TOPLUMSAL GELİŞİM VE KİTAP OKUMA

Somuncu Baba

“Unutmamalıyız ki¸ insanların duygularını doyurur da¸ idrakini boşaltırsanız o toplumu sürü haline getirmişsiniz demektir!..”

Ülkemizde basılan kitap sayısındaki tırmanışa rağmen¸ okuyucu sayısında bu artışı görmemek şaşırtıcıdır. Eğer bir kitap basıldığı tarihten beş yıl sonra bile raflarda görünebiliyorsa¸ vah bizim kültürümüze!..


  Nüfusunu 70 milyona taşı¸ ama okuyanını bir arpa boyu ileri götüreme… Şimdi bakıyoruz¸ çokça yazan insan var. Çoğu birinin anlattığını başka şekilde yeniden tekrarlıyor. Niye böyle oluyor? Çünkü toplum okumuyor ama yazanımız da okumuyor maalesef. Sürekli bir noktaya işaret etmişimdir: Bu¸ özellikle gençlerimiz için korkunç bir tuzaktır; erken kifayet duygusu… Yani biraz birşeyler konuşup yazmaya başlayınca¸ eskilerin tabiriyle kendisini “Allame-i du cihan” sanmak…


  Burada kimse¸ “Beni mi kastediyor?” demesin sakın! Eğer böyle bir ihtimali düşünüyorsa¸ dönüp rafındaki kitaplarına baksın. Eğer her ay üç-beş kitap almamışsa¸ eğer her ay üç-beş kitap okumamışsa. Böyle bir soru sormasına gerek yok. Kastettiğim doğrudan kendisidir…


  Peki¸ bu ülkenin gelecekteki aydını nasıl oluşacak?


  Unutmamalıyız ki¸ insanların duygularını doyurur da¸ idrakini boşaltırsanız o toplumu sürü haline getirmişsiniz demektir!..


  Bugün Türkiye üzerinde oynanan oyunları cazip hale getiren toplumdaki bu çözülmedir.


  Batı  ülkelerinde¸ siyasetin geleceğini belirleyen aydınlardır. Churchill (Çörçil)in¸ “Britanya adalarının yarısından vazgeçerim ama¸ Shakespeare (Şekspir) in bir cümlesinden geçemem”¸ sözü politik bir malzeme değil¸ bir devlet adamı kararlılığıdır. 20. yüzyılda yaşayan bir devlet adamı¸ 16. yüzyılda yaşayan bir düşünüre böyle sahip çıkıyor. Onun dilini kendi nesline değiştirmeden öğretmenin gerekliliğini savunuyor. Bizde ise¸ siyaset aydınları öğütme derdinde. Aydınlarımız da kendilerini var edecek donanıma kayıtsız; bugün kaç aydın; “Ben ilerisi için bir şeyler üreteceksem¸ geriye bakmam lazım”¸ diyebiliyor? Arkasında bin yıllık bir birikim var¸ ama ondan haberi yok¸ ona yabancı¸ hatta birçoğu ona düşman!.. Osmanlı'ya tavır almak¸ Osmanlı aydınlığına tavır almayı gerektirir mi? Bu kadar ilkel bir düşence olabilir mi? Bu düşmanlık öyle bir noktaya taşındı ki¸ bu ülkenin siyasetçisi ve aydını el ele vererek¸ o çok sahip çıktıkları Atatürk'ün dilindeki 20 bin Osmanlı'ca kelimeyi bile söküp attılar. “Nutuk”un¸ “Söylev”e dönüşen trajikomik macerası bizim aydın ve siyaset profilimizi çok iyi ortaya koyar…


  Bizim pek de tanımadığımız¸ hatta orta dereceli okulları bırakın  Üniversitelerin bile kapısından içeri sokmadığımız¸ İbni Haldun'u¸ İbni Sina'yı¸ Farabi'yi¸ Biruni'yi¸ Cabir'i¸ Kaşgarlı Mahmud'u¸ Gazali'yi¸ Maturidi'yi¸ E.bu Hanife'yi¸ Mevlana'yı üniversitelerinde okutan Batılı¸ senin kültürünün bütün değerlerini kendine aktarıp¸ geri sana satarken¸ biz sadece onları Batı referanslarıyla kabul edebiliyorsak¸ bu kendimize güvenimizde ciddi bir çöküşün işareti olmalıdır. Tıpkı gençlerin erken kifayet tuzağı gibi bir şey bu…


  Bunlar kültürde bir devlet politikasına sahip olmayışımızın getirdiği buhranın çaresizliğidir. Maalesef¸ şu kaygıdan kendimi kurtaramadım: “Bu ülkede söz devlette değil galiba; devleti baskısı altında tutan dış güçlerin figüranlarının elinde herhalde!..”


  Okumaktan söz edip sözü politikayla bitirmek istemem. Ne var ki¸ benim güzel ülkemde¸ okuyan insanın çoğalmasını engelleyen sadece kendi zaaflarımız değil¸ belki ilk ve önemli pay kişisel olarak bizlerin¸ ama devlete sızmış gizli bir el¸ bizim ruhumuzu öldürmek için adeta bir “Haçlı Savaşı zihniyetiyle” öylesine üzerimize çöreklenmiş ki¸ politikamız da¸ kültürümüz de bu çemberin dışına çıkamıyor…

  Bunun âfâki bir söz olmadığını öğrenmek istiyorsanız¸ yabancı vakıfların ülkemize akıttığı paraların¸ kimlerin vasıtasıyla¸ nerelerden gelip nerelere gittiğine bakmanız yeterlidir!.. İşte o zaman okumanın ne kadar önemli bir şey olduğunu göreceksiniz…

Sayfayı Paylaş