Birleştirici ve Samimî Dil “Üslup”

İnsanlar konuşarak anlaşır, kaynaşır. İnsanların ayrışması, tartışması ve tartışmanın kavgaya dönüşmesi de farklı dil, üslup ve niyetle yapılan konuşma ile başlar. Bayramlarda, vaazlarda, çeşitli vesilelerle sürekli millî birlik ve beraberlikten bahsedilir. Kimse bölünüp parçalanmayı savunmaz, savunamaz. Bölünmeyi savunanların bile barış maskesine büründüklerine şahit oluyoruz. Kanaatimizce toplumsal yapının dokularını sağlamlaştırmak ve birlik ve beraberliği muhafaza etmek için öncelikle birleştirici ve samimî bir dil ve üslup benimsemeliyiz.
Tarihte imparatorluk kurmuş, farklı millet ve unsurları bünyesinde barındırmış bir milletin torunları olarak birleştirici ve samimî bir dil söylemine potansiyel olarak (bil kuvve) sahibiz ancak pratikte (bil fiil) birleştirici bir dil ve üslup kullandığımız söylenemez. Farklı bir grup ve yapıdan bahsederken eğer “biz ve onlar” diyorsak ayrışma düşüncesi zihnimizde oluşmaya başlamış demektir.
Seçimler, millî iradenin tecelli etmesine imkân vermesi bakımından önemli olmakla birlikte ayrışmanın en fazla ortaya çıktığı dönemler olmaktadır. Her aday doğal olarak, bu işi en iyi biz yaparız, onlar yapamaz, diyerek seçmenlerini ikna etmeye çalışacaktır. Fakat seçimden sonra kazanan adaya, “Halkımız sizi tercih etti, biz halkımızın tercihine saygı duyarız, hayırlı olsun, başarılar dilerim.” demek bir erdemdir ve asgarî nezaketin bir gereğidir. Bu durumda seçim öncesi oluşan ayrışma da bir çırpıda kapanıverecektir.
Samimî dil ve üslup her yerde ve herkes için gerekli olmakla birlikte kamu hizmeti verenler ve özellikle din hizmeti ile meşgul olanlar için elzemdir. Halkımız, milletimiz, ülkemiz ve insanımız şeklinde kuşatıcı bir dille yapıcı ve birleştirici bir üslup kullanmak ve hoşgörülü olmak, her kötülüğü hoş görmek anlamına gelmez. Samimî üslupla yapıcı eleştiri de yapılabilir. Yapıcı eleştiri, yanlış yaptığını düşündüğümüz kişi ya da grubu yanlıştan döndürme ve onu yanlışın vereceği zarardan koruma amacı taşır.
Eskiden sofrada birlikte yemek yerken birisi sakalına ya da üzerine yemek döktüğünde orada bulunanlardan bir başkası bu durumu haber vermek için, “Efendim, gül dalına bülbül konmuş.” dermiş. Üslubu kaba olan biri ise muhtemelen şöyle der: “Ne kadar paspal birisin be, üstünü başını batırdın.” Aslında ikisi de aynı durumu haber veriyor ancak kaba insan bu işi inciterek, diğeri ise kibarca yapıyor.
İftiharla belirtelim ki birleştirici ve samimî bir dil, milletimizin en büyük değerlerinden biridir. Ülkemiz dışındaki İslâm ülkelerinde özellikle Arap ülkelerinde bunu göremezsiniz. Her biri, en iyi Müslüman topluluğun kendileri olduğunu, diğerlerinin ise dinden ve ahlâktan çok uzak olduğunu anlatmaya çalışır. Kimin ne derece Müslüman olduğunu en iyi Allah bilir. Bir kimsenin Müslümanlığını değerlendirme ve derecelendirme yetkisi hiç kimseye verilmemiştir. Allah’ın yetkisinde olan bir değerlendirmeyi yapmak kimsenin haddine değil. Bizim için önemli olan arkadaşımızın, bir arada yaşadığımız komşumuzun ve muhatap olduğumuz insanların Müslüman olmasının yanında ahlâklı, dürüst, ilkeli, kendine ve çevresine faydalı bir fert olmasıdır.
Birçoğumuz değerlendirme yaparken toptancı ve tekelci yaklaşımdan kendini alamayız. Bir şey ya çok iyidir, ya da çok kötü. Olaylara siyah beyaz bir bakış açısı ile bakılır. Farklı renk tonları yoktur adeta. Ya da bizden olanlar çok iyidir, bizden değilse beş para etmez şeklinde yaklaşımlara şahit oluruz. Oysa bizden olduğu halde yüzümüzü kızartan, bizden saymadıklarımızdan toplumun medar-ı iftiharı sayılan kimseler az değildir. Demek ki toptancı ve tekelci yaklaşımlar da sağlıklı sonuçlar vermiyor.
Konuşma yeteneği, ilâhî bir mevhibedir. Allah, ilk insan olarak yarattığı Hz. Âdem’e bütün isimleri öğretmiştir. Her sözün kişiyi bağlayan bir sorumluluğu vardır. Sadece fiiller değil, sözler de Kiramen kâtibin melekleri tarafından kaydedilmektedir. Sırf laf olsun, insanlar hoşnut olsun diye konuşulmaz. Yapılan konuşmalar bir faydaya yönelik olmalıdır. Yerinde konuşmak da, dinlemesini bilmek de bir erdemdir.
Birleştirici ve samimî bir dil ya da üslup millî birlik ve beraberliğimizin çimentosu gibidir. Aynı zamanda kişiliğimiz hakkında da çok olumlu bir kanaat oluşturur. Ne demişler?
“Üslubu beyan, aynı ile insan.”

Dipnot
*Dr. Mukadder Arif YÜKSEL

Sayfayı Paylaş