ÇOCUKLARDA ALLAH (C.C.) SEVGİSİ

208-ali.özkanlı

Çocuğunuzun inançsız olmasını istemiyorsanız; Allah’ı ceza veren, yakan, taş yapan biri olarak göstermeyin. Çocuklarımıza Allah’ın her şeyi yoktan var ettiğini, bize her türlü güzelliği verdiğini, daha da güzellerini ahirette vereceğini anlayacakları şekilde anlatmalıyız. Cennette her türlü yiyeceğin ve içeceğin olduğu sonsuz bir yaşam sürüleceğini, orada ölümün, hastalığın, kötülüğün, acının, yaşlanmanın olmadığını, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşanacağını, O’nun istediklerini yapınca da bizi daha çok seveceğini anlatmalıyız.

Çocuğa ibadetleri zorla yaptırmayın. Dinle ilgili sorularına baştan savma ya da bilgisizce cevaplar vermeyin. Allah’ın sevgisinden, cennetinden, bize verdiği sonsuz ve sınırsız nimetlerinden bahsedin. Çocuklarımızı devamlı Allah ile korkutur, O’nun yaramaz çocukları cehennemine atacağını, orada ateşler içinde yakacağını söylemek çocuğu inançsız olmaya yöneltebilir. Zorla dinini, duaları öğretmek, zorla namaz kıldırmak, ibadetlerini yapmayınca dövmek çocuğun inançsız olmasına sebep olabilir. Ayrıca din görevlilerini, dindar insanları küçültücü, aşağılayıcı, küçük düşürücü sözler söylemek çocuğun dinsiz olmasına sebep olabilir. Dindar insanların aleyhinde konuşmak, küçük hatalarını abartarak pireyi deve yapmakta çocuğun dinsiz olarak yetişmesine sebep olabilir. Allah seni taş yapar, cehenneme atar vb. sözlerle çocuklarımıza iyilik yapayım derken kötülük yaptığımızı unutmayalım.

Çocuklarımıza Allah’ı sevdirmenin yollarını arayıp bulmalı, Allah’ı korkutan ve korkulan değil, seven ve sevilen olarak öğretmeliyiz. Çocukların bizlere Rabb’imizin bir hediyesi olduğu gerçeğini asla unutmayalım. Çocuklarımızı hem yaratanını razı edecek, hem de bizleri mutlu edecek şekilde yetiştirmek istiyorsak, çocuklarımıza sevgi metoduyla yaklaşmalı bu yolda azim ve sabırla devam etmeliyiz. Toplumda iyi yetişmiş, çevresine faydalı olmuş kişilerin büyük bölümünün küçük yaşlardan itibaren özel bir sevgi eğitiminden geçtiğini görmekteyiz.

Yaşadığımız çağa, yetiştireceğimiz çocuklarla damgamızı vurmak istiyorsak çok çalışmamız gerektiğini bilmem söylememe gerek var mı? Emek olmadan yemek olmayacaktır. Çocuklarımıza konuştuklarımızı anlamaya başladıkları andan itibaren Allah’ın sevgisinden bahsedersek tekrarladığımız bu bilgiler geri bildirim sonucunda çocukların o tatlı dillerinden dökülmeye başlayacaktır. Allah’ın bizlere verdiği nimetleri saymakla bitiremeyiz. Bu nimetleri çok güzel bir şekilde öğrettiğimizde çocuklarımızın kalbinde Allah sevgisi oluşur ve Allah’a âşık bir nesil meydana gelir.

Bir hadis-i kutsîde: “Beni kullarıma sevdiriniz. Kullarıma nimetimi anlatın. Nimet sahibini tanırlarsa beni severler. Kulum beni diğer kullarıma sevdirirse ben de onu severim.” buyrulmaktadır. Bunun bize çocuk eğitiminde anahtar olabileceğini düşünüyorum.

Çocuğumuzun daha anne karnında iken konuşmaları duyduğunu, sevgi dolu sözcükleri anladığını bugün tıp tespit etmiştir. Minik bir bebeğin karşısında ağlandığı zaman, dudaklarını büzüp ağlamaya başladığını görmüşüzdür. Anne karnındaki çocuğun anne-babanın sesini diğerlerinden ayırabildiğine göre, anne-babanın yaratıcısından bahsederken ses tonundan, onu çok sevdiğini fark edecektir. Gözlerimizin parıltısı, sesimizdeki ona olan hayranlık ifademiz onu da etkileyecektir.

Çocuklarımıza konuşmaları anlamaya başladığı andan itibaren gördüğü her güzellikte, yediği her nimette “Bunu sana Allah verdi! Bak yavrum! Rabb’imiz bizlere ne güzel nimetler vermiş.” diye yavrumuzla konuşmalıyız. Çocuğumuz her gördüğü güzel şeyde Allah’ı hatırlayacak ve ona olan sevgisi büyüyecektir. Çocuklarımızı Allah’la korkutmak yerine Allah’ı sevdirerek yetiştirelim ki Allah âşığı bir nesil oluşsun.

“Çocuğun kişilik gelişiminde en etkili kurum ailedir. Aileden sonra çevre gelmektedir. Çocuğun aileden almış olduğu örnek davranışlar, sokak ve arkadaş grubundan aldığı davranışlarla uyuşuyorsa, çocuğun kişilik yapısında olumlu bir etkisi olur. Çocuklar anne-babanın ortaya çıkardığı bir eserdir. Çocukta görülen hatalı bir davranışı dışarıda aramak yerine, önce biz kendimize bakarak bu yanlış davranış acaba bizde var mı, yok mu diye kendimizi bir hesaba çekelim. Eğer ki hata bizde ise çocuğumuza yapacağımız nasihatlerin hiçbir değeri olmayacaktır. Çocuğu tanımak, ruh ve beden gelişimini bilmek eğitimde ilk yapacağımız hareket, atacağımız ilk adımdır. Çiftçi nasıl toprağını tanıyorsa eğitimci de çocuğu her yönüyle tanımak zorundadır. Çocuğun en önemli ihtiyacı sevgi ve ilgidir. Çocuğun sütten daha çok duygusal gelişime ihtiyacı vardır. Annenin sevgisi, ilgisi, sıcaklığı ve kokusu çocuk için çok önemlidir. Annenin çocuğunu kucağına alması, öpüp okşaması, koklaması, ona gülmesi çocuk için huzur kaynağıdır. Sevgi ve şefkat gören çocuklar, görmeyenlere göre daha sağlıklı yetişmektedir.”

Gelişme dönemlerindeki özellikler tesiriyle bağımsız hareket etmeye özenen çocuğun kendi istekleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiğine inanan büyükler, kendi tehdit ve cezaları boşa gittiği zaman; “Anne-baba sözü dinlemeyeni Allah taş yapar, yemeğini tabağında bırakanı cehennemde yakar, kötü laf söyleyeni Allah dilsiz yapar.” gibi uyarılarla Allah korkusunu çocuğun kafasına yerleştirmektedir.

Allah çocuklara (c.c.) kendisinden her zaman korkulması gereken biri olarak tanıtılıyor. “Allah senin yaptıklarını görüyor, eğer yalan söylersen, ağlarsan seni çarpar!” diye söyleniyor. Çocuklar Allah’ın yalnızca azap verici olduğunu zannediyor. Daha sonraları öyle olmadığı öğreniliyor ve büyüklerin yalnızca susmam için ya da kendilerini rahatsız etmemem için öyle söylemiş oldukları anlaşılıyor.

Anne-baba çocuğun yanlış bir hareketini gördükleri zaman; “Allah taş yapar, gözünü kör eder, cehennemde yakar.” vb. ifadelerle çocuğu vazgeçirmeye çalışmaları onların gerek ruh sağlığı ve gerekse sonraki hayatı için zararlı olacaktır. Allah’ı cezalandıran, azap veren biri olarak tanıtmak eğitim sistemine ters düşmektedir. İbn-i Haldun: “Çocuğun yapmış olduğu hataları düzeltirken, çocuğa sert davranmak, ona zarar verir, çocuğun gönlünü alarak ve ona karşı yumuşak davranarak düzeltilmesi gerekir.” diyor.

Dinî ve ahlâkî yönden uygun olmayan kelimeler söyleyen bir çocuk, sert şekilde cezalandırılmamalı, bunun yerine ona böyle kelimeleri konuşmanın doğru olmadığı, çocuğun anlayabileceği bir dille ifade edilmelidir. Ancak burada şunu belirtmeliyiz ki, çocuğa karşı hoşgörülü olmakla, onun şımarmasına imkân verecek bir tavır içinde olmak aynı şeyler değildir. Aşırı ve gereksiz hoşgörüden doğan şımarıklık çocuk için oldukça zararlıdır. Böyle ortamda yetişen çocuk kendine olan güveni yitirdiği gibi, her istediğini zahmetsizce elde ettiği için, başka insanları arzularının tatmini için bir araç olarak görmeye başlayacaktır. Bu hem başkalarına, hem de kendisine olan saygısını kaybetmesine yol açacaktır.

 

Sayfayı Paylaş