ÂB-I HAYAT

Somuncu Baba

"Cânın (insanın¸ âşığın) cânâna (sevgiliye¸ Allah'a)
kavuşması maddî bedenle mümkün değildir. Biz kullar
Allah'ın cemalini dünya gözüyle göremeyiz. Bunun
gerçekleşmesi için kişinin dünya defterini kapatması¸ yani
ölmesi gerekir. Hulûsi Efendi¸ bunu çok iyi bilmektedir.."

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde "Ölmeden önce ölünüz." buyurmaktadır. Ölmeden evvel ölenler¸ nefsî arzularını hayatta iken terk etmeyi başararak Allah'ın küllî iradesine tâbi olurlar. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.) Dîvân'ındaki bir beytinde şöyle buyurur:


Ölmeden öndin bul memât hayy ol içip âb-ı hayât


Hem ol ki mahv-ı mahz-ı zât cân vâkıf-ı esrâr ola


 (Ölmeden önce öl¸ sonsuzluk suyunu tadarak diril. Yüce Yaratıcının katındaki gerçek varlığa er de sırlardan haberdâr ol.)


Yaratılış Gayesini Hatırlamak


 Bu beyitte yukarıda arz ettiğimiz hadis-i şerife atıfta bulunulmaktadır. Tasavvufta âb-ı hayat¸ Allah'ın el-Hayy isminin hakikatinden ibarettir. Burada anlatılmak istenen şey insanın yaratılış gayesini hatırlaması ve ona göre yaşamasıdır.


Akıllı insan bu dünyayı bir misafirhane¸ kendisini de misafir olarak görür. Ölüm her kulun nihai kaderidir. Kişi¸ dünyada yapıp ettiklerinden hesap vermek için ölür. Akıllı kişi dünyada yaşarken bu çetin hesabı hep düşünür ve ona göre ölçülü hareket eder. Unutulmamalıdır ki¸ dünya aldatıcıdır¸ fânidir. Ömrümüz sayılı günlerden ibarettir. Fakat kişi bunları çok iyi bilse de hayatına tatbik etmekte ne yazık ki fazlasıyla zorlanır.


Şüphesiz ki ölünce muhasebe yapılacaktır. Herkes yapıp ettiklerinden hesaba çekilecektir. Basiret nazarları güçlü olanlar¸ hesabını dünyada yapar ve ona göre hesap verebileceği bir hayat yaşar. Ölmeden ölen kişiler Yunus'un deyimiyle ne varlığa sevinirler¸ ne de yokluğa yerinirler. Onlar Allah'ın aşkıyla avunurlar¸ onlara gerekli olan sadece Allah'tır.


"Âb-ı hayat" hayat suyu demektir.  Bu¸ insanı ölümsüzleştirdiğine inanılan bir su olarak kabul edilir. Ölmeden önce ölen kişiler¸ yani hesaba çekilmeden kendini (nefsini) hesaba çekenler¸ hayat suyu içmiş gibi olurlar. Çünkü kendini hesaba çekip Allah'ın emir ve yasakları doğrultusunda yaşayanlar¸ sonsuza dek içinde yaşayacakları cennete kavuşurlar. Bu¸ âb-ı hayat içip de sonsuza kadar diri kalmak değil de nedir? Bunu başaranlar tek gerçek olan "vahdet-i vücud" mertebesine doğru yol alırlar. Bu noktadaki kişilere ilâhî sırlar aşikâr olur.


Beyitteki Edebî Sanatlar


Bu beyitte Peygamber Efendimizin "Ölmeden önce ölünüz." hadisine atıfta bulunulduğu için telmih (hatırlatma) sanatı vardır. Yine "âb-ı hayat" ifadesiyle de geçmişteki bir inanca değiniliyor¸ o inanç bize hatırlatılıyor. Burada da hatırlatma söz konusu olduğu için telmih (hatırlatma) sanatı mevcuttur. Beyitte ölmek¸ memat (ölüm) kelimeleri arasında anlam ilişkisi bulunduğu için tenasüp (uygunluk) sanatı bulunmaktadır. Hay (diri)¸ hayat ve ölmek¸ memat (ölüm) kelimelerinin anlamları birbiriyle zıtlık teşkil ettiği için tezat (zıtlık) sanatı vardır.  Söz konusu tezat¸  âb-ı hayat (ölümsüzlük suyu) tamlamasıyla memat (ölüm) sözcüğü arasında da vardır. Hulûsi Efendi (k.s.) bu beyitte ölmeden önce ölmeyi hayat suyu içmeye benzeterek teşbih (benzetme) sanatı yapıyor. İçmek ve âb (su) kelimeleri arasında da tenasüp sanatı vardır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi bir beytinde de şöyle buyurur:


Dil vuslata nâil olup cânâna cân vâsıl olup


Her matlabın hâsıl olup hârın gül-i gül-zâr ola


 (Gönül vuslata ersin; cân¸ cânâna kavuşsun. Her istediğin olsun. Dikenler bile gül bahçesinin gülleri olsun.)


Vuslatı Arzulamak


Hulûsi Efendi bu beyitte bir kısım isteklerde bulunuyor. Bunu bir çeşit dua da sayabiliriz. Bu isteklerinden birisi ve de en önemlisi gönlün vuslata ermesi¸ yani sevgiliye kavuşmasıdır. Cân¸ cânâna kavuşunca bütün acılar sona erecektir. İşte o zaman bütün arzular ve istekler yerine gelmiş olacaktır. Zira vuslattan daha büyük bir mükâfat yoktur. Bu gerçekleşince gül bahçesindeki dikenler de güle dönüşecektir. Yani insanın hiçbir meselesi kalmayacaktır.


Aslında cânın (insanın¸ âşığın) cânâna (sevgiliye¸ Allah'a) kavuşması maddî bedenle mümkün değildir. Biz kullar Allah'ın cemalini dünya gözüyle göremeyiz. Bunun gerçekleşmesi için kişinin dünya defterini kapatması¸ yani ölmesi gerekir. Hulûsi Efendi¸ bunu çok iyi bilmektedir. O zaman vuslatla kastedilen ölümdür. Hazret¸ bir anlamda bir an evvel sevgiliye (Allah'a) erişmek için ölümü istemektedir. Çünkü ölüm¸ bazılarının zannettiği gibi bir firak (ayrılık) değil¸ Mevlâna'nın deyimiyle dostu dosta kavuşturan "şeb-i arûs/düğün gecesi"dir. Bedende mahpus olan ruh¸ bedenin ölümüyle birlikte özgürlüğe kanatlanır. Bu da bir nevi âb-ı hayata kavuşmaktır.


Beyitteki Edebî Sanatlar


Beyitte geçen gül ve hâr (diken) kelimeleri arasında tezat sanatı bulunmaktadır. Vuslat (kavuşma)-nail (muradına eren)-vasıl (ulaşmak)¸ cân-cânân (sevgili)¸ gül-gülzâr (gül bahçesi) kelimeleri arasında anlam ilişkisi olduğu ve de bu sözcükler birbirini çağrıştırdıkları için bu kelimeler arasında tenasüp (uygunluk) sanatı olduğunu söyleyebiliriz. Beytin ikinci dizesinde hâr (diken) ile kastedilen kötüler ve kötülükler¸ gül ile kastedilen de iyiler ve iyiliklerdir. Kötü(ler) dikene¸ iyi(ler) güle benzetiliyor; ama burada benzeyen söylenmediği için açık istiare (eğretileme) yapılıyor. Dilin (gönlün) vuslata erişmesi teşhise örnektir. Dikenlerin gül bahçesinin gülü olması ifadesinde mübalağa (abartma) sanatı vardır. Bu beyitte "olmak" eylemi dört kere tekrarlandığı için tekrir (yineleme) sanatı yapılmıştır.

Sayfayı Paylaş