsen zülf ü hâline¸


Erse o dem visâline¸ neyler cihânı sevdiğim.


 


Ey sevgili… Hulûsi'yi hayaline (getirsen)¸ zülfüne¸ haline bend etsen. O (Senin) visaline erse¸ cihânı ne yapsın ki?

Sayfayı Paylaş