Trajik Bir Hayatın Kahramanı:Sultan II. Osman ve Şairliği

Osmanlı şiir tarihinden hem şairliği hem de çok trajik hayat hikâyesiyle tanınan Sultan II. Osman, 1603’te İstanbul’da doğdu. Sultan 1. Ahmet’in oğludur. Annesi ise Mahfiruz Sultan’dır. Onu trajik bir sona sürükleyen olaylar, çok genç yaşta, henüz on dört yaşında iken tahta çıkmasıyla başladı. Hükümdarlığı 4 yıl 2 ay 21 gün sürdü.
II. Osman’ın bu kadar kısa süren saltanat yıllarında pek çok hadise yaşandı. Neredeyse hepsi de olumsuz neticelendi. Zira devir değişmiş, bu değişiklikten Yeniçeri Ocağı da nasibini almış, gerek Yeniçerilerde gerekse sipahilerde düzen bozulmuştu. Bu sebeple çıktığı ilk sefer olan Lehistan Seferi başarısızlıkla sonuçlandı. Bunu kardeşi Şehzade Mehmet’i idam ettirmesi, özellikle İstanbul’da mevsim şartlarının olumsuz geçmesiyle başlayan ekonomik sıkıntılar takip etti.
II. Osman bu vahim gidişatı düzeltmek adına ilk iş olarak orduda bir reform yapmak istedi. Kapıkulu Ocaklarını ortadan kaldırıp yerine yeni bir ordu kurmayı düşündü. Bu teşebbüsün haber alınması ise onun hayatının sonunu hazırladı. Zira Kapıkulu askerleri ayaklandılar ve onu tahttan indirerek Yedikule Zindanları’nda hayatına kastettiler. Bu esnada ise henüz on sekiz yaşındaydı.
Genç Osman olarak da anılan II. Osman’ın bu trajik sonu biraz da kendisinin şahsiyet zaaflarıyla ilgiliydi. Gösterişi sevmemesi, devlet harcamalarındaki tutumluluğu gibi müspet özellikleri vardı, ama insan ilişkileri ve yönetim bağlamında problemli idi. Etrafına güvenli bir ekip kuramadı. Tabi bütün bunlarda en önemli sebeplerden biri de gençliği ve tecrübesizliği idi. İşte bütün bunlar onun feci sonunu hazırladı. 1622’de şehit edildi.
Şairliği ve Şiirleri
Genç Osman da ataları gibi şairdi. İyi bir eğitim görmüştü. Bu yüzden zengin bir edebî birikime sahip oldu. Şiirlerini “Fâris” ve “Fârisî” mahlaslarıyla yazdı. Yapılan bir araştırmada II. Osman’ın bu mahlası seçmesinde at sevgisinin etkisi olduğu anlaşılmaktadır. Zira “Fâris” ve bu kelimenin ism-i mensûbu olan “Fârisî” mahlası “at binicisi” anlamına gelmektedir.
Bunlara bakıldığında hemen hepsinin sade bir dille yazılmış şiirler olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden çoğu aruz ölçüsüyle yazılmış olmakla birlikte hece ölçüsü ile yazılanlar da bulunmaktadır. Bunların çoğu gazel şeklindedir. Ayrıca kıt’alar, müseddesler, rubailer ve müfredler de da yer almaktadır. Hakkında yapılan bir çalışmada II. Osman’a ait 28 gazel, 63 nazım, 16 müfred, 2 kıt’a, 1 rubâî ve 1 müseddes olmak üzere toplam 111 şiir tespit edilmiştir. Ali Emirî nüshasında ise 118 şiir bulunmaktadır. Dolayısıyla bu şiirlerle bir Divan denilemese bile bir Divançe ortaya konulmuştur.
Genç Osman’ın şiirleri genellikle kısadır. En uzun şiiri, beş bendden oluşan müseddesi olup; gazelleri genellikle beş beyitlidir. Diğer şiirleri ise dört mısralık tek bendden oluşan nazım, kıt’a, rubâî ve ikişer mısralık birer beyitten oluşan müfredleridir. Bunlar çok genç bir şairin şiirleri olmakla birlikte yine de mükemmellik vasfı taşıyan şiirlerdir. Bu divançenin üç yazma nüshası bulunmaktadır. Bunlar Topkapı Sarayı Müzesi’nde, Süleymaniye ve Millet Kütüphanelerindedir.
Bir Na’tı
II. Osman’ın en büyük arzularından birisi hacca gitmekti. Fakat Yeniçeriler buna imkân vermedi. Hatta onun bu niyeti bir siyasi krize bile sebep oldu. Zira Osman’ın hacca gitmek istemesinin bir sebebi de Anadolu, Suriye, Mısır ve Türkmenlerden yeni bir ordu kurarak Yeniçeri ve Sipahi Ocaklarını kaldırmak ve ilmiye sınıfının yönetimdeki nüfuzunu kırmaktı. Muhtemeldir ki şu na’tı gerçekleştiremediği bu hac niyetinin bir neticesi olarak kaleme alınmış olmalıdır. Bu şiir, şu mısralardan oluşmaktadır:
Eflaki kıldı pür-ziya Mâh-ı Rasûl-i Kibriyâ
Okunsa yir yir yiridür Na’t-ı Rasûl-i müctebâ
Dillerde kalmasa elem olsa gönülden gam cüdâ
Âsîlere mesned olur ol şâh-ı dîn rûz-ı cezâ
Ana salât u hem selâm kıldı bize bunca asâ
Mâh-ı rebí’a irmişüz sağ u selâmet Fârisâ
Buna göre “Rabiulevvel ayı, Hz. Muhammed’in ayıdır. Felekler bu ayda nurla dolmuştur. Hz. Muhammed, dinin sultanı, ceza gününde günahkârların yegâne umudu ve dayanağıdır. Bu aya sağ salim ulaşmanın gereği olarak yer yer na’t-ı Rasûl-i Kibriyâ okunmalı; Hz Muhammed’e gönülden salât ve selâm getirilmelidir.”
Bir Gazeli
II. Osman’ın Divançesinde yer alan gazellerin en güzellerinden biri eşi Sultan Akile (Rukkiye) Sultan’a yazmış olduğu gazeldir. Bu şiir onun aslında ne kadar duygulu bir padişah olduğunu da göstermektedir: “Gördüğüm gibi seni oldu gönül avare/Nice arz eyleyeyim aşkumı sen hünkâre/Yoluma doğrı giderken nideyin ol fettan/Sinleme urdu anun kirpiği mühlik yâre/Yüzi gül gönce dehen kameti bir taze nihâl/Nice kul olmayayın ol şehe ben biçâre/Görmedüm ancılayın dilber-i nazükteni ben/Canum bezi ideyin ol kaşı râ dildâre/Farisî değme güzel sevmez iken neyleyeyim/Aşıkı itdi beni devr-i kühen ol yâre” mısralarından oluşan bu gazelde şair sevdiğine şöyle seslenmektedir: ‘Seni görür görmez gönlüm avare oldu/Sen hünkârıma aşkımı nasıl arzedeyim?/Ben doğru yoluma giderken nideyim ki o fettan/Kirpiği ile sineme tehlikeli bir yara açtı/Bu gül yüzlü, gonca ağızlı, taze fidan boyluya/Bu sultana, ben biçare nasıl kul olmayayım?/Onun gibi nazik tenli bir dilberi görmedim/O kaşları (R) harfine benzeyen ve gönüle hükmeden sevgiliye canımı feda etsem yeridir/Farisî, yanağından bir öpücük alabilecek mi ey sevgili/Rab’dan dilerim ki bu heves bir efsane olmasın.”
İdamıyla İlgili Şiirler
II. Osman’ın öldürülmesi, herkesi çok etkiledi. Bu sebeple ölümü pek çok mersiyenin konusu oldu. Bunlardan en bilineni tarihçi Tûğî Solak Hüseyin Çelebi’nin “Şâh-ı cihâna kıydılar” redifli şiiridir. Bu hadiseden duyulan acıyı dile getiren şiir şöyledir:
Bir Şâh-ı Âlîşân iken Şâh-ı cihâna kıydılar
Geyretlü genç aslan iken Şâh-ı cihâna kıydılar

Gâzî bahâdır hân idi Âlî nesep sultân idi
Nâmiyle Osman Hân idi Şâh-ı cihâna kıydılar

Niyet edüp hac itmege komadı kullar gitmege
Kulluk gerek işitmege Şâh-ı cihâna kıydılar

Hükm itmege kâdir iken Hak emrine nâzır iken
Hac itmege hâzır iken Şâh-ı cihâna kıydılar

Eşrât-ı sâ’atdır bu dem rûz-ı kıyâmetdir bu dem
Kula nedâmetdir bu dem Şâh-ı cihâna kıydılar

Tûğî ciğerler doldu hûn derdim bir iken oldu on
Kan ağladı ehl-i fünûn Şâh-ı cihâna kıydılar

Sayfayı Paylaş