Başarıya Giden Yollar

somuncubaba-222-11basari

Başarı denilince illâki derslerden alınan yüksek notlar sonucu karnenin iyi olup bir üst sınıfa geçmek, okullar bitirip diplomalar almak anlaşılmamalı. Şunu hiç unutmayalım ki, başarı sadece maddî boyutu olan bir olay değildir. Mânevîyat, ahlâk ve erdemsiz bir başarıdan hayır gelmez. Çok değerli bir savcımızı hunharca katleden kişinin üniversite sınavında dereceye giren biri olduğunu biliyoruz. Diplomalar insanı adam etmiyor.
Başarı için amaç, insanın girmiş olduğu mücadelede birinci olması değil bir inci olmasıdır. Okulda yaşayanların birbirlerine karşı sevgi, saygı, nezaket, etkili ve doğru bir iletişim kültürü sonunda istenilen başarıya ulaşıldığını, bu işe ömrünü vermiş bir eğitimci olarak rahatlıkla söylemem mümkündür. Okullar, öğrenciler, öğretmenler ve veliler büyük bir aileyi oluşturmaktadır. Bu geniş ailenin her bir elemanının mutluluğunun diğerlerini doğrudan etkilediğini biliyoruz.
Lider Eğitimci Yazarlar Derneği Adana İl Başkanı Gurbet Duymuş’un konuyla ilgili çok güzel tespit ve çözüm değerlendirmeleri var: “Ailede mutluluk için her bireyin söz söyleme, fikrini beyan etme hakkı varken aynı ortam okullarda da mevcuttur. Mevcut bu ortamın sağlıklı olması doğru iletişimle mümkündür. Birbirini anlayan, birbirinin haklarına saygı duyan, hassasiyetlere duyarlılık gösterilen ortamlarda başarı da kendiliğinden gelir.”
“Allah razı olsun, teşekkür ederim, özür dilerim, çok güzel olmuş, emeğine, yüreğine ve eline sağlık” gibi tüm olumlu cümleler aslında başarının ve doğru iletişimin temelini oluşturur. Öğrenci hata yaptığında öğretmeninden özür dileyebiliyorsa ve utanma duygusu varsa, yüzü kızarıyorsa ne güzel! Çünkü umursamaz, hoyrat, kırılma ve utanma bilmeyen bireylerin topluma zarar verdiğine yaşadığımız hayat içinde sürekli şahit oluyoruz.
Bu noktada öğretmen tutumları da önemlidir. Öğretmen de beşerdir, şaşar. Hatasız kul olmaz. Öğrencisine yanlış anladığında özür dileyebilmeli, çocuğa güzel davranışında mesela çöpünü yere değil çöpe attığında, ödevini yaptığında, bir arkadaşına yardım ettiğinde ya da öğretmenine kalem uzattığında teşekkür edilmeli, aferinler esirgenmemeli, çocuk yüreklendirilmeli. Aynı durum öğretmenler için de geçerlidir. Okul yararına bir katkı sunan bir öğrenciye olumlu dokunuşu olan, sıkıntı yaratan bir öğrenciyi kazanan, okulun ek işlerine yardım eden öğretmene, okul müdürü “Teşekkür ederim, eline sağlık.” ifadelerini çok görmemeli, bunu öğretmenler odasında, toplantılarda, karşılaştığında öğretmene hissettirmelidir.
Bu bir veya iki öğretmen için olmamalı, en ufak farklı davranışı okul müdürü takdir etmeli. İdareci, öğretmen, okuldaki görevliler, memurlar, veliler arasında “Günaydın, iyi günler, nasılsınız, teşekkür ederim.” kültürü mutlaka olmalıdır. Günaydınına tepki almayan bir öğrenci, iyi günler dileğine tepki alamayan bir öğretmen bunu sürekli yaşadığında “duvara çarpma” hissi yaşayacaktır.
Bunlar temelde basit ama günlük hayatta motivasyonu ciddi etkileyen faktörlerdir. Okula mutlu gelen yönetici, öğretmen ve öğrenci daha verimli olacaktır. Okul idaresinin öğretmenlerle işbirliği içinde çalışması önemlidir. Öğretmenin bir hatasını gördüğünde -ki hepimiz hata yapabiliriz- toplum içinde afişe etmesindense bireysel konuşup kimseye duyurmadan çözmesi okul içinde dedikodu oluşumunu, gruplaşmayı önler.
Herkese eşit mesafede, kendine benzesin benzemesin, öğretmenin doğru davranışını onaylayan, yanlışını bireyselde çözmeye çalışan anlayış başarılı olacaktır. Öğretmen de öğrencisine yaklaşırken sorunu özelde çözmeli, güzeli sınıf ve okul ortamında yaymalıdır. Bu, öğrenci motivasyonunu doğrudan etkiler.
Veli okula gelmeli, öğrencisini sormalı, sıkıntılı durumlarda işbirliği içinde olmalı. Fakat bu işbirliği okulun işleyişine müdahale, haddini aşma durumunda olmamalıdır. Saygı, anlayış ve doğru iletişim sınırlarını aşmamalı. Öğrencinin notuna, yazılı sorusuna, dersin nasıl işleneceğine varan haddini aşan müdahaleler okulun ve öğretmenin huzurunu bozacaktır.
Sürekli baskı ve yıldırma, korkutma yaşayan, bir teşekkürün çok görüldüğü öğretmen mutsuz olacak ve asli görevini bile yapmakta zorlanacaktır. Kendini bir hükümdar gibi gören, öğretmenine selâm verince gücünün sarsılacağını düşünen, öğretmenin telefonuna çıkmayan, kendisiyle halledilmesi gereken işi “Ben müdürüm, yardımcımla halledin.” diyen idareciler başarılı olamaz. İletişim kurduğunuz ölçüde birbirinizi anlar ve birbirinizden verim alırsınız.”
Bu problem sadece okul odaklı değil, hayatın her alanında, toplumsal bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Okulda, fabrikada, otobüs durağında ve evimizde de durum aynıdır. İleti değil sağlıklı bir iletişime her zaman ihtiyacımız var. Problemleri çözmek istiyorsak karşımızdaki insanları dinlememiz gerekir. Toplumun monoloğa değil diyaloğa ihtiyacı var.
Okullarda, ana sınıfından üniversite sona kadar müfredata iletişim dersi konulması gerekir. Her yaştaki çocuğun iletişim ihtiyaçlarına göre ders içeriği belirlenmeli, temel iletişim teknikleri öğretilmeli. Karşı taraf nasıl dinlenir, derdimizi, düşüncemizi nasıl düzgün anlatırız, nasıl konuşuruz, nasıl paylaşırız, nasıl çözeriz vb. konular zaman geçirilmeden hayata geçirilmedir.
Özet olarak söyleyecek olursak; başarı, doğru ve etkili bir iletişim sonucunda kazanılan önemli bir değerdir.

Sayfayı Paylaş