Yine Esti Bâd-ı Sabâ

Sabâ, Divan şiirinde sıklıkla kullanılan tabiat unsurlarından biridir. Hafif ve latif esmesiyle meşhurdur. Divan şiirinde yer edinmesini sağlayan sebep ise bir postacı gibi sevgiliden koku ve haber getirmesidir.
O, her daim sevgilinin saçlarından bir iz ve koku taşımaktadır. Bu yüzden geçtiği yerlere bahar ve bereket getirmektedir. Tabiat, onun sayesinde yeniden canlanmaktadır. Kuşkusuz sabâ rüzgârının bu kadar güzelliğe vesile olmasının sebebi, sevgiliden kaynaklanmaktadır. Rüzgâr, sevgiliden iz taşıdığı için doğaya canlılık vermektedir.
Sabâ rüzgârının en önemli vazifesi postacı oluşudur. Sevgiliden âşığa koku, ayak tozu; âşıktan da sevgiliye feryat ve figan taşımaktadır. Aşağıda birkaç beytinin şerhini yapmaya çalıştığımız Nef‘î’nin “sabâ” redifli gazelinde, sabâ rüzgârı, baştan sona çeşitli özellikleriyle işlenmiştir.
Girîh-i kâkülüne dilleri bend etti sabâ
Kadr-i erbâb-ı dili haylî bülend etti sabâ
(Sabâ rüzgârı, âşıkların gönüllerini sevgilinin saçının düğümüne bağladı. Gönül erbabının değeri bu sayede arttı.)
Henüz ilk mısrayla birlikte sabâ rüzgârı, üzerine düşen vazifeyi yerine getirmiştir. Sabâ, sevgilinin saçının kokusunu taşıyarak âşığın aklını başından almıştır.
Sevgilinin mahallesinden esmeye başlayan sabâ, âşığa doğru yola koyulmadan önce sevgilinin misk ve anber kokulu saçından bir tutam alarak yola çıkmıştır. Sabâ, âşığa varıncaya dek geçtiği bütün yerlere bahar getirmiş ve tabiatın yeniden canlanmasına vesile olmuştur.
Sabâ, birinci mısrada geçtiği üzere; âşığın gönlünü, sevgilinin saçına bağlamıştır. Bu duruma, sabânın sevgilinin saçını âşığa getirmesi sebep olmuştur. Saçın sadece koku özelliği yoktur; saç, aynı zamanda şekli itibarıyla da zincire benzetilir. Kokusuyla âşığı sermest eden saç, ardından da bir zincir gibi mecnun olan âşığı bağlamıştır.
İkinci mısrada, sevgilinin saçının âşığın gönlünü bağlamasıyla âşığın değerinin arttığından bahsedilmiştir. İlk bakışta, âşığın bir deli gibi zincire vurulması, olumsuz bir durum gibi gelse de işin aslı divan şiirinin aşk kitabında böyle değildir. Âşığın gönlünün zincir benzetmesi yapılan saçla bağlanması demek, sevgilinin âşığa olan ilgisi, alakası demektir. Çünkü sevgili, ilgi ve alakasını cevr ü cefasıyla göstermektedir…
Bağladı boynuna zülfünü hamâil yerine
Bu bahâneyle acep def-i gezend etti sabâ
(Sevgili, boynuna muska yerine saçını bağladı. Acaba sabâ rüzgârının belaları def etmesinin sebebi bundan mıdır?)
Gazelin matla beytinde olduğu gibi bu beyitte de sabâ rüzgârına eşlik eden yine sevgilinin saçıdır. Bu ikili, sadece bu şiirde değil, divan şiirinin genelinde birlikte zikredilmektedir.
Birinci mısrada, sevgilinin boynuna muska yerine saçını bağladığından bahsedilmiştir. Mısrada geçen hamâil, divan şiirinde saçla birlikte kendini gösteren unsurlardan biridir. Beytin günümüz Türkçesinde zikredildiği gibi, muska anlamına gelmektedir. Hamâiller, eski dönemlerde simya ilmine uygun bir şekilde, içinde harf, sayı ve ayetlerin yazılı olduğu genellikle de meşine sarılı hâlde boyna takılan muskalar olarak bilinirdi.
Bu beyitte ise boyna takılan hamâil yerine saçtan söz edildiğini görüyoruz. Bunun sebebi, saçın olağanüstü özellikleridir. Muskanın yapması gereken işleri saç üstlenmiştir. Çünkü saç, fitnecidir, efsunludur, büyüleyicidir.
Güneşin ilk ışıklarında sabâ rüzgârıyla birlikte, dünyaya bir aydınlık ve ferahlık gelmektedir. Karanlık ve puslu hava, yerini güneşe ve kuş seslerine bırakmaktadır. İkinci mısrada, sabâ rüzgârının belaları def etmesi hususunda; saçların muska gibi iş görüp belaları def etmesine özellikle dikkat çekilmek istenmiş hem de sabâyla birlikte gelen ferahlığa bir atıf yapılmak istenmiştir…
Bir gazel okudu mecmûa-i gülden bülbül
Lehçe-i şûhunu gâyet de pesend etti sabâ
(Bülbül, gül kitabından bir gazel okudu. Sabâ rüzgârı, sevgilinin güzel konuşmasına vesile oldu.)
Gazel içerisinde hem beşerî hem de ilahî aşka dair şerh yapmaya en uygun beyit bu beyittir.
Beyitte bülbül, gül, sabâ gibi birbiriyle sürekli tenasüp içinde kullanılan unsurlar bir arada zikredilmiştir. Birinci mısrada, bülbülün gül kitabından bir gazel okuduğundan bahsedilmiştir. Bülbül, âşığın sembolüdür. Gül bahçesindeki en güzel güle ve onun gözüyle tek olan güle âşık olan bülbül, aşkından yanıp tutuşmakta ve her daim ötmektedir. Bu ötüş, hem aşkın bir tecellisi hem de etrafta bulunan rakiplerden (kargalardan) ve gülün çevresindeki dikenlerden ötürü bir feryat ve figan ağıtıdır.
İkinci mısrada görülüyor ki sabâ sadece sevgiliden âşığa değil, âşıktan da sevgiliye haber götürüyor. Gül kitabından bülbülün gazel okuduğunu duyan sevgili, bu durumdan gayet hoşnut olmuştur. Çünkü bülbülün okuduğu gazel, baştan sona sevgiliye methiyeler düzen ve onun biricikliğinden bahseden, eşi benzeri bulunmayan bir şiirdir.
Beyit, tasavvufî aşk penceresinden bakılmaya da müsaittir. Gül, bülbül ve gazel sembolleri, sırasıyla Allah’ı, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i ve Kur’an’ı sembolize etmektedir. Bülbüle benzetilen Efendimiz (s.a.v.), gül kitabı benzetmesi yapılan Kur’an’dan bir sure/ayet okuyarak gülle teşbih edilen Allah’ı memnun ve hoşnut etmiştir…

Sayfayı Paylaş