ZULÜM PÂYİDAR OLMAZ

Somuncu Baba

Ülkemizde zaman zaman ihtilaller oldu. Bazı görüşler¸ düşünceler¸ kitaplar susturuldu; ancak normal bir yönetime geçildikten sonra bu susturulmaların sadece zahirde olduğu ve gönüllerde aksi bir tesir bıraktığı ortaya çıktı. Mesela Menderes'in idam edildiği zaman bir şekilde sindirilen insanların yüreklerinde bunu yapanlara en azından büyük bir buğz duydukları herkesin malumudur.

Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet


Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten


  Namık Kemal


(Zulüm ve adaletsizlikle hürriyeti ortadan kaldırmak mümkün mü; eğer o kadar kudret sahibi isen insanlıktan idraki kaldırmaya çalış…)


 


Tanzimat Edebiyatı'nın öncülerinden Namık Kemal bu şiiri yazarken hürriyet fikri ne kadar kısıtlanmış bilmiyoruz¸ ama gerçek olan şu ki tarihin hemen her dönemi zalimlere ve mazlumlara sahne olmuştur.


Hâlbuki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde de yer aldığı gibi¸ bütün insanlar hür¸ haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler. Yaşamak¸ hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır. Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır. Hiç kimse işkenceye¸ zalimane¸ gayriinsanî¸ haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz. Her ferdin fikrini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak¸ fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek¸ memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malumat ve fikirleri her vasıta ile aramak¸ elde etmek veya yaymak hakkını içerir.


İnsan¸ fıtrat itibarıyla hürriyete meyillidir. Hiç kimse bir başkasının kulu kölesi olmayı arzu etmez. Bir amirin emrinde çalışmak ayrı¸ o amirin her söylediğini kayıtsız şartsız yerine getirmekle mükellef olmak ayrı şeydir. Bir devletin yasaları ve yönetmelikleri gereği hukuk çerçevesinde elbette üstü de astı da; amiri de memuru da vardır¸ yani hem yöneteni hem yönetileni vardır. Ancak bu yönetim hak ve hukuk sınırını zorladığı zaman yöneten ve yönetilen kavramları¸ yerini zalim ve mazluma bırakır ki bunu dünyanın hiçbir yerinde¸ hiçbir aklıselim kabul edemez.


Yönetimde İstişare


Akıllı bir yönetici; devlet yönetiminde¸ bırakın diktatörlük düşüncesini¸ tek başına bir karar bile veremez; çünkü insan lider de olsa¸ her konuda bilgi sahibi değildir; bilmediği konularda istişare etmelidir. Yönetim kademesindeki insanların bilmesi gereken çok önemli bir şeyi yani idrak dediğimiz her insanın bir anlayışa sahip olduğu düşüncesini akıllarından çıkarmaması gerekir. Bu idrak ki silahla¸ topla¸ tüfekle¸ değiştirilecek bir şey değildir.


Ülkemizde zaman zaman ihtilaller oldu. Bazı görüşler¸ düşünceler¸ kitaplar susturuldu; ancak normal bir yönetime geçildikten sonra bu susturulmaların sadece zahirde olduğu ve gönüllerde aksi bir tesir bıraktığı ortaya çıktı. Mesela Menderes'in idam edildiği zaman bir şekilde sindirilen insanların yüreklerinde bunu yapanlara en azından büyük bir buğz duydukları herkesin malumudur. 


Bugün ne yazık ki¸ dünyanın dört bir yanında bir şekilde milleti idare etme konumuna gelen diktatör ruhlu çevreler bir şekilde iktidarı ele geçirdikleri anda hem de kendi halkı üzerinde çeşitli yöntemlerle baskılar kurmaya ve kendi emellerini ve düşüncelerini dikte etmeye çalışıyor; dediğim dedik¸ çaldığım düdük deyip kendi düşüncesinin aksindeki hiçbir fikre ve görüşe müsamaha göstermiyorlar. Aksini düşünenlere baskı uyguluyorlar. Tabii ki bu baskılar fıtrat gereği bir müddet sonra tepkiyi ve isyanı da beraberinde getirmektedir. Çünkü bilinen bir gerçek vardır; zulüm payidar olmaz.


Doğu Türkistan'da¸ Irak'ta¸ Suriye'de¸ Mısır'da ve dünyanın birçok yerinde zulme uğrayan insanların yüreklerindeki hürriyet ve insanca yaşama fikri onca işkenceye ve katliama rağmen sindirilemedi. Sindirilemez de. İnsanlar meydanlardan çektirilse¸ halkın sokaklara çıkmasına izin verilmese bile kafalarındaki fikir sindirilip yok mu edilecektir¸ elbette hayır.


O halde her yöneticinin¸ insanın ancak aklına ve gönlüne uygun bir yönetim sergilemesi gerektiğini asla unutmaması gerekiyor. Bu anlayış bir devletten tutun küçücük bir kuruma kadar böyledir. İyi ya da kötü bir düşünceyi¸ bir görüşü insanlara kabul ettirmenin yolu onların gönlüne hükmetmekten geçer.


Yönetim Usulü Hakkında


Şark edebiyatının önemli yazı türlerinden biri de siyasetnamelerdir. Siyasetnameler devlet yöneticilerine ve halka yönetim hakkında bilgi veren eserlerdir. Bu eserlerden biri Kanuni Sultan Süleyman zamanında yazılıp sultana sunulan "Gülşen-i Mülûk"tur. Eserin yazarı Pîr Mehmed¸ yönetim ilkeleriyle ilgili bir hikâye anlatıyor. Bu anlatım şu anda iki bakımdan dikkatimi çektiği için paylaşmak istiyorum. Birincisi padişahlıkla yönetilen bir ülkede sultana yönetim usulü hakkında bilgi verdiği için ikincisi de aradan asırlar geçmesine rağmen kalıcı bir temsil olma özelliği gösterdiği için… Hikâye şöyle:


"(İran hükümdarı) Pervîz'in seçkin ve akıllı bir yardımcısı vardı. Bir gün padişahın kulağına duyurdular ki adam padişahın iyiliğine¸ sevgisine muhalefet eder ve halkı da padişaha tâbi olmaktan uzaklaştırmaya çalışır. Bu bilgi padişaha ulaşınca adam da ülkeyi terk eder. Saltanat süsünün kaybolması ve devletin onun fikrine uyup gitmesi¸ ona tâbi olması tehlikesi baş gösterir.


Perviz¸ divan üyeleri ve diğer ileri gelen erkân ile bu konuyu konuşup görüştü. Adamı yakalatıp getirtme ve hapse atma kararı alındı. Sabah oldu¸ sultan saltanat tahtına oturdu. Vezirler bir baktı ki o şahıs¸ eski usulde olduğu gibi akranlarından ve emsallerinden üstün¸ eskiden oturduğu makamından daha yüksek yere oturur. Padişaha daha fazla kulluk ve dualar eder.


Büyük vezirlerin kafası karıştı¸ toplantıda padişaha dediler ki¸ aldığımız kararlara rağmen böyle bir yolun tercih edilmesinin sebebi nedir?  Padişah dedi ki: ‘Aldığımız kararı göz ardı etmedim¸ ancak iyice düşündüm ki bir insanı bağlamanın en kesin yolu onun kalbini kazanmak¸ kalbini bağlamaktır. Ve iyilikten sağlam bir bağ da görmedim. İşte onu bu bağ ile bağladım. Diğer uzuvları ki¸ onlar hizmetkârlar ve yardımcı durumundadırlar¸ tabiatıyla onların hepsi kalbe bağlıdır. Şu var ki¸ demirden bir zincir bir başka uzva vurulduğunda onu söz dişleri ile kesmek mümkündür. Ama insanın gönlü yumuşaklık ve bağış bağı ile bağlandığında bu bağ öyle sağlam olur ki söz¸ ona asla kâr eylemez. İnsanın gönül kuşunu iyilik tuzağı ile avla. İyilik et ki insan gönlü gibi güzel bir av bulunmaz."[i]


Evet¸ insanlar zorla hüküm altına alınamaz¸ hele düşünceleri asla zorla değiştirilemez. Namık Kemal¸ hürriyet düşüncesinin zorbalıkla gönüllerden kesinlikle çıkarılamayacağını ifade ediyor Hürriyet Kasidesinde… Bu kasidenin bir güzel beyti de şöyle:


Ne efsunkâr imişsin âh ey dîdâr-ı hürriyet


Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten


Günümüz Türkçesiyle şöyle demektir: "Ey hürriyetin güzel yüzü¸ sen ne kadar büyüleyici imişsin; gerçi esaretten kurtulduk; ama bu defa da senin aşkının esiri olduk."


Biz de diyelim ki insan âşık olduğu uğruna her şeyi göze alır¸ almalıdır…






[i]Gülşen-i Mülûk¸Pîr Mehmed Za'ifî; Haz.Vedat Ali Tok¸ Büyüyen Ay Yayınları¸ İst. 2013

Sayfayı Paylaş