MİLLET YAPISININ TAHKİMİ

MİLLET YAPISININ TAHKİMİ

Millet; Türkçede, ulus, topluluk, halk, İslâm’da ise din, ümmet cemaat vd. anlamlara gelir. Millet, devleti oluşturan üç temel yapıdan (vatan, millet, otorite) biridir. Sıradan halk yığınları, ortak dil, din, vatan, tarih, gelenek, kültür ve ideal etrafında kenetlendiğinde millet olurlar. Kur’an’da birkaç yerde “Millet-i İbrahim” terkibi geçer. İbrahim (a.s.)’ın milletinin özünde tevhid (Hanif)  inancı vardır. Ortak dil, vatan ve gelenek de birlikteliğin devamını sağlayan temel unsurlar olarak işlev görür.

Hz. Peygamber (s.a.v.), atası İbrahim (a.s.) milletini içine düştüğü batıl inanç, hurafe ve sapıklıktan kurtararak onları sahih inanç ve doğru istikamete/hidayete yöneltti. Milletin birliğini tahrip eden şirk, ırkçılık ve çeşitli zulümlerle mücadele etti. Kur’an, Cahiliye Dönemi Arapların sosyal durumunu, helak olma noktasına gelmiş (ateş çukurunun kenarında) şeklinde tarif ediyor. İbrahim (a.s.)’ın milleti, Kur’an’ın rehberliği ve Hz Peygamber (s.a.v.)’in eşsiz örnekliği sayesinde aynı zamanda Muhammed Ümmeti vasfını da kazanarak çağlar boyu devam edecek olan İslâm medeniyetinin de kurucusu oldular. İslâm davetinin dalga dalga yayılmasında ve farklı ulusların İslâm ile şereflenmesinde din, insan ve ahlak eksenli millet tasavvurunun önemli bir payı vardır.

Tarih boyu siyasî liderler, liderlik yaptığı ulusu cihan devleti haline getirmeye karar verdiklerinde, işe yeni bir millet inşası ya da mevcut millet yapısını tahkim ederek başlarlar. Tarihte ve günümüzde Amerikan adlı bir ulus olmamasına rağmen farklı ırk ve dil mensubu kimselerden sunî de olsa yeni bir millet oluşturulabilmiştir. Amerikalılar farklı dilleri konuşsalar da aynı din (Hristiyanlık) ve aynı kültür ortak paydasında buluşmuşlardır. Avrupa Birliği de, ABD’den ilham alınarak geliştirilen yeni bir Avrupa Milleti oluşturma projesidir. Farklı dil ve etnik gruplardan oluşan Batılıları bir araya getiren, ABD ve AB düzleminde tek millet görüntüsü veren asıl saik, sömürge yoluyla elde ettikleri maddi güç ve refah düzeyidir. Ortak çıkarın bir araya getirdiği Batılıların maddî zaafa uğramaları halinde paramparça olmaları işten bile değildir.

Yeni bir millet oluşturma ve geleneksel İslâm milletini yüceltmenin dünya tarihinde en başarılı örneğini Osmanlılar ortaya koymuşlardır. Osmanlı Döneminde bir Avrupalı Müslüman olduğunda Türk oldu deniliyor, İslâm ile Türk kavramı Batılılar nezdinde eş değer görülüyordu. Osmanlı Devleti yönetimi, Müslüman olan ulusları asli unsur saydığından, farklı ulusların Türklerle kaynaşması hiç de zor olmamıştır. Osmanlı bakiyesi olan Anadolu da yaşayan ana dili Kürtçe, Çerkezce, Lazca, Gürcüce, Boşnakça, Arnavutça olan unsurlar sorulduğunda rahatlıkla ben Türk’üm diyebilmekte, böyle dediğinde de aslında ait olduğu kavmi değil milleti ifade etmek istemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M. Kemal Atatürk de Türk unsurunu merkeze alarak altı temel ilke doğrultusunda yeni bir ulus inşası için çalışmış fakat dinin ve bin yıllık geleneğin ikinci planda kalması, model olarak Avrupa’nın alınması uygulamada ciddi toplumsal sorunların yaşanmasına yol açmıştır.

Modern Endonezya’nın kurucusu Sukarno (1949-1966) Atatürk’ü örnek alarak Pança Sila ideolojisi ile (Beş ilke: Hukuk, siyaset, ekonomi, sosyal kalkınma ve çoğulculuk) iktidarda kaldığı 17 yıl içerisinde 13.000 adadan oluşan, yüzlerce yerel dilin konuşulduğu, beş büyük din (İslâm, Katolik, Protestant, Hinduizm, Budizm) ve onlarca mahallî batıl dinin yaşandığı, o tarihlerde nüfusu 100 milyondan fazla olan karmaşık uluslar topluluğunu millet haline getirmeye çalışmıştır.

Sukarno’nun, her ne kadar siyasi birliği sağlamada başarılı olsa da toplumsal barışı sağlamada başarılı olduğu söylenemez. Zira 1965 yılında Komünist Parti’nin iktidara gelmesi ile başlayan terör olayları ve iç isyanda 2 milyondan fazla insan ölmüştür. Endonezya’nın en büyük muhalefet hareketinin lideri Suharto’nun 1967 yılında devlet başkanı olarak seçilmesini müteakip 30 yılı aşkın iktidarda kaldığı dönemde tek millet oluşturma çabasında İslâm dininden yararlanıldığı ve İslâmlaşma politikasının güdüldüğü görülmektedir. Suharto, önce adını Muhammed olarak değiştirerek işe başlamıştır. İslâmî okulların açılmasını ve din eğitimini desteklenmiş, hac ibadeti devlet desteğine ve organizasyonuna alınmıştır.

Günümüzde Endonezya gelişmekte olan İslâm âleminin nüfusu en kalabalık ülkesi durumundadır. Suhorta birçok dinin ve kültürün rekabet halinde olduğu Endonezya’da İslâm’ın evrensel prensiplerinden ve sulhu önceleyen yaklaşımlarından yararlanarak iç barışı sağlamıştır.

Son birkaç yıldır Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın rabia işaretine verdiği anlamla (tek devlet, tek bayrak, tek millet, tek vatan) haddi zatında İslâm milleti yapısını tahkim etmek istediği anlaşılmaktadır.

Rabia teması, iyi anlaşılması halinde hem etnik bölücülüğe (PKK/PYD) hem de din istismarı ile yapılan ulusal ve evrensel tahribata (FETÖ) karşı etkili bir panzehirdir. ABD ve AB, kendi içinde genişlemeye ve birliğini tahkim etmeye çalışırken neden an itibarı ile Irak ve Suriye’yi, yakın gelecekte de Arabistan, İran ve Türkiye’yi parçalamak istemektedir? Küçük lokmaların yutulması daha kolay olacak da ondan. Bu tabloyu, aklını kullanan ve düşünen herkes rahatlıkla bu şekilde yorumlayabilir.

O halde zaman, safları sıklaştırma, hakkın huzurunda tazimle, batılın karşısında hiddetle kıyama durma zamanıdır. Zaman, tefrikaya geçit vermeme, her türlü ayrışmayı bertaraf etme, haince planlara karşı uyanık olma zamanıdır.

Sayfayı Paylaş