Aziz Milletin Vatan Sevgisi

237 Dergi_ORJ-38

Anadolu’nun hangi köşesine giderseniz gidin, sade ve seviyeli yaşam tarzlarıyla, güzel huylarıyla, kanaatkârlıklarıyla, hatır gönül dinlemeleriyle, vefalarıyla, vatana millete bağlılıklarıyla, bayrağa, ezana, İstiklâl Marşı’mıza saygılarıyla ve daha birçok faziletleri ile temeyyüz etmiş çok güzel insanlar görürsünüz. Tarih boyunca Anadolu insanın faziletlerine dair âlimler, arifler, mütefekkirler ve yazarlar nice müstesna tablolar ortaya koymuşlardır. Anadolu insanın saflığı, temizliği üzerine çok şeyler söylenmiştir ve onların bu saflığı şairlere ilham kaynağı olmuştur.

Anadolu insanlarının faziletlerini, erdemli tavırlarını, kadirşinas hâllerini, millî ve dinî hassasiyetlerini saymakla bitiremeyiz. Mesela, sattığı ürünü tartarken terazinin diğer kefesine de kese kâğıdı koyan ya da ezan okunduğunda dükkânını kilitlemeden namaza giden veya müşterisini siftah yapmamış olan komşusuna yönlendiren esnafların misallerini mutlaka duymuşusunuzdur. Dostlarının hatırını kırmayan, onların hâlini soran, komşusunun yardımına koşan, açı doyuran, misafiri ağırlayan, onu memnun etmek için etrafında adeta pervane olan bu güzel insanların bir diğer hasletleri de vardır ki o da kabına sığmayan bir vatan sevgisine sahip olmaktır.

Vatanını koruma iradesi ve bu uğurda gerektiğinde can verme düşüncesi adeta Anadolu insanının genlerine işlemiştir. Şairin; “Önce vatan millet/ Sonra ana ve yar/ Bu yolda savrulan/ Birileri var.” dizelerinde anlattığı gibi; bizim Anadolu’muz vatanına âşık yiğit karakterli insanların yurdudur. Hain ve bölücüler bizde asla hoş görülmez… Vatanı bölmek ve ülkemize zarar vermek isteyenlere karşı daima bir nefretimiz vardır. Evet, dostluğumuz, şefkatimiz çok sıcaktır ama birliğe, beraberliğe ve kardeşliğe kurşun sıkanlara karşı da öfkemiz çok büyüktür.

Vatanına ihanet eden insan, yemek yediği sofrayı ayağı ile tekmeleyen kimseye benzer. Madem bu ülkenin ekmeğini yiyoruz, bu ülkenin suyunu içiyoruz, bu ülkenin imkânlarından faydalanıyoruz, bu ülkenin asker ve polisi tarafından korunuyor ve hayatımızı sürdürecek eğitim, ticaret ve her türlü sosyal faaliyetimizi güven içinde gerçekleştirebiliyoruz, o hâlde bu ülkeye ihaneti hiçbir şekilde affedemeyiz.

Okula giderken bize analarımız; “Devletin toplu iğnesini dahi almayın, devletin sırasını masasını çizmeyin, devlet malına zarar vermeyin.” diye öğütlerler. Bizler devlet malına bile zarar gelmesini istemezken nasıl olur da devletimizi yıkmak isteyen kötü niyetli kimseleri hoş görebiliriz? Nasıl olurda darbecilere, teröristlere ve onlarla işbirliği yapan hainlere hoşgörü ile yaklaşabiliriz. Hainlerden yüz çevirmek esastır. Dinimiz de bize bunu öğretmektedir. Enfal Suresi 58. ayetinde “Allah hainleri sevmez.” buyurulmuştur.

Anadolu insanın vatan sevgisine dair çocukluğumdan hatırladığım bir anekdotu sizlerle paylaşmak isterim: Eskiden Sivas’ta Mustafa Nalbant Amca isminde yaşlı bir komşumuz vardı. Allah rahmet eylesin bu amcamız aynı zamanda annemlerin köylüsüydü ve Hulûsi Efendi Hazretleri’nin de bir ihvanıydı. Kendisi evliyaların sevgisini gönlünde hisseden, feyizli, güleç yüzlü, tatlı dilli bir amcamızdı. Güzelliğe bakar mısınız; bir gün kahvaltı sofrasına bir bardak fazladan koymuşlar ve “Bunu da misafir gelirse ona ikram ederiz.” diyerek adeta lisan-ı hâlleriyle misafiri çağırmışlar. Tevafukken o gün onları ziyarete gitmiştim. On yedi- on sekiz yaşlarındaydım. Tadı damağımda kalan o mütevazı kahvaltıyı ve o güzel sohbeti hiçbir zaman unutamam.

Mustafa Amca o gün bana demişti ki: “Aydıncığım, bazen okulların bahçesinde ya da bir devlet kurumunun önünde bayrağımızı gördüğüm zaman böyle uzun uzun bakıyorum ve gözlerim yaşarıyor.” Mustafa Amca’nın bunu söylerken de gözleri dolmuştu. Hatta Mustafa Amca, “Kur’an’ımız, ezanımız bizim için neyse bayrağımız da öyledir.” demişti. Tabi o zamanlar bu sözün kıymetini ve anlamını tam olarak idrak edememiştim.

Ne zaman ki ilerleyen yıllarda milletleri dağılmış, güçleri kaybolmuş, bayrağı dalgalanmayan milletlerin perişan hâllerini görünce, bayrağın ne demek olduğunu anladım. Düşünün bir kere, bir yerde bayrağınız dalgalanmıyorsa, orada zillet içerisinde yaşıyorsunuzdur. Cuma namazını bile kılamazsınız. Müslüman olmayan askerler postalları ile temiz topraklarınızı çiğnerler. Onlardan izin almadan hareket edemezsiniz. Düşmanlarınız topraklarınıza üşüşürler ve başınıza bombalar yağdırırlar. Siz de başka ülkelere sığınmak için çoluk çocuk, ihtiyar, genç yollara düşmek zorunda kalırsınız.

Günümüzde şahit olduğumuz bu acı manzara bize çok şeyler öğretiyor aslında. Millet olarak acınacak bir konuma düşmek istemiyorsak güçlü ve kudretli olmamız gerekiyor. Bu vatanı korumak ve bu vatana kast edenlere karşı savaşmak zorunda olduğumuzun farkında olmalıyız. Çocuklarımıza dinimizi öğrettiğimiz gibi onlara vatan ve bayrak sevgisini de mutlaka öğretmeliyiz. İşte Mustafa Amca gibi temiz Anadolu insanları vatan ve millet sevgisini kalplere işlemek istiyorlardı. Çünkü o da biliyordu ki vatanını sevmeyenler onu koruyamazlar ve düşmanlarının ayakları altında zelil olurlar.

Bu yüzden mürüvvet sahibi Anadolu insanı memleketini sevmiş ve ona “Cennet vatan” demiştir. “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda!” diyen vatan şairimiz Mehmed Akif Ersoy da bu milletin duygularına tercüman olmuştur. Vatanını seven ve onu koruma iradesini gösteren bu asil millet, tarih boyunca İslâm’a hizmet etmeyi en büyük şeref olarak gördüğü için İslâm’ın bayraktarı olmuş ve “Aziz Millet!” payesini almıştır. İster Kütahya’nın bir ilçesine gidin, İster Trabzon’un bir köyüne, ister Sivas’a ister Diyarbakır’a ya da Urfa’ya gidin bu aziz milletin hissiyatı budur.

Bu cennet vatanın fertlerini yapay ayrımlarla ayırmak, aralarına duvarlar örmek suçların en büyüğü olsa gerektir. Şimdiye kadar fitnecilerin aldatmacalarına aldanmamış ve kardeş olmayı başarabilmişsek inşallah bundan sonra da “Tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet!” prensibiyle her zaman bir olacağız, iri olacağız ve diri olacağız… Birlikte kurduğumuz bu ülkeyi inşallah hep birlikte güzel yarınlara taşıyacağız. Bizim benimseyebileceğimiz mesaj ancak böyle bir beraberlik mesajıdır ve bu mesaj bizim için son derece anlamlıdır.

Zaman zaman elbette ki bu aziz milleti sınamak isteyenler olmuştur. Allah’ın lütfu ve yardımı ile 15 Temmuz 2016 gecesinde yaşadığımız o büyük imtihanı milletçe atlatmayı başardık. Allah’a hamd ediyoruz ki o gece, kötü emelleri olan batılılar ve onların yerli işbirlikçileri büyük bir hezimete uğradılar. Şimdiye kadar on yılda bir yaptıkları darbelerle milletin iradesine engel koyan bu zorba zihniyet, bu sefer ağır bir kayaya tosladı. Artık kolay kolay bu milleti dize getiremeyeceklerini anladılar.

Elbette ki bundan sonra da bu tür badireler ve imtihanlarla karşılaşma ihtimalimiz her zaman olacaktır. Bu nedenle tedbir almalı ve yeni gelen nesillere 15 Temmuz İman ve Millî İrade Zaferi’ni doğru bir şekilde anlatmalıyız. Şayet bu konuda bir ihmalimiz olursa, bunun acı faturalarını hep beraber yaşarız. En başta bu zaferin fotoğrafını iyi çekmemiz lazım. Millete kurşun sıkan üniformalıların ve sivil araçları ezen tankların görüntüleri hâlâ hafızalarımızda…

Ve o geceden kalan öyle bir fotoğraf daha var ki o günün anlamını en güzel bir şekilde ortaya koyuyor. O gece İstanbul Belediye’sinin önündeki havuzdan abdest alan şehitlerimizin fotoğrafı, bu zaferin bir iman zaferi olduğuna şahitlik ediyor. Rabb’im bir daha bize öyle bir badire yaşatmasın. Rabb’im her zaman “Allahu ekber!” diyen bu aziz milleti zelil etmesin. Şehitlerimize rahmet olsun.

 

Sayfayı Paylaş