TEVBE YOLU

Somuncu Baba

"Hakk'a iltica eden¸ başını bu yola koymalıdır. Sevdiğinin yoluna yüzünü sürmelidir. Hak da kendisine samimiyetle dönen kuluna merhametle muamele edecektir. Zira böylesi bir lütuf Sultan'ın şanındandır."

Tasavvuf şiirinde asıl amaç¸ hiçbir zaman şiirin bizâtihî kendisi olmamıştır. Şairler¸ duygu ve düşüncelerini anlatabilmek için en tesirli vasıta olarak şiiri gördükleri için bu türe başvurmuşlardır. Bu yüzden tasavvufî şiir¸ daha çok didaktik (öğretici) bir nitelik taşır. Şair¸ bu yolla aslında İslam'ın en temel kurallarından birisi olan "Emr-i bi'l–ma'rûf¸ nehy-i ani'l-münker" ilkesince hareket etmektedir. Temel anlayış bu olduğu için de şiirlerinde gerek tasavvuf yoluna namzet sâliki¸ gerekse şiire muhatâp diğer insanları irşat etmek en başta gelen amaçtır.


 


Tasavvuf şairleri¸ bu özellikteki şiirlerinde önce kendi nefislerine seslenirler. Bu tavır¸ pedagojik olarak da son derece doğrudur. Nasihatin muhatâbındaki tesiri bu yolla daha etkili olmaktadır. Öte yandan şair¸ asıl mesele olarak kendi nefsinin ıslahının peşindedir. Zira aynasını parlatmayan bu aynada hakîkatin tecellîlerini de göremez. Yine kendini inşa edemeyen başkasında müsbet değişiklikler konusunda etkili olamaz.


 


Son devrin çok önemli mutasavvıf şairlerinden biri olan Hulusi Efendi de şiirlerinde bu temel ilkelere uygun şiirler söylemektedir. Bu şiirlerde tasavvuf şiirinin sabır¸ şükür….. gibi bütün temel kavramları yer alır. İşte bunlardan biri de tevbe kavramadır. Dîvânında bu konuda müstakil bir şiir de yer almaktadır. Fakat şiire geçmeden önce tevbe kavramına bir bakmak gerekmektedir.


 


Lugat mânâsıyla "pişmanlık¸ nedamet¸ hatâdan dönme" anlamlarına gelen bu kelime¸ tasavvuf literatüründe ise şu anlama sahiptir: "Kalpteki kötülükte ısrar düğümünü çözüp Hakk'a dönmek ve Rabb'in hukukunu gözetmektir."


 


Hulusi Efendi'nin sözünü edeceğimiz şiiri¸ adeta bu kavramın beyanı niteliğindedir. Zira şiir¸ şöyle bir beyitle başlıyor:


 


Ey gönül gel edelim tevbeler isyanımıza


Dahi bel bağlayalım sıdk ile sultanımıza


 


Bu beytin anlam dünyasına girebilmek için "tevbe"nin yanı sıra "isyan" kavramına da bakmak gerekiyor. Çünkü bütün hatâlarımızın¸ yani tevbe gerektiren davranışlarımızın temelinde isyan yatmaktadır. Yani isyan¸ insana hatâ yaptırmaktadır. Hatâ ise kalbi kirletir; kararmasına sebep olur. Kararan bir kalpte tecellî gerçekleşmez. Kişi¸ hatâ ile şeytanın yahut nefsinin kontrolüne girer. Onların emirlerini baş tacı eder. İşte şair¸ kalbi öldüren bu tehlikeye işaret ederek¸ tevbe ile arınmaya ve samimiyetle kalbin asıl Sultan'ına bağlanmaya¸ gönülde O'nu hükümran kılmaya çağırıyor.


 


Hakk'a iltica eden¸ başını bu yola koymalıdır. Sevdiğinin yoluna yüzünü sürmelidir. Hak da kendisine samimiyetle dönen kuluna merhametle muamele edecektir. Zira böylesi bir lütuf Sultan'ın şanındandır. Şair bunun için şiirin ikinci beytinde şöyle söyleyecektir:


 


Başımız uğruna koyup sürelim yüz yoluna


Ola ki lutf ile rahm eyleye efgânımıza


 


Burada "efgân" kelimesi de dikkat çekicidir. Biliyoruz ki Rab'den uzak düşen gönül mutlu ve mutmain olamaz. Kalbin safâsı Allah'ı anmakla olur. Eğer¸ biz O'nu zikredersek efgânımız da sona erer.


 


Hulusi Efendi¸ tevbe kavramını ele alırken üçüncü beyitte "ağlamak" kavramına işaret eder:


 


Ağlayalım gece gündüz akıdıp gözyaşını


Erişe bir nazar dîde-i giryânımıza


 


Burada ağlamak¸ gözyaşı dökmek aslında kalbin tevbesidir. Zira dil¸ kelime olarak tevbeden söz edebilir. Fakat samimi tevbede asıl olarak kalbin tevbe etmesi önemlidir. Bu da gözyaşıyla olabilir ancak. Çünkü dil yalana cür'et edebilir¸ ama kalplar yalan söyleyemez. Kulun bu şekildeki Hakk'a yönelişi de yine bir başka lütfun kapısını aralamaktadır. O da ağlayan göze nazar-ı ilâhînin erişmesidir. Görüldüğü gibi kendisine bir adımla yönelene rahmet ve bağış sahibi¸ bin adımla karşılık vermektedir. Kalbin sahibi¸ kulu için hep hayır ve esenlik dilemektedir.


 


Tevbe¸ öncelikle tevbeyi gerektiren söz ve fillerden vazgeçmeyi gerektirir. Hulusi Efendi¸ şiirinde buna da dikkat çekerek şöyle demektedir:


 


Edelim terk-i hevâ vü hevesi cümle ne var


Nice dil uzatalım sevgili ihvânımıza


 


Hevâ ve heves¸ nefsin meşru olmayan istek ve arzularıdır. Her biri bizi bir hatâya sevk eder. Onun için tevbe söz olarak "pişmanım" lafzıyla¸ kalp olarak "gözyaşı dökmekle" fiil olarak ise "terkle" yapılırsa samimi bir tevbe olur.


 


Tevbe ile doğru yola iltica eden için lütuflar ardı ardına gelir. Bunlardan biri de dildar (Mutlak sevgili)'ın gönlümüze okunu atması¸ yani nazarıyla tecellî etmesidir ki¸ bu¸ kulun Sahibi ile yeniden samimi bağlar kurduğunun bir işareti olur. O'ndan ayrı kalmanın acısıyla iyice kuraklaşan gönül¸ bu nazarla yeniden yeşillenir. İlâhî bilgilere muhâtap olacak arınmışlığa kavuşmuş olur. Bu söylediklerimizin şair dilindeki ifadesi ise şöyledir:


 


Derd ile dîdârımız ol yârımız atar okunu


Derd ile çak etdiğin sîne-i uryânımıza


 


Sevenin sevdiğine kavuşması ise onun "bayramı"dır. Dert ve gam ile dolu olan gönül artık neş'e ve sevinç içinde olacaktır. Burada en büyük lütuf ise O'nsuz vîrân hale gelen gönle Sevgili'nin ayak basmasıdır. Yani artık kalpte oranın hakîkî sahibi olarak Allah vardır.


 


Nice bin îd ile bin neş'e husûle gelecek


Bir kadem basdığı an lutf ile vîrânımıza


 


Hatâlı yolda olan bu yoldan döneni ayıplar¸ kınar. Fakat şunu hiç düşünmez: Kalp ile sahibi arasında yakıcı bir ateş¸ yani aşk¸ bağlılık vardır. Kalbi hatâlardan yüz çevirten aslında bu aşktır. Yakıcıdır¸ fakat yaktığı hatâlardır. Tevbe ile ateş güle döner ve gönül bir gül bahçesi olur. Zira bülbül artık buradadır. İstikâmetini düzeltenlere gaflet içinde kalmayı sürdürenler bir de bu gözle bakmalıdırlar.


 


Şair¸ işte bu duygularla şiirini bitirir:


 


Ey Hulûsî bizi ta'n eylemeğe kasd kılan


Nazar etmez mi acep aşk ile sûzânımıza[1]


 


Bütün bunlardan çıkan sonuç şudur. Kalp¸ mecazen Beytullah'tır. Kalpler¸ ancak Allah'ı anarak huzur bulurlar. Öte yandan ise nefis ve şeytan da kalpte hükümranlık davasındadır. Bu yüzden kalp¸ bir çatışma alanıdır. Hatâlar¸ kalbin hâkimiyetinin nefse geçtiğinin¸ tevbe ise kalbin asıl sahibine ait kılındığının göstergesidir.


 


İnsan hatâ yapabilir. Fakat tevbe gibi bir imkânı vardır. Eğer bunu samimiyetle kullanabilirse zaten lutuflar da ona bu mücadelesinde yardımcı olacak ve kul en kısa zamanda nefsiyle yaptığı bu mücadeleyi zaferle sonuçlandıracaktır. Şiirde yer alan "ihvân" ve "ta'n eyleyenler" ifadeleri aslında tevbenin sadece şahsi bir hadise olmayıp toplumsal bir boyutu olduğunu da göstermektedir. Zira hiç bir mü'min sadece kendi kurtuluşunu dilemez. İster ki tevbe ve Hakk'a dönüşle tattığı lezzeti bütün kullar da tatsın. Dolayısıyla tasavvuf yolu burada aynı zamanda toplumsal bir huzur yolu olarak da kendini göstermektedir.


 


Nitekim diğer sûfîlerde olduğu gibi Hulusi Efendi de bu doğuşları (şiirleri) bir dergâh ortamında ihvânına nutk etmektedir. Demek ki biz¸ bu şiirlerde sadece şairinin kalbî bir meselesini değil¸ aslında fert ve toplum olarak kendi meselemizi görmekteyiz. Yani¸ söz tek tek hepimize söylenmiştir. Şiir¸ bu anlamda hayırlı olana davet¸ şerli olandan kaçınma çağrısıdır.


 


Bu tür metinler¸ birer padagojik metin olarak da görülmelidir. Eğitici¸ öğretici vasıflarıyla modern çağda eğitim ve öğretim meselelerinde kalbi ihmal eden anlayışların zararlarından bu metinlerdeki doğruları öğrenerek kurtulabiliriz. Bu yüzden her sûfînin şiiri aslında bizim insan olarak en temel meselelerimize işaret eden şiirlerdir.


 


 






[1] Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi¸ Divan-ı Hulusi-i Darendevi¸ yayına hazırlayanlar: Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz¸ Nasihat Yayınları¸ s. 251¸ Ağustos 2006¸ İstanbul

Sayfayı Paylaş