"UZUN İNCE BİR YOL"DA YÜRÜMEK – II

Somuncu Baba

"Kulluğun şanı ‘itaat'le yani
‘bağlılık'la gerçekleşir. Böyle olduğu
için de dertler bile nimet bilinir.
Çünkü dert¸ bir mânâsıyla da "ilâhî
aşk"tır. Bu¸ elbette arzu edilen bir
derttir. Böyle olunca da onu nimet
olarak görmek gerekir. Eğer¸ böyle
olmasaydı Fuzûlî'yi¸ ‘Aşk derdiyle
hoşem el çek ilacımdan tabib.'
derken görmezdik."

Aşk-ı Hak'dan kıldık


Gayırmayız yakın ırak


Alnımız açık yüzümüz ak


Semt-i yâra doğru gider


 


Terim olarak ele alındığında aşkı¸ doğrudan Cenab-ı Hak'la ilgili bir kavram olarak görmek gerekir. Zira aşk bu mânâda¸ "sevenin sevgilisinde kendini yok etmesi¸ her şeyin ondan ibaret olması hali" demektir. Dolayısıyla bu yolda gayretle ve samimiyetle yürüyenlere Cenab-ı Hak yardım edecektir. Zira kulu¸ kendini bütünüyle O'na teslim etmiştir. O'nu kendine vekil kılmıştır. Artık gönlün sahibi¸ sultanı Allah olacağına göre bu özge mekâna "aşk" denilen o kudsî duyguyu da o yerleştirecektir. Böylece birlik halini yaşayan¸ bunun şuuruna eren kişi için var olan sadece O'dur. Uzak¸ yakın¸ âşin⸠yabancı¸ dünya¸ âhiret… hep aynı mânâya gelecektir. Böylesi arınmış bir gönle sahip kişinin ise alnı elbette "açık"¸ yüzü de "ak" olacaktır. Başka bir açıdan sûfîlik yolunda yürüyen kişinin "mutmain" gönlünü de ifade etmektedir bu söyleyiş. Yani "tedirginliklerden"¸ "şüphelerden" arındırılmış bir yolculuktur bu hal… Geriye dönüp bakmak yoktur. Tıpkı Faruk Nafiz'in ifadesiyle "Ateşten bir gül" arayan "çoban çeşmesi"nin hep ileri doğru akması gibi… Sularda geriye akış olmaz çünkü… Hedef denize yani Vahdet'e ulaşmaktır.


 


Hakk'a itaat kılmışız


Derdini nimet bilmişiz


Râh-ı savâbı bulmuşuz


Semt-i yâra doğru gider


 


Kulluğun şanı "itaat"le yani "bağlılık"la gerçekleşir. Allah ne vermişse¸ kulu ondan râzı olur. Şekvâdan uzaktadır. Böyle olduğu için de dertler bile nimet bilinir. Çünkü dert¸ bir mânâsıyla da "ilâhî aşk"tır. Bu¸ elbette arzu edilen bir derttir. Böyle olunca da onu nimet olarak görmek gerekir. Eğer¸ böyle olmasaydı Fuzûlî'yi¸ "Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib." derken görmezdik. Böyle olmasaydı sûfîler birbirine "Allah derdini artırsın." diye dua etmezlerdi. Kötü olan Hak'tan ırak düşme tarzında olan derttir. Böylesi dert kişiyi hüsrana uğratırken¸ İlahi aşk mânâsında olan saadete ulaştırır. Burada "râh-ı savâp" yani "doğruluk¸ dürüstlük yolu" ifadesi de buraya kadar söylenenlerin bir hülasası niteliğindedir. İstikamet üzre olmak¸ doğru olana doğru bir şekilde gitmek… Selamet sahiline ancak böyle ulaşılabilecektir.


 


Demiyledir devrânımız


Dost yüzüdür seyrânımız


Çekilüben kervânımız


Semt-i yâra doğru gider


 


Devran¸ bazı tarikatlarda halka şeklinde çekilen zikri ifade eder. Eğer¸ şairin maksadı bu ise "dem" kelimesini de "tecellînin zuhur ettiği an" olarak düşünmek gerekir ki¸ böyle bir anlayış şiirde şu ana kadar anlatılmak istenenlerle bir anlam birliği oluşturur. Çünkü zikir esnasında "seyran edilen" "dost yüzü"dür. Zira kerem sahibi¸ sadece sevilen değil aynı zamanda kullarını sevendir. Nitekim sûfîler dost kelimesini bu yüzden "Kulun Allah'ı sevmesinden önce Allah'ın ezelde kulunu sevmesi ve onu dost edinmesi" şeklinde açıklarlar. Bu açıklama ışığında "semt-i yâr" yolculuğundaki hedefin dosta¸ yani Allah'a ulaşmak olduğu¸ ama bu yapılırken zaten onun tecellîlerinin temâşâ edildiğini düşünmek gerekir. Böylece kervan teşbihiyle ehl-i sülûkun hangi minval üzere hangi menzile doğru yol aldığını daha iyi anlamış oluyoruz.


 


Mürşid-i Hak'tır pîrimiz


O oldu dest-gîrimiz


Hep ganî vü fakîrimiz


Semt-i yâra doğru gider


 


İkinci dörtlükte "Tevfik-i Hak'dır pirimiz" ifadesi karşımıza bu defa "Mürşid-i Hak'tır pirimiz" şeklinde çıkmaktadır. Mânâ aynı olmakla birlikte "tevfik"in yerini "mürşid"in alması bu kelimenin ifade ettiği özel anlamla ilgili olmalıdır. Bilindiği üzere mürşid¸ "rehber¸ delil¸ kılavuz" mânâsına gelen bir ifadedir. Tasavvufta ise bu kavramın¸ "şeyh¸ veli¸ er.."gibi sıfatları da olan ve kişiler¸ yani sırat-ı müstakimi gösteren yol rehberleri için kullanıldığını biliyoruz. Bu durumu ilk bakışta kişiye Hak yolunda kılavuzluk eden insan¸ yani şeyh mânâsında düşünsek bile¸ o kişi de bu rehberliğini¸ arındırılmış¸ yani ağyardan temizlenmiş bir gönülle yaptığı için onun söylediği Hakk'ın sözleri olacağı için burada mürşid pekâlâ bizâtihî Hakk'ın kendisi de olmaktadır. Ya da bu yolda nihâî hedef budur. Yani gönlün Rabbânî ilhamlara açık olmasıdır asıl hedeflenen… Nitekim "elden tutucu¸ yardım eden" anlamındaki "dest-gîr" ifadesinin kullanılması da şairin maksadının bu olduğunu düşündürmektedir. Yine bu dörtlükte "ganî ve fakir" söyleyişleri de bu yolun yolcularının başka nitelikleri hakkında bilgi vermeye yöneliktir. Tabii burada her iki kelimeyi de sûfî dilindeki mânâlarıyla anlamak gerekir. Buna göre fakirlik¸ sûfînin hiçbir şeye sahip ve mâlik olmadığının şuurunda olması¸ her şeyin gerçek sahip ve mâlikinin Allah olduğunu idrak etmesi demektir. Yine "ganîlik" de maddî zenginliği değil¸ gönül zenginliğini ifade etmektedir. Buna göre bu yolun yolcuları kalben zengin¸ hiçlik elbisesini giymiş¸ varlığın kimde olduğunun şuurunda olan kimselerdir.


 


Hulûsî pâkdir özümüz


Yolunda hâkdir yüzümüz


Duyar isen her sözümüz


Semt-i yâra doğru gider


 


"Hulûsî" isminin de kullanılışından anlaşılacağı üzere bu kıt"a¸ şiirin son dörtlüğüdür. Burada da şiirinin tamamında anlatılan durumlar¸ bir anlamda özetlenmekte ve bir neticeye bağlanmaktadır. Buna göre sâlikin özü pâk olmalıdır. Gönlü temiz olmayanın bu yolculukta işi olmaz. "Hâk"¸ yani "toprak" ifadesi de dervişin çok temel özelliklerinden birinin "tevâzû" olduğunu göstermektedir. Tevâzû¸ kibrin zıddı bir hali ifade eder. Yani "teslimiyet¸ doğruluk¸ tevâzû"¸ bunlara bağlı olarak "temiz bir gönül" bir dervişin¸ hak yoluna düşmüş bir erin en temel özellikleridir. Hali böyle olanın sözü de böyle olacağından "söylenen her söz" de "semt-i yâr"e doğru gidecektir.


 


Bütün bu yorumlardan sonra şunu söyleyebiliriz: es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ bir mürşid sıfatıyla bağlılarına gidilecek yolun erkânını göstermektedir bu şiirinde… Vurguladığı kavramlar¸ bütün mutasavvıflarda görülen ortak kavramlardır. Aslında bu da bu yolun erkânlarından biridir. Zira yol aynıysa kılavuz kim olursa olsun aynı şartlardan¸ durumlardan¸ özelliklerden söz edecektir. Hakîkat tektir ve beşerî yorumlardan bizâtihî uzaktır. Zira onun anlam alanını Cenab-ı Hakk'ın kendisi çizmiştir. Mürşide düşen muhibbine bu değişmez hakîkati anlatmak olmalıdır ki¸ zaten bu şirin baştan sona muhtevâsı bu minval üzeredir.


—————-


Kaynakça:


Es-Seyyid Osman Hulûsî  Dârendevî¸ Divân-ı Hulûs-i Darendevî¸ Nasihat Yayınları¸ 3. Baskı¸ İstanbul¸ 2006.


Süleyman Uludağ¸ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü¸ Marifet Yayınları¸ İstanbul¸ 1996.

Sayfayı Paylaş