Aşk Selâm Ederse

Âşıklar aşkın kendine seçtikleridir. Aşk bütün bağları yıkıp kendi bağlarını kurar. Aşk, nefis esaretinde olan ruhu bu kafesten kurtarmaktır. Maşuktan başka şeylerden yani tutkulardan, nefsanî sıfatlardan, insanı aşağı çeken tüm bağlardan kurtarıp ruhu özgürlüğüne kavuşturmak, hür olmaktır.
Hz. Mevlânâ’mız “Kul oldum! Kul oldum! Kul oldum da kurtuldum!” der.
Alanya (Alaiye) Beyi’nin Gaybî isminde çok yakışıklı, içi dışı güzel, ateş gibi bir oğlu vardır. Bey, gözünün bebeği gibi baktığı oğlunun üzerine titrer. Onunla ilgili büyük hayalleri ve nice ümitleri vardır. Ve onu kendi yerine bey olarak yetiştirip vâris eylemek ister.
Aşk bin eler bir seçermiş derler ya! Aslında daha da çok eler, herkese öyle yüz göstermez. İşte takdir-i İlâhî gereği Gaybî de aşkın kendine seçtiği, selâm ettiği seçkin gözdelerdendir. Aşkı arama, sen aşka hazır ol. Aşk gelir seni bulur, denildiği gibi. İbrahim Ethem Hazretleri misali, ta ezelden talihi kendisine gülünce, vakit tamam olmuş, aşk bütün cazibesiyle hicabından sıyrılıp ona da göz kırpmıştır.
Derviş oku ırak atar
Hey demeden cânâ batar
Bir gün Gaybî ava çıkar. Güzel mi güzel, göz kamaştırıcı bir ceylan görür. Okuyla nişan alır, attığı anda ok ceylanın ön sol koluna saplanır. Âh! Hû! Göz alıcı cazibesiyle Gaybî Sultan’a döner, baygın baygın nazar eder. Ve hızla oradan kaçmaya başlar.
Gaybî de ardından koşar. Ceylan, bir süre sonra Abdal Musa’nın dergâhına girer. Gaybî de ardından ve oradakilere yaralı ceylanı sorar, dervişler görmedik derler. O ara içeriden Abdal Musa Hazretleri gelir: “Buyur evladım der!” Biraz mahcup bir eda ile Gaybî, “Bir maruzatım var efendim! Avda vurduğum ceylanım buraya kaçtı, onu arıyorum.” der. Abdal Musa: “Emin misin evladım?!”der. Delikanlı, “Evet, eminim!” der. Mübarek, sol kolunu kaldırıp oku çıkartır, manidar bir bakışla nazar ederek, “Bu mu, evladım?” der! Gaybî, heyecandan oraya yığılır. Ava giderken aşkın oku ile vurulmuş, kendisi aşka av olmuştur. Ayılınca bu gönül doktoruna, “Dervişiniz olmak istiyorum! Beni bırakmayın efendim!” diye niyazda bulunur. Sıdk ile aşk ile kırk yıl dergâhta Abdal Musa’ya hizmet eder. Babası, orada olduğunu duyunca oğlunu almaya gelir. Ne diller dökse de oğlunu bir türlü kendisiyle dönmeye ikna edemez. Gaybî Sultan verdiği sözden dönmez, kendine büyük ihtimam gösteren mürşidine “Artık benim babam sizsiniz!” der.
Hazret, zaten ince ruhu ve güzel ahlâkı ile öne çıkan bu delikanlıyı Celâl-Cemâl terbiyesi ile nice ince elekten geçirir. İki gönül bir olunca büyük makamlara, hallere eriştirir. Sonra bir gün Gaybî’ye şefkat dolu billur sesiyle şöyle seslenir: “Evladım, beyliği bıraktıysan da bak ne güzel oldun! Bütün endişelerden, kederlerden, arzulardan kurtuldun ve dahi ‘Kaygusuz’ oldun.” der.
Hüsnün oldukça füzûn, ışk ehli artık zâr olur.
Hüsn ne mikdâr olursa ışk o mikdâr olur
Fuzûlî
Âyet-i kerimede “O gün ne mal fayda verir ne de evlatlar, ancak Allah’a selim bir kalp ile gelen müstesna.” buyurulur. Selim kalp nedir? Hastalıklardan, kirden, pastan, kinden, kibirden, riyadan, şirkten, kaygıdan, endişeden, hırstan ve kötülükten arınmış, her şeyden silinmiş, artık kendisi kalmamış, maşukunun güzelliğini yansıtan kalp demek.
Hepimizin yaratılışına, içimize konulan sır yani hakikatimiz derc edilmiş. Bunun için erenler der ki, “Gönülden gizli hazineye yol vardır.” Yani ibadet, taat ve yapılan bütün sâlih ameller içimizdeki bu nuru ortaya çıkartmak için vesiledir.
Allah’ın boyasına boyanmak ve defineye ulaşmak içinse varlık testisini kırmak, ten hanesini viran eylemek, beden elbisesinin altındaki o nura aşk ve gayret ile erişmek gerek. Bunun için Hz. Pîr Mevlânâ’mız, “Ey talip! Aklın varsa Cenab-ı Hakk’ın huzuruna yokluk götür!” buyurur. Çünkü Hakk’ın varlığı yokluk aynasından görüntü verip temaşa edilir. Gönül terbiyesi ile bu kıvama erişen kalpler, her yerde Cenab-ı Hakk’ı müşahede edip kendinden geçerler. Derin bir mahviyetin kemâli ile kimseyi görecek, kınayacak, kusur görecek halleri kalmaz. Zira o gönülde artık sadece şefkat vardır, hoşgörü vardır, af vardır, kerem ve cömertlik vardır. Hak arifleri, kalp safhalarını her şeyden üstün tutup oraya en ufak kir, pas düşürmezler, gönüllerinin üzerine titrerler.
Allahu âlem işte bu mahzâ vahdetin saadetidir. Dünyada cenneti bulmak odur. Allah velileri böylece yaşadıkları her hadisede Hakk’ı görüp nice hayır ve güzellik devşirirler. Kullardan bir edepsizlik, ihanet, kötülük de görseler bunu hoş karşılayıp kimseye gönül koymaz, kin de tutmazlar. Ne de olsa dere, su birikintisi, havuz kirlenir, okyanus kir tutmaz. Rablerine derin bir tevekkül ile iki cihanın da endişesinden azade olan kullar, aşk oku ile vurulan Allah erleridir. Biz bugünün insanına baktığımızda (pek çoğumuzda) her şeyden hep bir memnuniyetsizlik, hep bir tatminsizlik, hep bir şikâyet ve şükürsüzlük içinde hayatı zindan eden bizlere; bu Kaygusuz Abdalların hikâyesinde nice ince hikmetler gizlenmiştir.
Sırlarına selâm ola… Mübarek ruhlarına diyelim can u gönülden Hû…
Her kime kim bir nefes ışk selâm eyledi
Gönli ulaşdı Hakk’a canda makam eyledi
Sevdi inayet anı buldı hidâyet buldı canı
Cânını ol âşıkın oda harâm eyledi
Işk gibi kimiyâ bulmadı hiç evliyâ
Âşık olan bî-riyâ nefsi gulâm eyledi
Ol cihâna gitmeğe cehd ü cihâd itmeğe
Canları esritmeğe ışkı müdâm eyledi
Dâr-ı belâdur cihân rene ile genci nihân
Yûsuf’a zindânı ışk dâr-ı selâm eyledi
Ey nice ham âdemi ışk ile buldı demi
Nefse uyan puhteler kendüyi ham eyledi
Kimsene nefsi zebûn kılmadı ey zû-fünûn
Demiri od kaynadur ışk anı râm eyledi
Işk ile Mûsâ kelim ışk ile Îsâ kerîm
Işk ile Hak Ahmed’i bahr-ı kelâm eyledi
Maksûdun Eflâkî’nün bir nazar ile bugün
Kutb-ı cihân Mevlâna virdi tamâm eyledi
Eflâkî Dede

Sayfayı Paylaş