YİTİRİLEN DEĞER: VİCDAN

YİTİRİLEN DEĞER: VİCDAN

Zamanın ilerlemesi, çevresel faktörlerin değişmesi, mevsimlerin değişmesi, dünyanın sıcak ve soğuk dengesinin değişmesi, insanın yaşam şartlarının değişmesi, iş alanlarının değişmesi gibi yaşadığımız evrende çok yönlü bir değişme söz konusu. Geçmişten bu yana bu değişimler oldu ve olmaya devam ederek dünyanın ömrünü tamamlayacağını düşünüyoruz.

Dünyada bu hızlı değişim karşısında elbette insanın yaşam şartlarının değişmesini, iş olanaklarının değişmesini normal karşılayabiliriz. İnsanî değerlere halel gelmediği sürece, insanlığa faydalı olan her şey makbuldür. Mesela; bu hızlı değişim arasında ortopedik engelli için bir akülü araç, onun tamamen sağlıklı hale gelmesine vesile olmuyor belki ama en azından çıkıp dolaşabilmesine yardımcı oluyor. Diğer taraftan işitmeyen birinin, işitme cihazı imdadına yetişerek iletişim kurmasına yardımcı oluyor. Bunlar dünyadaki teknolojik gelişmelerin insan hayatına etkisinden birkaçı. Hayatımızı kolaylaştıran birçok buluş da sayılabilir. Bilgisayarın hayatımıza girmesiyle birlikte çeşitli iş alanları açıldı, işler daha hızlı bir şekilde yapılmaya başlandı. Kazandıkça kazandık ve daha çok kazanabilmek için durmadan, hızını alamayan otobüs gibi tam gaz yola devam etmeye başladık. Yalnız aşırı sürat, hata yapmaya meyillidir. İnsan hayatını ilgilendiren bir konuda son sürat düşünmeden hareket etmek, geleceğe dair dönüşü olmayan yaralar açabilir. O yüzden insanî değerlerin bir bir düşünülüp hayatımızı ona göre şekillendirmek gerekiyor.

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberde liseli iki öğrencinin av tüfeği ile okul müdürlerini öldürdüğünü okudum. Gençliğinin baharında düşünmeden, belki bir anlık öfkeyle okul müdürlerinin hayatına son vermişler. Tabii bununla birlikte kendi hayatlarını da berbat etmişler. Dört duvar arasında bunu düşünmek için çok zamanları olacak, pişman olacaklar ama ne çare. Eskiden öğretmenlerimiz bizlere nasihat ederlerdi, onların bu nasihatlerine kulak verir, dinlerdik. Şimdi birbirimize tahammül edemiyoruz, sabredemiyoruz ve dinlemiyoruz. Açık söylemek gerekirse çok yanlış yapıyoruz.

Bir nesil yetişirken okula gitmeden evvel aile tarafından insanî değerlerin çocuklara öğretilmesi gerekiyor. Çünkü anne baba olmak sadece çocukları dünyaya getirip onları düzgün bir eğitimden geçirmeden topluma yönlenmesini sağlamak değildir. Yukarıda saydığım kazanma hırsı, çocukların eğitim hakkından mahrum etmeyi gerektiriyor maalesef. Çok kazanmanın bize katacak bir şeyi yok; asıl olan iyiyi, güzeli ve doğruyu kazanabilmek. Çocuklara vicdanı, merhameti, ahlakı, sevgiyi ve saygıyı öğretmemiz elzemdir. Okul hayatına gelene kadar bu kavramları öğrenmeyen çocuklar, maalesef okulda bunları çok iyi öğrenemez. Çünkü gelişim aşamasındaki çocuklar bunu aile okulunda almak durumundalar. Eskiden anne ve babalarımız yanlış şeyler yaptığımızda bizi uyarırdı ve yanlış yaptığımızı anlardık. Günümüzde şahit olduğum bazı olaylarda maalesef ailelerin çocukların yaptığı yanlışlara kayıtsız kaldığını gözlemliyorum. Belki o an bize normal gelmiş olabilir ama biraz muhasebe yapmaya ihtiyacımız var. Ve hiç unutmamak gerekir ki tonlarca para verseniz bile özel ya da resmî hiçbir okul aile okulunda verilmesi gereken eğitimleri tam anlamıyla veremez. Çünkü hepsinin yeri ayrıdır. Biri atlanırsa gelecek adına bazı endişeler duyulması normaldir.

Aileler, çocukları sadece okula göndererek, ceplerine harçlıklarını koyarak onların ihtiyaçlarını sağlamış olmuyorlar. Çocuklarıyla konuşmalı, onlarla sohbet etmeli, sıkıntılarını dinlemeli ve evlerinde haftanın belli günlerinde belirledikleri kitapları okuyarak ortak bir şeyler yapmaları gerekir. Kendi sevdikleri alanlara göre belki balık tutmaya gidebilirler, piknik yapmaya, futbol, voleybol vb. spor aktivitelerini yapmaya gidebilirler. Velhasıl çocuklarıyla beraber zaman geçirmeleri elzemdir. Mesela; bizim eskiden ailece yaptığımız şey pazar kahvaltısı yapmak idi. Babamın işinden dolayı yapabildiğimiz ortak nokta anca bu idi. Akşamları da hep beraber yemek yerdik ve bütün aile bireyleri bir arada olurdu. Konuşurduk. Eskiden bazı eksiklerimizin olduğunu dile getirirdik ama bugüne kıyasla yine şanslı olduğumuzu gözlemliyoruz. Günümüzdeki kazanma hırsı bizi bazı konularda daha fazla kör ettiğini artık kabul etmek gerekiyor.

Yine bir haberde amirin biri uhdesinde çalışan memuru herhangi bir sebepten dolayı tokatlayarak, bağıra çağıra azarlıyor. İnsan olmak hakikaten çok zor değil. İnsan olan herkes iyi bir şekilde davranılmaya, iyi bir şekilde hitap edilmeye layıktır. Ve aynısını karşısındaki kişiye uygulamak zorundadır. Hiçbir sebep karşısındaki insanı tekme tokat dövme yetkisini vermez amirine. Bizim vicdan dediğimiz kavramı hafife almak, insanlığı da hafife almakla eş değer aslında. En yüksek makamda olabilirsiniz; başkan, fabrikatör, devlet başkanı vb. ama hepsinin üstünde bir şey var ki vicdanlı, merhametli bir insan olabilmek!

Toplum olarak aşırı bir öfke içindeyiz. Bunun sebepleri arasında kaygı da var. Gelecek kaygısı duymaya devam ettikçe, arkadaşlarımızla, dostlarımızla konuşup dertleşmedikçe, bir şeyler okuyup kendimizi muhasebeye çekmedikçe ve en önemlisi yalnız kalıp kendimizi dinlemeyip öfkeyle sağa sola saldırdıkça bu ve buna benzer hadiseler korkarım ki daha çok artabilir. Toplumsal hafızanın dirilip kendine gelmesi açısından okumak şart, bu satırları okuyanlar toplumsal hafızanın tekrar hatırlanması gerektiğine inanan kişilerdir. Çünkü okumak bir anlamda insanın kendine saygı duymasıdır.

Sayfayı Paylaş