UNUTULMAYAN HATIRALARLA BUHARA ZİYARETİ

Somuncu Baba

“H. Hamideddin Ateş Efendi¸ 27 kişilik bir grupla¸ ata yurdumuz olan Orta Asya'da¸ özellikle Özbekistan'daki kültürel ve manevi zenginliklerimizi görmek ve Şah-ı Nakşbend Hazretleri başta olmak üzere yolumuzun büyüklerini ziyaret için güzel duygularla dolu bir kültür gezisi gerçekleştirmişlerdi.”


1999 yılında¸ Vakıf Mütevelli Heyeti Başkanımız H. Hamideddin Ateş Efendi¸ 27 kişilik bir grupla¸ ata yurdumuz olan Orta Asya'ya¸ özellikle Özbekistan'daki kültürel ve manevî zenginliklerimizi görmek ve Şah-ı Nakşbend Hazretleri başta olmak üzere yolumuzun büyüklerini ziyaret için güzel duygularla dolu bir kültür gezisi gerçekleştirmişlerdi. Dönüşlerinde kendilerinden ve gruptaki arkadaşlardan dinlediğimiz hatıraları not etmiştik.


O zaman Somuncu Baba Dergisi'nin 24. (Ocak 2000) ve 25. (Mart 2000) sayılarında neşredilen yazıları da derlemek suretiyle¸ dergimizin bu sayısı Buhara konulu olunca o unutulmaz günlerden bazı mühim kareleri hatırlayalım istedik. Görenler sırrına erdi¸ gidenler Buhara bahçesinden güller derdi¸ bize de nakletmek düştü.


Özbekistan'ın başkenti Taşkent'e akşamüzeri uçakla varılır. Programa göre¸ o gecenin Taşkent'te otelde geçirilip sabah namazını müteakiben yola çıkılarak cuma namazı için Buhara'daki Şah-ı Nakşbend Hazretleri'nin külliyesine yetişilmesi düşünülmektedir. Taşkent'le Buhara arası yaklaşık 650 km'dir. Lâkin otobüs şoförlerinin bu yolun dokuz-on saat süreceğini söylemesi üzerine Taşkent'te o gece yatılması¸ istirahat edilmesi teklif edilir. İstirahat cuma namazına yetişilememesi anlamına geldiği için H. Hamideddin Efendi Hazretleri “Biz buraya dinlenmeye gelmedik.” deyip cuma namazına yetişilmesi gerektiğini belirtince hiç durmadan yola devam edilir.


Sabaha doğru büyük bir medresenin önünde durulur. Medrese¸ pamuk tarlalarıyla çevrili köyün içinde adeta tevazuu ile gizlenmiş muazzam bir eserdir. Sahih-i Buharî (El-Câmiü's-Sahih) adlı hadis külliyatının yazarı İmam Muhammed b. İsmail Buharî Hazretleri'nin (ö.256/870) medrese ve türbesi¸ H. Hamideddin Efendi Hazretleri'ni ve yanındaki ihvan arkadaşlarını karşılar.


İmam-ı Buharî Medresesi'nde


İmam-ı Buharî Medresesi'nin hâlihazırda 60 tane talebesi mevcuttur. Yaşlı¸ uzun aksakallı¸ yöresel kıyafetleri içinde cübbeli ve dizkapaklarına kadar mestli cami cemaati görülünce zulmün bu insanları İslâmiyet'ten koparamadığı gerçeğine şahit olunur adeta. Halk sabahın o saatinde camiye akmaktadır. Camiden içeri girildiğinde ilginç bir şey olur:


Arkadaşları ve H. Hamideddin Efendi Hazretleri'ni daha önceden hiç görmemiş olan cami imamı¸ doğruca Hazret'in yanına gelir ve görüştükten sonra ısrarla onu imamete geçirir.


Huşû içerisinde namaz kılınır. Namazdan sonra cemaat¸ H. Hamideddin Efendi Hazretleri'yle görüşür. Cami çıkışında hava biraz aydınlanmış ve medrese tüm heybetiyle ortaya çıkmıştır.


Caminin imamı ve aynı zamanda medreseden de sorumlu kişinin yoğun ilgisi eşliğinde medrese ile İmam-ı Buharî Hazretleri'nin türbeleri ziyaret edilir. Hamideddin Efendi Hazretleri merdivenlerden kapısına kadar iner ve ‘Biz içeriye giremeyiz.' buyururlar. (Edebin böylesi ancak Allah dostlarına mahsustur.) Kim bilir bu esnada nasıl bir alışveriş olur gönülden gönüllere. İmam-ı Buharî Hazretleri'nin türbesi ziyaret edildikten sonra cami imamına gruptan bir arkadaş¸ Hazret'i nereden tanıdığını¸ büyüklüğünü nasıl anladığını sorar. O zat cevap verir:


“O öyle bir büyük kimsedir ki yüzünde evlad-ı Rasûl olduğunun nişanesi/nuru vardır. Boyu arşa değecek kadar yüce¸ manevîyatı bütün dünyaya yetecek kadar geniştir.”


Bu gerçeği Korkmaz Hafız şu dizeleriyle çok daha önceleri dile getirmemiş miydi?


Nûr-ı vechinde yazılmış budur evlâd-ı Nebî


Cân gözüyle okuyanlar¸ seni cânân etmiş


Buhara'ya Doğru


Buhara'ya varmak üzere kalan 3 saatlik yol için otobüslere binilir. Kahvaltı için durulmayacağından alınan azıklarla otobüste kahvaltı yapılır.


Bakınız; H. Hamideddin Efendi Hazretleri¸ Pîrimiz'in ziyaretine giderken nasıl davranıyor? Gerçi ihvan arkadaşların da Darende'ye ziyarete gelirken böyle bir ruhla seyahat ettiklerine hepimiz şahit olmuyor muyuz?


Cuma namazına bir buçuk saat kala Buhara şehrinin girişine geliniyor. Şoförler otele gidip dinlenebiliriz diyorlar ama H. Hamideddin Efendi Hazretleri hemen Şah-ı Nakşbend'e ulaşmak istiyor ve duraklayan otobüse oraya gitmesini söylüyor.


Muhammed Şah-ı Nakşbend Efendimiz'in kabr-i şerifinin bulunduğu medrese ve camiye varıldığında ayrı bir huzur kaplıyor gönülleri. O veliler başbuğu ki; daha doğmadan Muhammed Baba Semmasi Pirimiz tarafından Kasr-ı Hinduvan'da keşfedilmiştir. Bu beldeden geçerken güzel kokular alan Semmasi Baba¸ ileride burada büyük bir velinin doğacağını müjdelemiştir. Onun emaneti evvela Cenab-ı Hakk'a sonra sizedir¸ diyerek Emir Külal Hazretleri'ni bu hususta uyarmışlardır.



Şah-ı Nakşbend Hazretleri'nin Huzurunda


Heybetli yüksek kapılar¸ bahçenin içinden geçen taş yollar¸ külliyenin ortasındaki büyükçe bir havuz… Bütün külliye ve medreselerde de görüldüğü gibi¸ bir havuz ve dut ağaçları kadim kültürümüzün eserleri… Havuz geleneğinin Orta Asya tasavvuf ve inanç kültüründe ayrı bir yeri olduğu öğreniliyor. Oradaki havuzu görünce¸ Hulusi Efendi Hazretleri'nin Darende Şeyh Hamid-i Veli Camii önüne 1960 yılında yaptırdığı havuzun sırrı ile maneviyat merkezlerinin ahengi daha iyi anlaşılıyor.


Şah-ı Nakşbend Hazretleri'nin vasiyeti üzerine¸ önce mübarek annelerinin kabri¸ başta Hamideddin Ateş Efendi olmak üzere¸ grup tarafından ziyaret edilir.


Oradan Şah-ı Nakşbend Hazretleri'nin kabr-i şeriflerine yönelirler. Mübareğin kabr-i saadetleri yaklaşık 7X10X1¸5 metre ölçülerinde¸ dış yüzeyi mermerle kaplanmış. Hemen başucunda bir ağaç ve o ağacın gölgesinde oturulacak şekilde altına tahtadan bir yer yapmış medrese öğrencileri… Orada dönüşümlü olarak Kur'an-ı Kerim okuyorlarmış. Türbe-i şerifin yanında dua ve bir müddet rabıtadan sonra H. Hamideddin Ateş Efendi şöyle buyururlar:


“Altın Silsile'nin 16. halkası olan¸ Tarikat-ı Aliyye'nin büyüklerinden Muhammed Behaeddîn Şah-ı Nakşbend Hazretleri (k.s.) bu yolun sohbet ve hizmetten geçtiğine işaret buyurmuşlardır.


Manevî feyz aldığı Pirimiz Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretleri (k.s.)¸ ona âlem-i mânâda şu nasihatte bulunmuştur: “Oğlum Behâeddîn¸ zikr-i ilâhiden fâriğ olma! Mahlûkata hâlisâne hizmet et. Çünkü Hakk'a giden yol¸ hizmetten geçer. Ayağını şeriat seccadesine koy¸ emir ve nehyde istikamet üzre ol. Daima azimetle amel et¸ sünnete ittibâ et¸ ruhsatları bırak¸ bid'atlerden kaç; insanlar¸ hayvanlar ve bitkiler senden hizmet bekliyor. Hafî zikre sarıl. Allah yâr ve yardımcın olsun.”


Bu vasiyetin tesiri ve yaratılışındaki inceliğin eserinden olsa gerek¸ Şah-ı Nakşbend Hazretleri (k.s.)'nin yaralı hayvanlara baktığı¸ yaralarını tedavi ettiği hattâ sokakların temizliğiyle bile meşgul olarak halka hizmet ettiği rivayet edilmektedir. Biz buradan¸ gönüllere gül tohumları eken bu büyük Pîrimiz'in insana verdiği değeri ve hizmet anlayışının nasıl olduğunu anlayabiliriz.”


Nakşbend Hazretleri Müzesi'nde


Cuma günü olduğu için insanların vasıtalarla hem ziyaret hem de cuma namazı için geldikleri görülür. Yemekler pişirilir¸ misafirlere ikram edilir.


8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın Özbekistan ziyareti sırasında¸ Şah-ı Nakşbend Hazretleri'ni ziyaretlerinde külliyenin durumu görünce tamiratı için 40.000 dolar verdiğini Özbekler iftiharla söyleyip minnettarlıklarını belirtirler.


Külliye¸ tarikatın merkezi hâlinde. Tabii¸ böyle büyük ve tarihi bulunan bir tarikat için bir de müze oluşturulmuş. Müzede¸ eski zaman derviş kıyafetleri ile manevî işaretlerle büyük insanların hangi güzergâhlardan Anadolu'ya gittikleri¸ bazı simge ve işaretlerin neler ifade ettikleri müzeyi gezdiren sorumlu kişi tarafından yarı Türkçe yarı Özbekçe açıklanır.


Cuma namazının kılınacağı minarenin yanındaki büyük kubbeli mescide doğru ilerlenir. Caminin tavanındaki ağaç işleme ve süslemeleri¸ görenleri hayrete düşürür ve adeta önüne bakmasını engeller.


Cami imamı ile tanışılır¸ oradaki insanlara silsile-i şerif levhalarından dağıtılarak hediye edilir. Hatta Hamideddin Ateş Efendi'nin teklifiyle gruptaki arkadaşlardan biri ezan okuyup müezzinlik eder. Cuma namazı için cami tamamen dolmuştur.


Çıkışta¸ cami imamı ile biraz daha sohbet edilir. Oradaki manevî atmosfer¸ genelde esen huzur havası¸ insanların edep dolu hareketleri¸ evrensel olan tarikat terbiyesinin insan ruhundaki tesirlerinin hep aynı olduğu müşahede edilir.


Muazzam Bir Derya¸ Muazzam Bir Rüya


Şah-ı Nakşbend Hazretleri'nin külliyesinin ziyaretinden sonraki gün¸ pirlerimizden Hâce Ârif Rivgerî Hazretleri'nin türbesi ziyaret edilir. Orada ısrarla bir kişi Hazret'le ve gruptaki arkadaşlarla ilgilenir. Yakın alakasından dolayı arabaya alınır ve H. Hamideddin Efendi'nin yanına oturur. Bu arada eline vakıf yayınları verilir yayınlarda Hulûsi Efendi Hazretleri'yle H. Hamideddin Efendi'nin fotoğraflarını görünce ağlayarak yüzüne sürer.


Konuşmaya başlayınca her şeyin hikmeti ortaya çıkar. Bu zat¸ Hâce Ârif Rivgerî Hazretleri'nin mescidinin imamıdır. Yolda Özbek dervişle sohbet ilerledikçe adamın garip hâli dikkatleri çeker. Derviş gözyaşlarını tutamayarak bir önceki gece gördüğü rüyayı anlatmaya başlar: “Bana dün gece muazzam bir deryanın üzerinde önde nurani yüzlü bir zat ile arkasında yürüyen nurani cemaatini gösterdiler. O zat-ı muhterem ve cemaati o kadar nurani ve edepli idiler ki imrendim. Rüyamda gördüğüm cemaat sizlersiniz¸ o nurani zat da babanız (Hulusi Efendi'nin fotoğrafını göstererek) ve zat-ı âlinizdir¸ size ne kadar hizmet etsem azdır.” diyerek duygularını paylaşır.


Büyüklerimize yürüme mesafesinde yakın olan bizlerin idrakine varamadığımız değerleri bir Özbekli¸ hâliyle yaşatıyor ve bir kez daha hatırlatıyordu bizlere.


Büyükler hikmetle hareket eder ve gittikleri yere güzellikler götürürler. Onların himmetleriyle o ziyaretlerden sonra¸ Özbekistan'da bulunan pirlerimizin kabirleri onarılmış¸ külliyeleri¸ medreseleri ve kabr-i şerifleri ihya edilmiştir.


Daha sonraki günler¸ Abdulhâlık Gucdüvani Hazretleri'nin¸ Seyyid Emir Külâl Hazretleri'nin¸ Hâce Mahmud Engir Fağnevî Hazretleri'nin¸ Muhammed Baba Semmasi Hazretleri'nin ve diğer büyüklerin kabr-i şerifleri ziyaret edilir.


Şehrin Şerefi


Türkistan ve Özbekistan yöresinin en eski ve en büyük yerleşim ve kültür merkezlerinden biri olan Buhara'ya¸ Buhara Kalesi'ndeki mihmandarların anlattığı şekliyle¸ “Buhara-i Şerif” denirmiş. Türk İslâm dünyasında ‘Şerif' unvanını alan nadir şehirlerden… Mihmandar çok donanımlı biridir. Buhara-i Şerif derken¸ Mekke-i Şerif¸ Medine-i Şerif¸ Şam-ı Şerif şehirlerini sayarak ‘Şerif'in seçilmiş¸ özel manasına geldiğini izah ederken gönül dostları¸ ‘Darende-i Şerif' denmesinin¸ ‘Şerif Hamideddin-i Ümmi' ifadesinin esrarına biraz olsun vâkıf olurlar.


Buhara Kalesi ziyaretinde¸ mihmandarın yanına gelen esnaftan birkaç kişi¸ kâfiledekileri ve başlarında bulunan mübarek zatı sorar. Türkiyeli olduklarını anlayınca Hamideddin Efendi'den kendileri ve Ümmet-i Muhammed için dua etmesi ricasında bulunurlar. Hamideddin Efendi de bu insanların arzularını reddetmeyerek¸ kale burçlarının kenarında¸ Buhara'ya doğru dua eder. Kafiledekiler ve Özbekler hep birden âmin derler¸ çok duygulanırlar ve memnuniyetlerini belirtirler.


Buhara Kalesi'ndeki müzede bulanan 200 litrelik semaverin binlerce kilometre uzaktan getiriliş hikâyesi anlatılır müze görevlisi tarafından. Semaver¸ Müslüman olmayan bir kral tarafından Buhara Emiri'ne hediye edilir. Müslümanlar belki bu semaverden çay içmezler düşüncesiyle¸ musluktan akan suyun saflığını ve temizliğini ifade etmek üzere; saflığın ve temizliğin sembolü olarak balık şeklinde musluk yaptırır. Böylece niyetinin saflığını ve berraklığını nakşeder âdeta. Birkaç kişinin ancak kucaklayabileceği tombul karınlı¸ endamlı semaverin musluğu ayrı bir sanat ve düşünce harikası¸ muhabbet çeşmesidir…


Semerkant ve Taşkent gezileri ise ayrı bir yazı konusu zaten. Bu arada¸ dönüş yolunda yemek ve namaz için bir tesiste durulur. Evi yakın olan tesis sahibi¸ misafirperverliği ile ayrı bir ihtimam gösterir. Tam bir Anadolu insanı gibi¸ bütün çocuklarını Hazret'in etrafına getirir. Hamideddin Ateş Efendi Hazretleri'ne¸ “Ben biraz alkol aldım¸ size yaklaşmaya hicap ediyorum; ama bizim balalara da dua edin.” diyerek çocuklarına ve ailesine dua talep eder. O kişinin bu nazik ve özlü davranışı gruptaki bütün arkadaşları duygulandırır.


Bu hatıralar bitmez ama sayfaların sonuna geldik. Unutmayalım¸ unutulmayalım¸ unutturmayalım…

Sayfayı Paylaş