ES-SEYYİD OSMAN HULUSİ EFENDİ HAZRETLERİNİN BAZI ÖNCELİKLERİ

236 Dergi-38

Zâhir ve bâtın şehrinin imarında nice temeller atan merhum Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri’nin hayatına baktığımız zaman yılmadan, usanmadan İslâm’ın yüce ahlâk prensiplerini hâl ve kâl ile sürekli insanlara hatırlattığını görüyoruz. Özellikle onun sade ve anlaşılır bir dille hazırlamış olmuş olduğu hutbeler vesilesi ile adeta programlı bir ahlâk eğitimi verdiğini müşahede ediyoruz.

Bu etkili ve enfes hutbelerle Hulûsi Efendi Hazretleri, nice gönüllere girmiş, nice sinelere ahlâk tohumları ekmiş ve nice ahlâklı nesiller yetiştirmiştir. Mesele örnek olarak vermek gerekirse, 49. hutbesini açıp okuduğumuz zaman adeta mest oluyoruz. Bu kısa hutbede veciz bir şekilde, insanların birbirleri ile görüşüp muaşeret etmeleri, samimiyet, tevazu, sadelik, tatlı dil ve gülümseme ile birbirlerine muamele etmeleri, aralarındaki küskünlüğü dargınlığı uzatmamaları, birbirilerine hüsnü zan etmeleri, birbirlerinin hatalarını kusurları gizlemeleri, dostlarını arkadan müdafaa etmeleri ve bunun gibi birçok ahlâkî tavsiyelerde bulunulduğunu görüyoruz.

Ahlâka Önem Verirdi

İnsanların terbiyesi ile uğraşmak bilindiği gibi hem zor hem de zahmetli bir iştir. Bu bakımdan Hazret’i anlatırken öncellikle onun insanların ahlâkî tekâmülünü kendisine dert edinen sabırlı bir mürebbi oluşuna dikkat çekmek istedik. Peki, niçin Hazret hutbelerinde ahlâkî konulara bu derece önem veriliyordu? Çünkü Hulûsi Efendi halkın içinde olan, gözlem yapan ve toplumun ihtiyaçlarını bilen bir veliydi. Yaşadığı toplumun zaaflarını biliyor ve onların bu ahlâkî öğütlere muhtaç olduğunu seziyordu. Ve onları kırmadan, incitmeden hutbelerinde bu hususları bir bir dile getirerek, İslâm ahlâkının toplumda egemen hale gelmesini arzuluyordu. Toplumun ahlâkî tekâmülü yolunda hizmet ederken de öyle üç beş faaliyet yapıp sonra hemen sonuç alalım arzusunda değildi. Tabiri caizse bu işe ömrünü vermiş, gönlünü koymuştu.

Onun sabırlı bir mürebbi oluşu en başta gündelik hayatında tezahür etmekte, her sözü ve her hâli ile insanlara güzel örnek olmaktaydı. Mesele onun ahlâkî örnekliklerinden birisi de insanları hayırla yâd etmesidir. Bir ömür boyu mürşidinin sevgisiyle yaşayan Hulûsi Efendi her fırsatta mürşidi İhramcızâde Hazretleri’ni hayırla anmış ve kimi zaman da onun için şiirler yazmıştır. O evlatlarını ve evlatlarından ayrı tutmadığı ihvanlarını hep güzel vasıflarla anmış, kendisi ile birlikte açlık günlerine sabreden hanımını da yine şükranla anarak insanları hayırla anma hususunda bizlere güzel bir numune olmuştur. Hatta onun bu özelliğinden dervişleri aynı ortamda cem etmesinden dolayı semaver bile nasibini almıştır. Bazı zamanlar semaverle ilgili vecizeler söylemiştir.

Onun hayırla yâd ettiklerinden birisi de biricik babacığıdır. Babası için söylediği fakiri çok etkileyen; “Ey gamlı gönlümün gamlı neş’esi/Ey dertli cân u hem dermanım baba” diye bir şiiri vardır ki bu şiir birçok gönül sahibini duygulandırmıştır. İnsanın babasını böyle güzel bir şekilde anması çocuk terbiyesi ilmi açısından da son derece önem arz etmektedir. Nitekim bu şiirde bizlere şöyle bir mesaj verilmektedir: Anne babanızı çocuklarınızın yanında hayırla yâd ederseniz, çocuklarınız anne baba nasıl sevilir, büyüklere nasıl hürmet edilir, nasıl hayırla yâd edilir öğrenmiş olurlar. Anne babasını hayırla yâd etmeyi unutan modern insan için bu şiir gerçekten de muhteşem bir hatırlatmadır.

İrfan İnsanıydı

Hulûsi Efendi Hazretleri’nin en önemli özelliklerinden birisi de ilme, irfana, edebiyata ve sanata kıymet veren bir zat olmasıdır. Sanat deyince insanın aklına bir “güzellik anlayışı”, bir “muntazamlık vurgusu” ve de tertip, düzen ve uygunluk gibi Müslümanın hâlet-i ruhiyesini ifade eden kavramlar aklımıza gelir. İşte Hulûsi Efendi bütün bu kavramları iç dünyasında toplayan bir zattır. Zannederiz ki onun ruhundaki sanatkâr meziyetlerin bir yansıması, söylemiş olduğu mükemmel şiirler olmak ile beraber bir yansıması da kendisinin mücellit olmasıdır. Zira ciltleme sanatı, ancak tertip, düzen, ölçü, intizam ve incelik gibi vasıflara sahip olan kimselerin yapabileceği bir sanattır. Belki de küçükken marangozun yanında çıraklık etmesinin de onun intizam duygusuna sahip olmasında etkisi olmuştur.

Düşünce planında hayatta her şeyi yerli yerine koyan ve vaktin icabı olan ameli işleyen Hulûsi Efendi’nin bu yönünü; yani içe ve dışa dönük intizamını onun sanat ile olan bağından anlıyoruz. O tarif-i imkânsız ahenk ve güzellikteki şiirleri de buna işaret ve şahitlik etmektedir. Heyhat! Ruhta bir intizam olmasaydı, onun şiirinde kelimeler bu kadar muntazam seçilebilir miydi?

Onun ruhları coşturan şiirlerinin bu gün hak ettiği yerde olmamasının nedeni ise maalesef insanımızın o şiirlerin dünyasından uzak ve mahrum kalmasından kaynaklanmaktadır. Yaklaşık iki yüz yıldır Anadolu insanı irfanî bir çoraklaşmanın neticesinde, bu edebi seviyeye uzak kalmıştır. Ne zaman ki seviyemiz yeniden yükselirse işte o zaman Hulûsi Efendi’nin ve diğer büyük mürşidlerin eserlerini ve şiirlerini daha iyi anlayacağız.

Hulûsi Efendi (k.s.)’nin ilme ve irfana verdiği önemi gösteren en önemli yönlerinden birisi de küçük yaşlardan itibaren müstesna eserlerle zenginleştirdiği geniş bir kütüphane oluşturmasıdır. Bu güzel kütüphanenin anahtarlarını “Bizim mirasımız budur.” diyerek çocuklarına emanet etmiş ve onlara o eserlerden daima istifade etmelerini tavsiye etmiştir. Küçücük bir ilçede bu çaplı bir kütüphanenin kurulması aynı zaman da onun büyük ufkunu da gözler önüne sermektedir.

İtidali Önemserdi

Efendim bir yer de intizam varsa orada itidal de vardır. Hazret’in sanat ve edebiyattaki intizamlı halet-i ruhiyesinden bahsettikten sonra şimdi de birkaç cümle onun itidalli dinî duruşundan bahsetmek istiyoruz. Bütün ehl-i sünnet ve cemaat âlimleri gibi merhum Hulûsi Efendi (k.s.) de hayatında her türlü aşırılıktan ve abartıdan uzak durmuştur. “Orta yol” üzerinde itidalli bir din anlayışına sahiptir. Müritlerini sahih itikada yöneltmiş, tartışmalı mevzulara girmekten ve kafaları karıştırmaktan ısrarla kaçınmıştır. Sade, net ve berrak bir şekilde sadece İman ve İslâm hakikatlerini anlatmıştır.

Tasavvuf anlayışında da itidal üzere olup, aşk neşvesi ile yazdığı şiirlerinde dahi yanlış anlaşılmaya müsait aşırı ifadelerden kaçınmıştır. Nakşiliğin verdiği ağırlıkla şiirlerinde Allah ve Rasûlullah sevgisini en derin ve samimi bir şekilde kelimelere dökmüştür. Tanıyanların ifadesiyle ondaki olgunluk, ağırlık ve ciddiyet küçük yaşlardan beri kendini göstermiştir. Duruşuyla, bakışıyla tabir-i caizse ağırdır ve saygınlık uyandıran bir yapısı vardır.

Bu ağır ve saygın hâli hitabet tarzına da yansımıştır. Sakin ve derinden ilerleyen, gönüllere derinden tesir etmeyi tercih eden bir hitabeti vardır. Cemaati coşturmak için heyecanlı veya hararetli konuşmalar yerine mânâ ve hikmetlerle gönüllere nüfuz etmiştir. Onun bu konudaki itidalini şu hatırada görmek mümkündür. Bolu’da bir camide hiddetli, hararetli ve haşin tavırlarla vaaz eden bir vaizi görmüşler ve namaz sonrası yanındakilere şöyle buyurmuşlar: “Evladım, deli dolu yağan yağmur ekine fayda vermediği gibi, tarlayı da harap eder. Hâlbuki sağanak sağanak yağan yağmur ise toprağın içine işler. Ekine faydalı olur. Vaiz efendi çabuk yağıp geçen yağmur gibi idi.”

Allah İçin Hizmeti Önemserdi

Mahlûkata ve hususan insanlığa hizmet hususunda Hulûsi Efendi tıpkı üstadı Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Hazretleri’nin yolundan gitmiştir. O da mürşidi gibi tasavvufu sadece dervişlere zikir ve manevî ders tarif etmek olarak görmemiş, memleketin maddî ve manevî ihyası için çalışmayı da birer ibadet olarak değerlendirmiştir. Malum olduğu üzere İsmail Hakkı Efendi memleketi Sivas’ta birçok eserin yapım ve onarımında öncülük etmiştir. Bunlardan birisi de 1954’e kadar bir harabe görünümünde olan Sivas Ulu Camii’nin onarılmasıdır. Sivaslılar bu velinin peşine takılmış ve o yokluk günlerinde yaptıkları bağışlarla o tarihî mirası yeniden ayağa kaldırmışlardır.

İşte bu heyecan verici imar ve ihya faaliyetlerinin aynısını Hulûsi Efendi de Darande’de yapmıştır. Sivil inisiyatif alarak cami, okul, vakıf, hastane ve kütüphane gibi çeşitli hizmet kurumlarının açılmasında ve yol ve çeşme gibi sadakayı cariyelerin hizmete girmesinde öncülük etmiştir. Onun hizmetleri burada sayılamayacak kadar çoktur. Şeyh Hamid-i Veli Camii‘nin ihyası ve onarımı bu hizmetlerden yalnızca bir tanesidir ki bunu özellikle zikretmemizdeki maksat Sivas Ulu Camii’nin imarını üstlenen üstadı ile olan benzerliğini ortaya koyabilmek içindir.

Hulûsi Efendi (k.s.) nerede ne yapılacaksa “Bu da bizim üstümüze kalmasın.” ya da “Bunu da başkaları yapsın.” dememiş, “Bismillah!” diyerek o işe el atmıştır. Lise yaptırma derneğinden tutun Kur’an Kursu yaptırma derneğine kadar yirmi civarında dernekte bizzat hizmet etmiştir. Bu hizmetler içerisinde ilk defa bir ilçeye İlahiyat Fakültesi’nin kazandırılması vardır ki bu oldukça dikkat çekicidir. Gül şehri Darende’nin manevî atmosferine yakışan bu fakültenin daha sonraki yıllarda Darende’den taşınması ise ayrı ve üzücü bir konudur. İnşallah zaman zaman sıkıntılar olsa da Hulûsi Efendi’nin açtığı çığır daha da büyüyecek ve hizmetlere devam edecektir.

 

Sayfayı Paylaş