OSMAN HULÛSİ EFENDİ’NİN (k.s.) HİKMET YÜKLÜ NASİHATLERİ

194-somuncubaba-nasihat

Nasihat bahçesinin en güzel meyveleri Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin hal diliyle izhar olur yarenlerine.
Kutlu dergâhının sohbet ve muhabbet âşıkları özge bir gönül sultanı olan Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin gümrah nehirler misali çağıldayan berrak nasihat damlalarını kimi zaman Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî’nin satırlarında, özel vakitlerde Hutbeler adlı eserinin yaldızlı sayfalarında ve istisna demlerde ise gönle tesir eden Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî’nin kalbe inşirah veren yakuti beyitlerinde sunarlar modern çağın açlık ve susuzluğa mahkûm etmeye çalıştığı yetim ruhlarına.
Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin hikmet yüklü nasihatleri, riya ve enaniyet bataklığına saplanmış modern ama bir o kadar da mazlum çağın insanları için bir rahmet ve merhamet meltemi olarak çıkar karşımıza. Çağın iflah olmaz sancılarını dindirir ve deva bulunmaz türlü hastalıklarımıza derman olur.
“Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma” diye modern asrın kör ve sağır vicdanına haykıran ve eteklerine tutunanları çağa çıkaran bu büyük medeniyet feryadı, yeryüzünü imar ve inşa etmek için gönderilen insanın yolunu şaşırarak âlemi istila etmeye kalkışmasına en büyük başkaldırıdır. Zira insanoğlu, Yüce Rabb’imizin eşref-i mahlûkat olarak takdir ettiği kadr ü kıymetini bedenî ihtirasları uğruna ziyan etmiş ve kendisini farkında olmadan esfele safilin bataklığına duçar etmeye kalkışmıştır. Yüce Mevlâ’nın takdir ettiği ve Sevgili Peygamberimiz’in bütün gücüyle ayakta tutmaya çalıştığı gönlü inşa ve ihya davası, önce insanı ardından da âlemi istilaya yönelince var oluşumuzun terazisi bedenden yana ağır basmış ve ruhlarımız açlık ve susuzluğun kurak iklimlerine maruz bırakılmıştır.
İnsanın Gayesi Yeryüzünü İmar Etmektir
Bu iklimler asırlar boyunca “O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizden yeryüzünü imar etmenizi istedi.”1 ilahî buyruğunun kurak gönüllere huzur efsunlayan yağmurlarıyla yıkanıyor. Kirlenen bedenlerimiz bu berrak sularla arınıyor siyahlıklarından.
Ne var ki bu asırda öylesine bir ihtiras yangınına maruz kalmışız ki aşırı gösterişçi çılgınca bir şehvetin körüklediği yıkıcı ve yok edici bir talanla karşı karşıyayız. Tutkularımız durmak bilmiyor, arzularımız dizgin tutmuyor ve hayallerimiz hep dünyalık biriktirmekten, kaygısızca tüketmekten yana. Âlemi istila etmiş ve topyekûn talan etmeye koyulmuşuz. Tükenmişliğimize aldırmadan kaygısızca tüketiyor adeta fıtratımızı hiçe sayarak bize emanet olarak sunulmuş her bir nimeti yok etmeye kurulmuş bir vaziyet alıyoruz.
İfrata bulaşınca insan fıtrattan da uzaklaşıyor. Ve talana kuruldu mu insan sadece tabiatı tüketmekle kalmıyor.
Var oluşumuzun mayası olan sevgi tükeniyor böylece, aşk bitiyor. Kuru bir ağaca dönüşüyor insan farkında olmadan. Ve Yunus Emre’nin muhteşem bir beyti vuruyor gönül sahillerimize;
Kuru ağacı niderler/ Kesip oda yakarlar
Her kim âşık olmadı/ Benzer kuru ağaca.
Âlemi istilaya kalkışınca insan tükettiği sadece aşk ve sevgi değildir elbette. Güveni kaybediyor, sadakati, şefkati, merhameti… Bizi biz yapan her şeyi ve özetle insanı eşref-i mahlûkat yapan cümle esrarı yitiriyoruz farkında olmadan. Tüketirken tükeniyor ve bitiyoruz aslında.Fetret zamanlarında güçlü bir eldir insanı uçurumun kenarından çekip alacak, bazen de güçlü bir kelam. İşte Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin “Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma” ikazı tükenmişliğimize bir kurtuluş muştusu olarak dokunuyor ve bizi gönlümüzden tutarak adeta çağa yürütüyor. Modern asrın iflah olmaz yangınlarını söndürmek için. Bir de gül ve gönül medeniyetimizin has bahçelerini yeniden yeşertmek ve rengârenk çiçeklerle donatmak için bir umut çağrısı yapıyor yüreklerimize.
Yeryüzünde Kibirlenerek Yürüme!
Yüce Rabb’imizin; “Yeryüzünde kibirlenerek yürüme! Çünkü sen, ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin.”2 ikaz-ı ilahisi bütün gönülleri aydınlatmaya devam ediyor olmasına rağmen bu azgın çağ, kibir, ihtiras ve enaniyetin balçığına saplanarak acı çekmeye devam ediyor. Rabb’imizin bizlere bahşettiği bu kibirden, gururdan ve ihtirastan arınmış medeniyet şahikası, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in bütün hayatına yansımış ve bütün ümmeti için örneklik teşkil etmiştir.
Peygamber Efendimiz’in yolunun yılmaz takipçisi olan âlimler ve gönül sultanlarımız, insanı iflah olmaz enaniyet bataklığından çekip çıkarmak ve tevazuun kanatlarına ulaştırmak için çetin mücadeleler etmişlerdir.
Osman Hulûsi Efendi (k.s.), tasavvufî Türk edebiyatı çerçevesinde yazdığı şiirleri yanında hem hâl ile hem de kâl ile bu tevazu medeniyetinin ayakta durması için insanlığa yol gösteren bir mürşittir. O, âlemi istilaya yönelenlere inat âlemi inşa ve ihya etmeye gayret göstermiş ve bir anlamda İslam medeniyetinin asrımızdaki gür sedası olmuştur. “Sen Hak için âlemin kölesi ol, kulu ol” dizeleri bu anlamda tevazuun, ihlasın ve insanın kendisini bilmesinin anahtarı olarak insanlığın bunalım ve buhranlarına kapı aralayacak bir huzur müjdesi mesabesindedir.
Âlem ile tanış olmaya, barış olmaya, sırdaş ve gönüldeş olmaya davet eden bu yaklaşım, insanı kaybettiği kendisini yeniden bulmaya açık bir davet mektubu gibidir. Tükenirken tükenen insana bir fıtrat çağrısıdır ve “Kendini bilen Rabb’ini bilir.” ilahî sırrının çağın karanlığından çıkarılarak gönüllerimize aşikâr kılınışıdır. Tabiata yabancılaşan insanın kendine ve Rabb’ine yabancılaşışının önünde aşılmaz bir set gibidir bu yaklaşım. Ve kibrin, ihtirasın, enaniyetin kör kuyularında kaybolmaya yüz tutan insanlığımız için öze dönüş çağrısıdır. Asırların ötesinden Mevlânâ şöyle sesleniyordu biz insanlara: “Cömertlikte akarsu gibi, şefkatte güneş gibi, kusurları örtmekte gece gibi, öfkede ölü gibi, tevazuda toprak gibi, müsamahada deniz gibi olunuz.”
Osman Hulûsi Efendi (k.s.), sohbetleri ile binlerce gönül eri yetiştirmiş, bütün zorluklar ve sıkıntılar karşısında sabretmiş, tevazuu ve ihlasıyla küçüklüğünden itibaren herkesin saygı ve sevgisini kazanmayı bilmiştir. O, asırlardan beri bu mazlum beldeleri aydınlatan cömertlik, şefkat, merhamet ve tevazu medeniyetinin sadece bir müntesibi olmakla yetinmemiş aynı zamanda hem eserleri hem de yaşantısıyla bu büyük medeniyeti kendisinden sonraki nesillere aktaran bir irfan köprüsü de olmayı başarmıştır.

Dipnot
1. 11/Hud, 61.
2. 17/İsra, 37.

Sayfayı Paylaş