DOSTLUĞA DAİR

Mahallede, okulda, askerde, işte ve muhtelif yerlerde tanıdığımız, eşit şartlarda, aynı ortamları paylaştığımız ve insana olan saygımızın bir gereği olarak, kişiliğinin özel oluşunu kabul edip saygı duyduğumuz kimselere arkadaş deriz. İnsanlar, çevresinde tanıdığı kimselerden bazılarını, kendisine yakın bularak ilişkiyi özelleştirme ve özel duygularını paylaşma ihtiyacı duyarlar. Arkadaşlarımız arasından beğendiğimiz ve ikili ilişkileri samimiyet ölçülerine göre geliştirdiğimiz kimselere de dost deriz.
Dostluk, aralarında inanç, duygu, düşünce ve gaye benzerliği olan ve birbirini içtenlikle seven iki veya daha fazla insanın, herhangi bir menfaat gözetmeden samimiyet esasına göre kurduğu yakın arkadaşlıktır.
Arkadaşlar kısmetimiz, dostlar tercihimizdir. Arkadaşla o anı, dostumuzla geleceği paylaşırız. Arkadaşla fizik gücümüz, dostla ruh gücümüz işbirliği hâlindedir. Arkadaşa elimizi, dostumuza kalbimizi veririz. Arkadaşı biz seçeriz, dost bizi seçer. Arkadaşı gerektiğinde biz değiştiririz, dost ise bizi değiştirir. Bu sebeple dostlarımız, fazilet yönünden ya dengimiz ya da bizden daha kıdemli kimseler olmalıdır. İyi bir dost, yüzlerce öğretmen kadar eğitici ve öğretici, bir ebeveyn kadar geliştirici ve koruyucu ve karizmatik bir lider karar sürükleyici ve dönüştürücü bir etkiye sahiptir. Dostun dost üzerindeki etkisini Sevgili Peygamberimizin şu mübarek beyanı çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
“Kişi dostunun dini üzeredir. O hâlde sizden birisi seçeceği dosta dikkat etsin.”1 Bu hadis-i şerifte dostluğu, “halil” kelimesi ifade ediyor. Allahu Teâlâ insanlığın atası İbrahim Peygamber’e de “halilim!” demişti. (İbrahim Halilullah)
Dostluk, ilahî bir nimettir. Kalplerin birbirine yaklaşması ve insanların kardeş gibi birbirleriyle dost olmaları Allah’ın lütfu sayesinde olmuştur.2 Dostluğun yaratıcısı olan Allah, aynı zamanda dostluğun en iyi uygulayıcısı ve dostluk ilişkisinin en sadık tarafıdır. Bu ulvî dostluğun diğer tarafında ise mü’minler vardır.3 Allah bu durumu bizzat kendisi söyle haber veriyor:
”Allah’a sarılın. O sizin Mevla’nızdır. O ne güzel Mevlâ’dır.”4 Bu ayetlere istinaden biz mü’minler de, Allah’ı anarken bazen de “Yüce Mevla’mız” diyoruz. Bu tabir, en büyük dost ve yardımcı anlamını ifade ediyor. Fakat Allah’ın bizimle dostluğu, halil düzeyinde değil velayet düzeyindedir. Yani “Allah mü’minlerin velisidir.” denildiğinde bununla Allah’ın mü’minlere olan yakınlığı kastedilir ve mü’minlerin sahibi ve yardımcısı olduğu ifade edilir.
Mü’minlerin dostları/velisi “Ancak Allah, (Onun) Rasûlü ve rükû yapan, namaz kılıp, zekât veren mü’minlerdir.”5 İman edenler ve davranışları dinî ölçülere uygun olanlar, Allah’ın dostluğuna layık olan kimselerdir. Böyleler için herhangi bir korkuya yer yoktur, bunlar üzülenlerden de olmayacaklardır. Allahu Teâlâ, dostlarına dünya ve ahiret müjdesi ve mutluluğu va’d etmektedir.6
Allahu Teâlâ, mü’minlerin birbirleriyle olan dostluğunu da şu ayetle tescil ediyor:
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. Onlar birbirlerine iyiliği emreder ve kötülükten alı korlar. Namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler.”7 Allah ahiret günü şöyle seslenecek: “Benim için birbirini sevenler nerededir? Onları, gölgemden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı şu günde gölgelendireceğim.”8
Dostları birbirine bağlayan sevgidir. Dostluğun derecesi aradaki sevginin gücü kadardır. Dostluğun dünyevî mükâfatı, dayanışma ve mutluluk, uhrevî mükâfatı ise Cennettir. Dostluğu bir ağaca benzetecek olursak, çekirdeği sevgi, gövdesi ve dalları iyilik, meyvesi ise mutluluktur. Bu ağacı sulayan, besleyen ve geliştiren gıda da yine sevgidir. Dostumuz anlamına gelen Mevlâna unvanını, ziyadesiyle hak eden Mevlâna, dostluğun faydasını şu veciz sözleriyle ifade ediyor: “Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap.”, “Gönlü aydın bir kişiye ram olmak, padişahlara taç olmaktan iyidir.”
Dostlar, duygu ve düşüncelerini paylaşarak birbirlerini ve kendilerini geliştirmenin dışında somut bir takım faydaları da gönüllü olarak birbirlerine armağan ederler. Peygamberimiz (s.a.v.) iyi bir dostun faydasını ve kötü arkadaşın zararını şöyle bir örnekle açıklamıştır:
“İyi bir arkadaş, misk satıcısına benzer. Sana miskini sürmese de kokusunu hissedersin. Kötü arkadaş da körükçü gibidir. Sana körüğün isi dokunmasa bile dumanı isabet eder.”9 Dostu vesilesiyle doğru yolu bulmuş ve dostu yüzünden sapıtmış insanların sayısı hiç de az değildir. Bazen şeytan ve şeytana uymuş kimseler, iyileri dostane bir yaklaşımla ve masumane gibi görünen telkinlerle aldatmaya çalışır. Çirkin işleri telkin eden birisi, olsa olsa Şeytan veya onun işbirlikçisi olabilir. Oysa şeytan hain bir dosttur ve dostlarını sadece ateşe sürüklemektedir.10
Kötülükte ısrar olmadığı sürece bir kusurundan dolayı dost terk edilmez. “Hatasız dost arayan dostsuz kalır.” Herkes hayatının bir yerinde önemli hatalar yapmıştır. “Kötülüğe kötülük her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin vasfıdır” derler. Dostluğu ancak er kişiler kurabilir ve yaşatabilirler. Bu gerçeği şu ayet-i kerimeden daha güzel anlatan başka bir ifade yoktur: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen( kötülüğü) en güzel şekilde önle. O zaman seninle aranda düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.”11
Nedense dost deyince hep dışarıdaki samimi arkadaşlar akla geliyor. Oysa en yakın dostumuz, sevgili eşimiz olmalıdır. Çünkü onunla, hiç kimseyle olmadığı kadar hayatı paylaşıyoruz. Annemiz, babamız ve çocuklarımızla da dost olduğumuzda, başarı ve mutluluk yolunda büyük bir mesafeyi kat etmiş olacağız. Aile içinde hizmetlerin dostça yürütülmesi, ilişkilere sıcaklık ve içtenlik katar. Bu durumda en zor işleri aşmak için verilen çaba bile insana zevk verir. Öte yandan kaderin cilvesiyle aynı mekânı paylaşmak durumunda kalanların arasındaki yakınlık, hukukî ve biyolojik yakınlıktan ibaret kalır. İlişkiler, zoraki ve bencilce cereyan eder.
Aile bireyleri dışında, sırasıyla akraba, komşu ve iş arkadaşlarımızdan bazılarını ya kendimize yakın bulduğumuz için bizzat kendimiz seçeriz ya da iyi niyetli ilişkiler ve faydalar neticesinde dostluk zamanla kendiliğinden oluşur. Dost, dostunun gönüldaşı, dost çocuklarının amcası, dayısı, halası ve teyzesi, dost eşinin ağabeyi ya da ablası, dost babasının evladıdır. Anne ve babamızın dostları, dolayısıyla bizim de dostlarımızdır. “Ölen babam için ne yapabilirim?” diye soran bir sahabiye Peygamberimiz (s.a.v.), “Babanın hayattaki dostlarını ziyaret et”12 tavsiyesinde bulunmuştur.
Dostlar birbirlerine elbette yardımcı olacaklardır fakat sırf çıkar sağlamak için kurulan dostluklar iyi niyetten uzak olduğu için hiçbir değer ifade etmez ve böylesi dostluklara menfaat çetesi demek daha uygun olur. Birbirlerine kötü işlerde yardımcı olanlar, aslında uzun vadede birbirlerine ihanet etmektedirler. Allah, “Muttakiler müstesna (dünyada iken kötülükte) dost olanlar o gün birbirlerine düşman kesilirler.”13 buyuruyor. Yürümeyen ve bozulan dostluk ilişkilerini incelerseniz temelinde mutlaka bir çıkar çatışması olduğunu göreceksiniz. O hâlde dost seçerken dostumuzun, imanlı, samimi, ilkeli ve şahsiyetli kimseler olmasına özen göstermeliyiz.
Gerçek dost bulmak zor, kaybetmek kolaydır. Gerçek dost her türlü fedakârlığa layıktır. Dost arayanlar önce kendisiyle dost olmalıdırlar. Kendisine dost olamayanlar başkasına hiç dost olamazlar.
Dostluğun gereğini ve ilkelerini maddeler hâlinde de belirtecek olursak:
1.    Dostluk, iman ve sevgi gibi duygusal bir ihtiyaçtır.
2.    Gerçek dost (Mevlâ) Allah’tır. İlahî ölçülere göre Allah’ın dostu olanlar dolayısıyla bizim de dostumuzdurlar.
3.    Dostluk sevgi ve samimiyet temeli üzerine kurulur ve müspet olan her konuda karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma ile devam ettirilir. Kötülükte yardımlaşanlar gerçekte birbirlerine ihanet etmektedirler.
4.    Birbiriyle dostluğa en fazla muhtaç olanlar aile bireyleridir.
5.    Dostlar, birbirlerini tamamlayarak kendilerini geliştirirler. Bu esnada ortaya çıkan kolektif mutluluk, içinde yaşadıkları toplumun da huzur ve güvenine katkı sağlar.
Sevgi yurduna dostluk treni ile gidilebiliyor ve sevgi yurduna sadece dost olanlar kabul ediliyorlar, selam ve esenlik yurdu olan cennete de.

Dipnot

1.    Nevevi, Riyazu’s-Salihin, I/398.
2.    Bkz: 3/Al-i İmran, 103.
3.    2/Bakara, 257; 47/Muhammed, 11.
4.    22/Hac,78; 66/Tahrim, 2.
5.    5/Maide, 55.
6.    Bkz. 10/Yunus,62-64.
7.    9/Tevbe,71.
8.    Nevevi, a.g.e. I/409.
9.    Mişkat’ul-Mesabih,5010.
10.    22/Hac, 4.
11.    41/Fusilet,34.
12.    Nevevi, a.g.e I/374.
13.    43/Zuhruf, 67.

Sayfayı Paylaş